İş insanı Murat Ülker, LinkedIn hesabından 'Jandarma, Polis ve Dayakla İnkılap Yapılır mı?' başlıklı bir yazı paylaştı.
Yıldız Holding Yönetim Kurulu üyesi Murat Ülker, LinkedIn hesabından paylaştığı 'Jandarma, Polis ve Dayakla İnkılap Yapılır mı?' başlıklı işte o yazı;
Derin Tarih Dergisi 2020 yılının Ocak ve Şubat sayılarında “Miras Metinler” köşesinden seçilen unutulmaz yazıları iki kitap halinde yayınladı. Bu kitaplardan seçtiğim medeniyetimizin son bir asırlık serüveninden ateş böcekleri misali yolumuzu aydınlatan, bazen de hakikati dile getiriş usulleriyle şaşırtan eserlerden makalelerden ve köşe yazılarından çarpıcı pasajları birkaç hafta post olarak sizlere sunacağım, iyi okumalar, kanaat tabii ki sizin.
İlk metin Türk edebiyat kuramcısı, eleştirmen, edebiyat tarihçisi, yazar Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ a ait (*)( 1915-1986)
Metin Ocak 1967’de basılan Nesillerin Ruhu kitabındaki “Batıl İtikatlarla Mücadele” makalesinden:
“Batıl itikat nedir?Tabiat, insan ve cemiyet hakkında beslenilen yanlış fikir.Yanlış fikirlerle mücadelenin müspet şekli, onların yerlerine doğrularını koymaktır.
Nakli, aklî, hikemi, siyasî, ilmî, zevkî her nevi efkâr zaten serbest, zaten tabiidir. Değişirse, kimsenin icbâriyle değil, tabiatın ilcasıyla değişir.
En korkunç batıl itikat, şüphesiz yanlış fikre karşı cebir ve kuvveti harekete getirmektir. Her şeyden önce bu batıl itikattan kurtulmamız lâzımdır. Çünkü gerçekten inançlar üzerinde baskının müspet bir tesiri yoktur.
Bizim bütün meselemiz, medeniyet ve kültür üzerinde toplanıyor. Hakiki ve sağlam inkılâp bütün bir milleti bulunduğu hayat seviyesinden daha yüksek, daha ileri bir seviyeye ulaştırmaktır. Birkaç büyük şehrin beş on bin münevverinin değişmesi ile bir memlekette gerçek bir inkılâp vücude gelmiş olmaz.
Kendi dar muhitimizin içindeki sun'î değişmeleri, memlekete şâmil, gerçek, köklü ve temelli inkılâplar zannettik. Yüzüne bakmadığımız halk, yıllardan sonra birdenbire eski sefalet ve cehaleti ile karşımıza çıktıkça ondan nefret ettik. Ona geri, yobaz, mürteci dedik.
Hiç kimseye zararı olmayan, itaatli, kendi halinde Türk halkının hakikat bildiği imanına sarılışı ile ona tecavüz eden, onu durmadan lekeliyen ve kötüliyen sözde ileri fikirleri mukayese edince, insan, bütün cehaletine rağmen halktan tarafa çıkıyor.
Halkı anlamak için onun seviyesine inmek, onun hayat şartlarına ve bu hayat şartlarına sımsıkı bağlı olan inançları ve örfleri benimsemek lazım. Halk, şehirden değil, kendi içinden anlaşılır. Ve halka gerçekten medeni fikirler aşılamak istiyorsak, evvelâ şu tepeden bakan ileri fikirli davranış tarzımızı, gösterişçi halimizi bırakalım. Bir insanı, bilhassa basit bir insanı, cahil bir insanı aydınlığa götürmenin büyük bir maharet, sabır, bilgi ve her şeyden önce sevgi istediğini bilelim.
Anlayışlı, kültürlü insanlara karşı hayır diyebilirsiniz. Fakat yanlış inançlarına sımsıkı bağlı bir insana karşı yapılacak ilk muamele dostluk olmalıdır. Sonra bütün yanlış fikirlerden doğrularına gitmek mümkündür. Bunun sırrını da filozoflardan öğrenebiliriz. Hiçbir batıl itikat yoktur ki, maharetle tefsir edilirse, daha doğru fikirlere gitmek için bir başlangıç olmasın.”