• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
TÜM YAZILARI

Hılfu’l-Fudûl ve zulme karşı birlikte mücadele

31 Mart 2015
A


Abdullah Yıldız İletişim: [email protected]

Pazar günü yapılan Mazlum-Der İstanbul şubesi kongresinde bir konuşma yapmam istendi. “Kim olursa olsun zalime karşı mazlumdan yana!” şiarıyla çeyrek asırdır zulme karşı mücadele eden Mazlum-Der, bu duruşuyla Efendimizin (s) 20’li yaşlarında üye olduğu Hılfu’l-Fudûl’un Mekke’deki mücadelesini bu çağa taşıma misyonunu üstleniyor. Öyleyse Hılfu’l-Fudûl’u çok iyi anlamalıyız.

Kureyş ile Hevâzin kabilesi arasında dört yıl süren ve “haram aylar”da yapıldığı için “Ficâr Savaşı” denilen iç savaş nedeniyle Mekke’de can ve mal güvenliği kalmamıştı. Dışardan gelenlerin malları yağmalanır olmuştu. Âs b. Vâil, Mekke’ye gelen Yemenli bir tüccarın malını gasp etmişti. Yemenlinin feryâdı üzerine Efendimizin amcası Zübeyr, Kureyş ileri gelenlerini topladı. Reisler Beni Temîm’den Abdullah b. Cud’â’nın evinde toplanıp,“Mekke’de zulmü önlemeye, yerli-yabancı hiç kimseye karşı haksızlık ettirmemeye” karar verdiler. Haksızlığa uğrayanlara yardım etmek için şu yemini yaptılar: 

 “Allah’a yemin ederiz ki, hepimiz mazlum ile birlikte zalime karşı, bu zalim mazlumun hakkını verinceye kadar, bir el gibi olacağız. Bu ittifakımız, denizde bir tüyü ıslatabilecek kadar su kalıncaya dek ve Hirâ ve Sâbir tepeleri yerinde durdukça ve (mazlumun) iktisadi durumunda eşitliğe tamamen riayet edilerek devam edecektir.” Sonra da Yemenlinin hakkını Âs’tan alıp geri verdiler.

Vaktiyle, Cürhümlüler zamanında Fadl b. Hâris, Fudayl b. Vedâa ve Mufaddal b. Fedâle isimlerinde üç kabile reisi bir araya gelerek, “Mekke’de zulme meydan vermeyeceğiz, zayıfların hakkını adâlet üzere alacağız” diye yemin etmişlerdi. Onların bu yeminlerine “Hılfu’l-Fudûl” (Faziletliler/Erdemliler Yemini) denilmişti. Bu sebeple aynı konuda yapılan bu yemine de “Hılfu’l-fudûl” ismi verildi.

20 yaşında bu toplantıya katılıp, aynı yemini yapan Peygamberimiz (s) Hılfu’l-Fudûl’a üye olmuştu. Cemiyet çalışmalarını çok takdir etmiş, Peygamberlikten sonra da: “Ben Abdullah b. Cud’ân’ın evinde bir antlaşmaya katıldım. Bana o antlaşma, kırmızı develer elde etmekten daha sevimliydi. Bugün İslâm döneminde de böyle anlaşma yapmaya çağırılsam bunu derhal kabul ederdim”buyurmuştu.

Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi adlı eserinde cemiyet faaliyetlerinden örnekler verir: 

-Übey b.Halef’ten parasını alamayan bir Sümaleli, Fudûl’a başvurur. “Ona git, Fudûl’dan geldiğini söyle; şayet ödemezse bizim gelişimizi beklesin” derler. Bunun üzerine Übey borcunu derhal öder.

-Ebû Cehil, Zebidli bir tüccarın malına çok düşük fiyat teklif eder. Kimse de yüksek fiyat veremez. Hz. Muhammed, adamın istediği fiyattan malı satın alır ve bu yüzden Ebû Cehil’le sert münakaşa eder.

-Hz. Muhammed (s) peygamber olduktan sonra da Ebû Cehil, Araşlı bir tacirin ücretini ödemez. Tüccar Kâbe’nin önünde şikâyete başlar. Birisi ona ancak Muhammed’in yardım edebileceğini söyler. Burada bir alay sözkonusudur. Araşlı Efendimiz’e gider ve birlikte Ebû Cehil’in evine varırlar. Ebû Cehil, borcunu derhal öder ve duruma şaşıran dostlarına, ‘kapıya vurulan darbelerin evde depreme sebep olduğunu ve Muhammed’in (s) yanında ağzından köpükler saçan dev gibi bir deve gördüğünü’ söyler. 

Tarihi Mekke’nin ilk dönemlerine uzanan ve Efendimizin bizzat katıldığı bu kadîm İsmailî geleneğin, çağımıza taşınması, Müslümanlar olarak omuzlarımıza yüklenen kutlu bir görevdir. Ancak, bu görevin elbirliği ile yapılması gerektiği açıktır. Bu konuda da Efendimizin Kâbe Hakemliği bize örnek oluşturur.  

Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil’in birlikte inşa ettikleri Kâbe, geçen yıllar içinde yıpranmış ve nihayet bir yangınla harap olmuştu. Kureyşliler Kâbe’yi yıkıp yeniden yapmaya karar verdiler. Tamir işine herkes katıldı. Duvar yükselip de sıra Hacer-i Esved’i yerine koymaya gelince bu konuda anlaşamadılar. Her kabile, bu şerefin kendilerine ait olmasını istiyordu. Aralarında kavga başladı. Abdüddâroğulları, bir çanaktaki kana ellerini batırarak: “Kanımız dökülmedikçe, bu konuda kimse bizim önümüze geçemez” diye yemin ettiler. Kureyş’in en yaşlısı Ebû Ümeyye: “Harem kapısından ilk girecek zâtı hakem yapıp, onun vereceği karara uyalım” dedi. Teklif kabul edildi. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed (s) girdi. Buna çok sevinerek: “Bu zât, güvenilir (emîn) bir kimsedir; onun hakemliğine razıyız” diye bağrıştılar. 

Efendimiz (s), yanlarına gelince, durumu ona anlattılar… O sıralar 35 yaşında olan Peygamberimiz (s), sırtındaki ridasını çıkarıp Hacer-i Esved’i üzerine koydu ve ridanın her bir ucunu kabile reislerine tutturdu; hep beraber konulacağı yere kadar taşıdılar. Efendimiz de taşı alıp yerine yerleştirdi. 

Bu olay, birbirleriyle “hayır yarışı” yaparken egolarına ve tarafgirliklerine yenilip kardeşlerine kin duyar hatta kan döker hale gelen İslami gruplar için anlamlı bir örneklik olarak bugüne taşınmalıdır. 

Haydi! Allah’ın birliğini sembolize eden Hacer-i Esved’in altına elimizi birlikte koyarak, zulme karşı ve en büyük zulüm olan şirke ve küfre karşı Tevhid mücadelemizi vahdet halinde zafere taşıyalım…

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23