• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
TÜM YAZILARI

Hukuk, ahlak ve ekonomi

30 Kasım 2021


Abdurrahman Dilipak İletişim: [email protected]

Kasım ayında MAG danışmanlığın yaptığı kamuoyu araştırması açıklandı. Kamuoyu; kamuoyu araştırma şirketlerine  %38 güveniyor. %26 kısmen, %25’i güvenilmez bulurken; %25’in bir fikri yok.. Bu “Fikri yok”lar önemli. 140’a yakın partinin 10-15’ini çık, tamamı o kadar etmez. Bu kitle, çeyrek ekmek arası döner, bir kutu ayran, mini bir konser ve 1 sayfalık, reklam ajansında hazırlanan siyasi reklam spotlarından oluşan bir konuşmaya %7 oy verdi geçmişte.

Bu arada, şu kamuoyu şirketlerine güvenenler var ya, onlar da kendi şirketlerine güveniyor, ötekilerinkine güvenmiyor. Yani adil bir şahidlik sözkonusu değil o konuda, genel anlamda, istisnalar müstesna!

Sözkonusu açıklamada beni korkutan bir sonuç vardı: Araştırmaya katılanların %60’ı ülkenin temel sorununun ekonomi olduğunu söylüyor. Eğitim ve kültür alanındaki yetersizliği temel sorun olarak görenler %10, göçmenlerden kurtulursak kurtuluruz diyenler %12, adaletsizlik ve ahlaki sorunlar diyen %12, %6’sı başka sebebler öne sürmüşler.

Hani adalet mülkün temeliydi! Adalet yoksa, hiçbir şeyin teminatı yoktur. Ahlak yoksa hangi adaletten söz ediyorsunuz ki. O zaman avukat tutmaz hakim tutarsınız! Bunu anlamak için faal bir akla ihtiyaç var. Maarifi sorun olarak görenler %10’da kalmış. Aslında o eğitim ve kültür dediğiniz yapı da, müfredat, İK, finansal destek kaynakları itibarı ile “aydın ihaneti” ve “aydın yabancılaşması” olarak ciddi eleştirilere muhatap olan kesim. Hani derler ya “Beni bir tek sen anladın, onu da yanlış anladın diye, o hesap”.

Aslında bir “kahtı rical” dönemi yaşıyoruz. Bizi biz yapan değerlerden koptuk-uzaklaştık. Yani “alameti farika”mızı, bizi ötekilerden ayıran farklılıklarımızı kaybettik. Din “irtica”, dindar “mürteci” diye tanımlandı yıllarca. Bilim, sanat, felsefe, ekonomi, siyaset, tarih hepsi batıdan aktarma şeyler. Din, tarih ve sağlık, artık magazin konusu oldu, magazinleştirildi. Toplum din, ahlak, gelenekten kopartılarak kişisel planda BİREY’leştirilirken toplumsal planda cinsiyeti bile dönüştürülmeye çalışılan Seküler bir GENOM topluluğuna dönüştürüldü.

Toplum kanaat önderleri üzerinden “kökü mazide olan ati” anlayışı ile geleceğe hazırlanmıyor, aksine toplum mühendisleri eliyle dahili ve harici güçlerin piyonu haline getiriliyor.

Ha! Bu arada kamuoyu araştırmasına şu “Dış güçler” konusu da yansımış. Sormuşlar, son zamanlarda fiyat artışı ve kurdaki dalgalanmanın sebebi nedir? Cevap: %54 ekonomi kötü yönetiliyor. %24 döviz kurundaki artış. %8 zincir marketler, %8 dış güçler, diğerleri %6, %10 kararsız, bilmiyor. Burada %8’in “Dış güçler” konusu önemli.. O hangi dış güç? Birine göre AB, birine göre, NATO, birine göre ABD, birine göre Çin, Rusya, Yunanistan filan olabilir?

Bu dış güç dediğiniz yeni bir şey değil. “Ey Türk gençliğinde bu tesbit yapılır: “İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır.” Şimdi birileri “Bedhah ne demek?” diyebilir. “Kötü kişiler”. “Dahili”, “İç;Harici”, “Dış” kötüler, yani düşmanlardan söz ediyor. Zaten sözün devamında buna işaret var. Yani bu konu Kemalist bir slogan olarak siyaset tarihine geçti ve orada o gün suçlananlarla, bugün burada suçlananların da zaman içinde değiştiğini söylemek de mümkün. O gün dış düşmandan anlaşılan bugün “dost” ve “müttefik” oldu! O hızla “rakıyı içince” “Yunan’la kardeş” de olduk netekim!

Kişi ya da bir iş, bir söz kötü ise, o “dahili” de olsa “harici” de olsa ben onlardan değilim. Eğer iş ve söz güzelse, o dahili de olsa, harici de olsa o söz ve iş benim başımın üzerindedir. Zira “onlar sözü dinler, doğrusuna tabi olur, yanlışına karşı çıkarlar”. Hikmet de mü’minin yitik malıdır. Firavunun karısı “Asiye” olunca, hizmetkârı “Haacer” olunca o benim annem olur. Hz. Lut’un karısı, Hz. Nuh’un karısı olunca o benden uzak dursun!

Yukarıda Maarif, Hukuk ve Ahlak’ın ıskalandığını yazmıştım. Başımıza gelen felaketi anlamak için şu hususa dikat edelim: “Allah cahil ve zalim bir topluluğa yardım etmez. Ahlaksız, fasık o toplulukların işlerini sarp dağlara sardırır ve onlar kendilerini değiştirmedikçe Allah onlar hakkındaki hükmünü değiştirmez. Sonuçta her topluluk layık olduğu şekilde idare olunur. Bir topluluğa, kişiye, ülkeye bakın, orada hukuk, ahlak ve ekonomi nasıl o zaman onlar nasıl bir topluluk ve halleri nicedir, hemen anlarsınız. Bu hesapta ekonomi genel olarak sonuçtur. O sonuç, tekrar o süreci tetikler, yani yılan kendi kuyruğunu ısırır!

Kamuoyu araştırmasındaki tesbitler, vahiydeki tehditlerle örtüşünce bugün memleketimiz, İslam dünyası ya da dünya böyle sorusunun cevabı daha net şekilde ortaya çıkabiliyor. Ama kim okuyup, düşünüp ona göre bir yol takip ediyor ki!

Eminim herkes başka sonuçlara bakmıştır, bu kamuoyu araştırmasında! Mesela bugün seçim olsa kim ne kadar alır! Söylüyorum: Babanız peygamber olsa gelse, sizi kurtaramaz. Peygamberler kurtarıcı değil, Onlar kurtuluşa çağırırlar. Göklerin ordularının komutası, göklerin hazinelerinin anahtarı Onların ellerinde değil. Kader, rızık ve ecelimiz O’nun elindedir. Onunsa ortağı yoktur! Ve herkes layık olduğu şekilde yönetilecektir. Biz kendimizi değiştirmeden Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir. Ve Allah (cc) bizi mallarımızı, canlarımızı, sevdiklerimizi kimi zaman artırarak kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Allah servet ve iktidarı halklar, ülkeler arasında evirir çevirir ve hepsi bir imtihan içindir. Bize düşen bu hercümerc içinde Hak’kı üstün tutmak ve O’nun rızasını düşünmektir..

Herkesin daha çok merak ettiği şeyler, benim için çok da anlamlı değil. Onlar sadece sonuç, burada asıl önemli olan süreç, biz o süreçte ne yapıyoruz. Bana sorarsanız gidişat iyi değil. Erken seçime karşı çıkmayanlar %48+15=63, ülkenin iyi yönetilmediğini söyleyenler de %50’nin üstünde. Zaten herkes kendi çevresine adil bir şahid gözüyle bakacak olursa, gerçeği görecektir. Bugünlük de bu kadar. Ha! Kim misgali zerre kadar iyilik ya da kötülük yaptı ise karşılığını görecektir. Dünya yansa, siz o 40 kişi yani Nuh’un gemisine binenlerdenseniz korkmayın, mahzun olmayacaksınız. Sizi, gören, duyan, bilen, hüküm sahibi bir Allah var! Selâm ve dua ile.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Özgür danis

Üstat yazıniz çok güzel Allah ve rasülü razı olsunnn.... Alllaaahhh c. C de reisin yardımcisi olsun ona hakkı hak batılı batıl olarak söyleyenlerin sayısını artırsın.. Yakın olan dalkavuklardan bir an önce kurtarsın aminnnnn...
  • Yanıtla

Mehmet Şerif (Yıllar öncesine gitsek ve onun gözleriyle baksak)

Mehmet Akif, tam on bir yıl süren bu uzun seferin sonunda,işte bembeyaz bir hastane odasının bembeyaz bir yatağında solgun,mecalsiz ve bitap yatıyor.Başucundaki sandalyeye oturdum. Ak kılların çerçevelediği bu sapsarı yüze,bu gevşemiş,şarkmış çizgilere bu yorgun ve dalgın gözlere bakıyorum, zaman denen şeyin kudretini hayat denen efsanenin sırrını bilmek istiyorum,sonra yavaşça soruyorum -Özledin mi bizi üstat ? dudaklarını hiç kıpırdatmasaydı hiç ses çıkarmasaydı bile,bu zehir gibi gülümseyişiyle her şeyi söylemiş olurdu. Özlemek mi oğlum..Özlemek mi ? Bu acının büyüklüğünü bir daha kendi içinde görmek ister gibi gözlerini yumdu, sonra kesik kesik konuştu; Mısır’dan üç gecede geldim. Bu üç gece otuz asır kadar uzun sürdü..Orada on bir yıl kaldım ..fakat bir an oldu ki, on bir gün daha kalsaydım çıldırırdım… -Hasret Kupkuru dudaklarında kendi gibi solgun bir ses sızıyor; -….Çok acı… kavuşmanın sevinci ? -Onu sorma oğlum…Onu ben kendi kendime bile soramıyorum..ancak yazık ki vapurdan çıkar çıkmaz yatağa düştüm.hiç bir şey göremedim. -Ve kendi kendine söylüyor; -Cennet gibi yurdumdayım ya..Çok şükür. Hastalığı akla geliyor; Karaciğerim, dalağım şişmiş..geldik, yattık burada .Müşahede altına aldılar, bakalım ne olacak? Eski hatıralarını deşiyorum.Milli Mücadele’nin ilk günlerinde Ankara istasyonunda karşılaşışımız hatırlıyorum. Evet diyor.İstanbul’dan, mücahede aleyhine fetva çıktığı gün ayrılmıştım.Üsküdar’dan araba ile şimdi ismini hatırlayamadığım bir köye gittik, oradan’Cuma’yı tuttuk.O zaman Adapazarı’nda karışıklıklar vardı, kenarında geçtik, kah öküz arabalarıyla, kah beygirlerle lefke’ye geldik ve trenle Ankaraya ulaştık.. Ankara Yarabbi ne heyecanlı gün..Ya Sakarya günleri..fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla ye’se düşmedik. Zaten başka türlü çalışabilir miydi ? Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz..Fakat imanımız büyüktü’ Yorgun ,susuyor.. -İstiklal marşı`nı nasıl yazdınız ? Yavaşça yatağında doğruluyor, yastıklara yaslanıyor sesi birden canlanıyor; -Doğacaktır, sana vaat ettiği günler hakkın!... Bu ümitle, imanla yazılır.O zamanı düşünün..İmanım olmasaydı yazabilir miydim.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23