Yrd. Doç. Dr. Yusuf Dinç: Ekonomik saldırıyı zamanında bastırdık
Yrd. Doç. Dr. Yusuf Dinç, finansal darbeyi değerlendirdi: “Doların 7.1 TL olduğu piyasada aynı anda euronun 7.3’te kaldığını görenler, ABD’nin Türkiye’ye karşı ekonomik bir saldırı yaptığını farkedince oyun bozuldu.”
Değerli okurlarımız, bu hafta İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finansı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yusuf Dinç ile ABD tarafından ülkemize yönelik gerçekleştirilen finansal saldırıyı konuştuk...
- Küresel ekonomik saldırıda geldiğimiz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yaşadığımız sürecin küresel bir ekonomik saldırı mı, belli bir merkezden yönetilen bir darbeci plan mı olduğunu anlamakta öncelikle fayda var. Bu sürecin Türkiye’nin bağımsızlık davasına karşı yürütülen bir dizi olayın devamı olduğu yadsınamaz. Türk Lirasına karşı sürdürülen operasyonun merkezinde aynı mahfiller olduğu açıktır. Fakat cephe ne denli geniştir? Önemli soru budur. Parantezin içerisinde birden fazla taraf olduğu düşünülebilir. Gene de Katar gibi ekonomilerin ve diğer ülkelerdeki kardeşlerimizin desteği göz önüne alındığında kürenin tamamının kapsamda olduğunu söylemek yanlış olur.
EKONOMİK SALDIRI ÇÖKTÜ
Yaşanan tam manasıyla bir ekonomik saldırıdır. Fakat darbeci ekonomik saldırının zeminini hazırlayan bir matematik vardır. Bu yönüyle ortaya çıkan kur seviyesinin bir rasyoneli bulunduğu gerçektir. Bunun yanında saldırının matematik rasyonelini kaybettiği anlar tüm dünya tarafından görüldüğünden meselenin iç yüzü anlaşılmıştır. Gelişmelerin ekranlardaki manipülatif birkaç rakamın ötesinde olduğunu yatırımcılar görmüştür. Tiyatronun ayyuka çıktığı gün hacmin küçük, derinliğin sığ olduğu Asya-Pasifik piyasalarında USD kuru 7.1 TL’ye çıkarılmış, ancak öyle bir hata yapılmıştır ki EUR kuru 7.3 TL’de kalmıştır. Oluşan arbitrajın bile anlaşılamadan saldırıldığı görülünce tüm dünya bunun bir atak olduğuna kani olmuştur. Saldırı böylece çökmüştür. Gene de kısa vadede alarmda olmakta fayda vardır.
TRUMP UCUZ NUMARALAR PEŞİNDE
- ABD, Trump ne yapmak istiyor?
ABD’nin ne yapmak istediğini söylemek zor. Fakat Trump’ın yöntemi basit; ABD ekonomisini güçlendirerek piyasalar tarafından kabul edildiği mesajını seçmenine yaymak istiyor. ABD ekonomisi için deflasyon tehdidi geçmiş değil. Kısa vadede amacı sadece enflasyon üzerinden ekonomik iyileşme algısı kurarak seçmeni konsolide etmektir. Bunu başaramadığında alternatif yollara başvurabilecek bir yapısı olduğu da görülmektedir. Papaz meselesinin bir tarafı budur. Diğer tarafı Türkiye’nin özellikle terörist yapılara karşı elde ettiği kazanımlarını yok etmektir. Buna göre Trump, orijinal stratejisinde başarılı olamadığında kabul görmek için her tür ucuz siyasete başvurabilecek bir yapıdadır.
- Türkiye ekonomik saldırılara karşı nasıl bir direniş sergilemeli?
Türkiye’nin ekonomik saldırılara karşı direnci üst düzeydir. Birçok stres testini aşan Türk ekonomisi siyasi gelişmelerin uzağında sürdürülebilirliğini sağlamıştır. 15 Temmuz’u yaşayıp, 17 Temmuz’da işletmelerinin fatura kesmeye devam edebileceği başka bir ekonomi yoktur. Gene de hâlâ yapılacaklar vardır. Öncelikle ve ivedilikle hanehalkının yastık altı varlıklarını, olduğu döviz cinsinden hem de, doğrudan banka hesaplarına yatırmaları gerekmektedir. Ekonomiye kısa vadede en az döviz bozmak kadar güçlü bir katkı sağlanmış olur. Başkan Erdoğan’ın çağrısına uymak başlı başına bir duruş meselesidir.
PİYASA BİR SÖZE BAKAR!
- Peki halkımızın duyarlılığını sermaye grupları gösterdi mi?
Böyle bir etkinin varlığı piyasadaki rakamlara yansımamıştır. Sermaye gruplarının böyle bir duyarlılığının olmasını da kapitalist sistemde beklemek iyimserlik olur.
- Ekonomi denilince akla üretim gelir, Türkiye’nin üretimi çok mu zayıf?
Türkiye güçlü bir üretim ülkesidir. İlk 17 ekonomiden birisi olması bu anlamda ne denli potansiyeli bulunduğunu göstermektedir. Sorun üretim desenindedir. Ürettiğimiz ürünlerin girdisi ithaldir. Katma değeri artırarak bu sorun çözülür.
- Türk ekonomisini yönetenler bu süreçte nelere dikkat etmeli?
Evvela ekonomi yönetiminin oyunu, sistemin kurallarıyla oynayacağına dair bir söylem geliştirdiğini bilmek gerekir. Bunun yanında sisteme alternatif anlamı taşıyan söylemler de getirilmektedir. Bu süreci başarılı geçmek için ya sistemin kurallarına odaklanılması yahut sistemin alternatifinin üzerinde durulması gerekmektedir.
Geldiğimiz noktada kuru yönetmenin en iyi yolu enflasyonu baskılamaktan geçmektedir. Bu da yüksek faizden vazgeçmek anlamına gelir.
“DÜNYANIN 17’İNCİ EKONOMİSİ 25 BANKAYA MAHKÛM EDİLEMEZ!”
- Türkiye şu anda yabancı ortaklı bankaların inisiyatifiyle mi yönetilir halde?
Türkiye’de yerli bankalar dışındaki bankaların konsantrasyonunun bireysel kredilerde yani borçla tüketimin beslenmesinde olduğunu net şekilde ortaya koymak gerekir. Türkiye ekonomisi 8 yerli bankası ve nispeten küçük pazar payına sahip katılım bankaları olmasa daha zor dönemler yaşamak riski ile karşı karşıyadır. Yabancı sermayeli bankalar kendi ülkelerinin mallarının satılması için borçla tüketimi beslemekte ve yüksek faiz talep etmektedir. Yüksek sesle söylemek gerekir ki dünyanın 17. ekonomisi ölçeğindeki bir ülke sayıları 50 civarı olan (25 kadarını dikkate almak gerekir) bankaya mahkûm edilemez. Böyle bir ekonominin 200’den az bankaya sahip olması ironidir. Bu noktada birinci derecede sorumlu olan kurum BDDK’dır. Yahut TCMB’ye bu görev yeniden verilmeli.
