Siyonist işgal rejiminin, İran’da iç karışıklık çıkararak rejim değişikliği hedefleyen sinsi planları duvara tosladı. ABD merkezli New York Times gazetesinin istihbarat kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Mossad Başkanı David Barnea’nın "halkı sokağa dökme" vaatleri fiyaskoyla sonuçlanırken, Tahran yönetiminin sarsılmak bir yana konumunu daha da güçlendirdiği ortaya çıktı.
Haberin detaylarına göre, Mossad Şefi Barnea, Ocak ayında Washington’a giderek Donald Trump yönetimine iddialı bir plan sundu. Planın özü; İran içindeki muhalif unsurları kaşıyarak protestolar başlatmak ve suikastlarla yönetimi felç ederek halkı ayaklandırmaktı.
Siyonistlerin bu iyimser tablosuna kanan Netanyahu ve Trump, savaşın başında üst düzey isimleri hedef alarak bu süreci tetikleyebileceklerini zannetti.
Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Savaşın üzerinden üç hafta geçmesine rağmen İran sokaklarında beklenen çatlak oluşmadı. Aksine, İran savunma hatlarını tahkim ederek petrol tesisleri ve askeri üslere yönelik karşı saldırılarını artırdı.
Mossad’ın İhanet Hattı: PKK ve CIA
Kirli planın bir diğer ayağında ise Irak’ın kuzeyinde konuşlu bölücü gruplar vardı. Mossad’ın uzun süredir irtibatta olduğu, CIA’in ise silah ve eğitim desteği verdiği bu grupları sahaya sürme girişimi, İran’ın kuzeybatısındaki askeri hedeflerin vurulmasıyla zemin bulmaya çalıştı. Ancak ABD tarafının bu seçeneğe olan inancının yitirmesi, Washington ve Tel Aviv arasında ciddi bir gerginliğe yol açtı.
Siyonistlerin "İçeriden Çökertme" Hülyası Kabusa Döndü
New York Times’a konuşan 12’den fazla üst düzey yetkili, İsrail istihbaratının yıllardır rafa kaldırılan bu "içeriden çökertme" planının mevcut şartlarda büyük bir hata olduğunu kabul etti. Netanyahu’nun kapalı kapılar ardında, Mossad’ın tutmayan vaatleri nedeniyle büyük bir hayal kırıklığı yaşadığı ve savaşın istedikleri yönde gitmemesinden dolayı endişe içinde olduğu aktarıldı.
Siyonistlerin "yenilmez armada" imajı, sahada karşılık bulamayan istihbarat raporlarıyla bir kez daha yerle bir olurken, bölgedeki kalıcı güvenliğin ancak işgal saldırılarının durmasıyla mümkün olacağı gerçeği bir kez daha tescillendi.


