Gazetemiz okurlarından İlhan Ergincan, "Evlat hasretiyle geçen ömürler" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Bayramlar, birliğin, beraberliğin ve kucaklaşmanın simgesidir. Sokaklarda neşeyle koşan çocuklar, el öpmeye gelen torunlar ve kurulan kalabalık sofralar... Ancak ne yazık ki, her bayramda olduğu gibi bu bayramda da yüz binlerce baba, evladının kokusuna hasret, kapı eşiğinde bir umut bekledi. Boşanan aslında karı koca olsa da, bu ayrılığın en ağır bedelini ne yazık ki masum çocuklar ve onlara duyduğu özlemle yanıp tutuşan babalar ödüyor. Boşanma süreçlerinde velayeti elinde bulunduran taraf, ayrılığın öfkesini ve intikamını çocukları üzerinden almaya çalışıyor. Evlatlar, birer birey değil, maalesef eski eşe karşı kullanılan bir “silah” haline getiriliyor. Yanındaki çocuğu babasına düşman yetiştirmek, kan ve can bağı olan bir babaya asılsız iftiralar atarak o bağı koparmak, sadece bir babayı cezalandırmak değildir; bu, bir çocuğun ruhunda tamir edilemez yaralar açmaktır. Bir babanın evladına olan özlemini yasalar yoluyla kısıtlamak, adaletin değil, adaletsizliğin bir parçasıdır. Mesele sadece bir baba-evlat görüşmesi değildir. Yasalar ve yanlış uygulamalar yoluyla çocuk; sadece babasından değil, onun soy bağı olan ninesinden, dedesinden, amcasından, halasından ve kuzenlerinden de koparılmaktadır. Bir çocuğun kökleriyle olan bağını kesmek, onun aidiyet duygusuna vurulan en büyük darbedir. Kanunlar yoluyla akrabalık bağlarının bu denli kolay koparılması, toplumsal yapımızın da zayıflamasına neden olmaktadır. Bugün bana yazan bir mağdurumuzun feryadı yüreklerimizi dağlıyor: “15 yıl boyunca kişisel görüş hakkım olduğu hâlde çocuğumu benden kaçıran kadına ve buna göz yuman, caydırıcı cezalar vermeyen adalet sistemine hakkımı helal etmiyorum.” Bu sesleniş, sadece bir sitem değil, koca bir ömrün çalınışının resmi belgesidir. Evladından, onun büyümesinden, ilk adımlarından, mezuniyetinden çalınan o 15 yılın vebalini kim ödeyecek? Kâğıt üzerindeki kararların hayata geçmediği, infaz edilemediği bir sistemde adalet, sadece bir kelimeden ibaret kalıyor. Çocuğun üstün yararı, onu babasız bırakmak değildir. Devletin ve yasaların görevi, sadece kâğıt üzerinde “görüş günü” belirlemek değil, o bağın korunmasını garanti altına almaktır. Bayram sabahları babasının yolunu gözleyen çocukların ve evladının kokusuna hasret babaların çığlığı artık duyulmalıdır. Unutulmamalıdır ki eşlerden boşanılır, çocuktan değil. Bu geçen bayramın, hiçbir babanın evladına hasret kalmadığı, hiçbir çocuğun babasına düşman edilmediği bir gelecek için milat olmasını diliyorum ve yetkilileri önlem alması konusunda uyarıyorum. Babaların sessizce içine akıttığı o yaşlar, yarın dünyayı saracak bir yangının yakıtı olabilir. Adalet sadece mahkeme salonlarında değil, en başta baba evindeki o helallik kapısında başlar. Bugün kanunlar yolu ile aile reisi babadır rolünün kaldırılması ve modernleşme adı altında kaybettiğimiz, görmezden geldiğimiz ve sırtımızı döndüğümüz o devasa çınarların sessizliği artık yerini bir çığlığa bırakıyor. Unutmayalım ki; babaların ahı arşa ulaşmıştır ve tüm dünyayı yakacaktır.