Psikolojik Danışman ve Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu evlilikleri bitiren hataları yazdı...
Psikolojik Danışman ve Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu “5 Tipik Hata”nın aile ocaklarını yıktığını, boşanmalara sebep olduğunu belirtiyor. Kayaoğlu; bu kanaate, hastalarının beyanlarından ulaşmış. Bu “5 Tipik Hata”yı ayrıca ayrıntılarıyla Haber 7’de yazdı:
Eşlerin birbirini kötülemesi:
Çiftler birbirlerine kızmaya başladıklarında, bu öfkeyi etraflarındaki kişilerle paylaşmaya başlıyorlar. Zamanın getirisi olan haklı paylaşımlar, süreç ilerledikçe raydan çıkabiliyor ve karşılıklı karalama kampanyasına dönüyor. (..) Konuşmalar, hakaret içeren anlatımlar, eşin kişiliğine yönelik suçlayıcı ifadeler ilişkiyi yıpratır. Siz etrafınızla konuşursunuz eşinizin durumunu ama (..) söylediğiniz her şey bir biçimde hayat arkadaşınıza ulaşır. Böylece kendisi hakkındaki düşüncelerinizi, ağırlaşmış ifadeler şeklinde etraftan dinlemek zorunda kalır. Aranızda düzelecek bir mevzu varsa bile düzelme şansı iyice azalır. Bir süre sonra avukat aramaya başlarsınız maalesef.
Hapsolmuşluk duygusu:
Kötü giden ilişkilerin en tipik özelliklerinden birisidir hapsolmuşluk. Günlük hayatta “Sen böylesin!” veya “Aynı babası gibi!” şeklindeki benzetmeler. Farkında olmadan eşimizi belirli bir alana hapsederiz. Onu babasına benzettiğimizde, belirli davranış kalıpları içine kilitleyerek değerlendirmeye başladığımızda, eşimizin gerçek ve doğal halinden uzaklaşmaya başlarız. Davranışlarını, sözlerini beynimizde oluşturduğumuz zindanın çerçevesiyle yorumlamaya başlarız. Böylece (..) beynimizde oluşturduğumuz sanal bir eşi yargılar dururuz. Derken hayat arkadaşımızı baş düşmanımız gibi algılamaya başlayabiliriz. Her söylediği batar, hatta söyledikleri bile bizi acıtır. Akıl okumalar devreye girer. Okunan her akıl, acıdır ki olumsuz içeriklidir. İlişki başlar gerilemeye.
Mesajı yanlış verme:
Bizim insanımız herhangi bir mesajı doğru vermeyi bilmiyor. Hele bu kişiler evli çiftlerse.. (..) Biz bir mesaj veririz, (..) bıktırırcasına aynı şeyleri söyler dururuz. Oysa çok önemli bir mesajı bile gereğinden fazla verirsek “sistematik duyarsızlık” gelişir. Mesajı veren çıldırır niye beni anlamıyor diye. Gereğinden fazla duyan zaten istese de anlamaz. (..) Sonuçta ailede huzursuzluk oluşur. Biz iletişim kuramıyoruz, birbirimizi anlayamıyoruz diye şikayetlenen ailelerin çoğunun ana problemi budur.
Duygusal mesafe:
Eşlerin birbirine mesafeli, yabancıymış gibi davranması durumudur. (..) Aynı evdesiniz, evlisiniz ama sanki uzaydan gelmiş bir varlıkla zoraki aynı ortamı paylaşmak zorunda kalmışsınız gibi hissetmenize neden olur. Uzak, bomboş, anlamsızdır eşiniz... ve eviniz... “evli miyim neyim” bilemezsiniz... Duygusal, hassas, kırılgan kişiler daha yatkındır bu ilişkiye. Küserler ama neye küstüklerini bile bilemezsiniz. Soğuk dururlar ve sebebini söylemezler. Sen keşfet edasıyla dolanır dururlar. Keşfedemezsiniz de! Sorsanız cevap alamazsınız da! Olabilecek en kötü evlilik şeklidir. (..)
İnsanların çocuklaşması:
Çok enteresan bir durum ama evlenince insanlar çocuklaşıyorlar sanki! (..) Ciddi ciddi küsen, bağıran, haykıran, hoşuna gitmeyen bir durum olduğunda tepinen, eşine lakaplar takan, ağzına gelen her lafı hiç sansürlemeden löppp diye söyleyen çocuk! Tartışma anında kapıları çarpıp çıkan, eline geçen eşyaları ucuz pahalı demeden duvarlara çarpıp parçalayan, camdan aşağı “imdatt burda deli var kurtarın beniiii” diye bağıran, intikam olsun diye eşinin en kıymetli giysilerini makasla parça pinçik yapan, evde görmek istemediğinde eşyalarını camdan aşağıya fırlatan,...vs. (..) Davranışlarında zerre yetişkin kokusu yok ve farkında bile değil.
Özetlemek gerekirse, son dönemlerde boşanmak üzere mahkemelere giden çiftlerde gördüğüm en temel 5 hatayı sizlerle paylaştım. Önüne arkasına eklenecek pek çok bilgi var elbet. Ama her şeyi yazmak da istemiyorum, boşlukları sizin bireysel tecrübeleriniz doldursun diye.