• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

'Erkek kadına benzemeye başladı, kadın kadınlığını unuttu'

Yeniakit Publisher
Alican Öztekin Giriş Tarihi:
'Erkek kadına benzemeye başladı, kadın kadınlığını unuttu'

Prof. Dr. Ahmet Ağırakça ile röportaj: Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, Batıcı eğitim düzeninin aileyi, kimliği ve toplumsal ahlâkı nasıl dönüştürdüğü üzerine konuştu. Ağırakça, Batı merkezli eğitimin nesilleri köklerinden kopardığını, kadın ve erkek rollerini aşındırdığını ve toplumda büyük bir ahlâk krizine yol açtığını söyledi.

Prof. Dr. Ahmet Ağırakça ile röportaj: Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, Batıcı eğitim düzeninin aileyi, kimliği ve toplumsal ahlâkı nasıl dönüştürdüğü üzerine konuştu. Ağırakça, Batı merkezli eğitimin nesilleri köklerinden kopardığını, kadın ve erkek rollerini aşındırdığını ve toplumda büyük bir ahlâk krizine yol açtığını söyledi.

Prof. Dr. Ahmet Ağırakça kimdir?

1950 Mardin doğumlu Ahmet Ağırakça, İstanbul Üniversitesi’nde Ortaçağ Tarihi alanında doktorasını tamamladı, 1996’da profesör oldu. 28 Şubat’ta görevden uzaklaştırıldı, 2009’da döndü. Rotterdam ve Avrupa İslam Üniversitelerinde görev yaptı. Mardin Artuklu Üniversitesi’nde rektörlük yaptı; çok sayıda eser ve akademik çalışma yayımladı.

Geleneksel kadın ve erkek rollerinin çözülmesi sizce toplumumuzda hangi bünyevî bozulmalara yol açtı? Yani aile müessesesinin dağılması, çocuk terbiyesinin zayıflaması ve ferdî kimlik krizleri bu sürecin sonucu mu yoksa başka etkenler belirleyici mi?

Efendim her şeyden önce, bu insanların aldıkları eğitim önemlidir. Aldıkları eğitim onları bu hale getiriyor. Tamamen Batı emperyalizminin dayattığı son derece feminist bir eğitimle bu insanları yetiştirirseniz netice böyle olur; kadını da belli olmaz, erkeği de belli olmaz, birbirine benzemeye kalkışırlar. Her şeyden evvel, gençlerimizin ve insanlarımızın aldığı eğitim onları bu hale getirmiştir. İster ailede olsun, ister medyada olsun, ister okullarda olsun; insanlarımız nereye yönelirlerse yönelsinler karşılarında materyalist bir eğitim çıkıyor. Allah’ı, Peygamber’i tanıtan bir eğitim değil; Allah’tan ve Peygamber’den soğutan, onları İslâm’dan uzaklaştıran bir eğitim olunca gayet tabii ki aile de bozulur, ahlak da bozulur, insanlar çıplak da gezmeye başlar... Dolayısıyla erkeği kadını birbirinden ayırt edemezsiniz; LGBT de gelişir. Bunun yanında her türlü ahlaksızlık ve rezalet toplum içinde yayılır. Öncelikle bu eğitimi değiştirmek lazım. Eğitimi baştan sona kadar yenilemedikçe ve İslâmî bir eğitim ortaya konulmadıkça aile de çocuklar da bozulmaya devam edecektir.

Sosyal medyada zaten tamamen Batıcı bir anlayış empoze ediliyor ve buna dair hiçbir öneri ya da önlem de alınmıyor.

Maalesef… Nasıl önlem alınacak? Çünkü devlet yüzünü 100 yıldan beri Batı’ya çevirmiş durumda. Yüzyıldır Batı ile kurulan siyasî, ekonomik ve kültürel ilişkiler Türkiye’yi doğal olarak Batı’nın çizdiği istikâmete sokmuş bulunuyor. Devlet politikaları uzun süredir Batı’nın önerdiği model üzerinden şekillendiği için, bugün ortaya çıkan tablo da bunun kaçınılmaz bir sonucu hâline geliyor. Amerika, İngiltere ve diğer Avrupa devletleri NATO içinde nasıl bir yönlendirme yaparlarsa Türkiye de o hattı takip etmek zorunda kalıyor. UNESCO’nun belirlediği çerçeveler ne ise eğitim başta olmak üzere birçok alanda o doğrultuda hareket ediliyor. Birleşmiş Milletler’in oluşturduğu eğitim sistemi ve kültürel standartlar hangi istikametteyse Türkiye de aynı çarkın içinde dönüyor ve maalesef o sistemin dar kalıpları içinde kaybolup gidiyor.

Bu vaziyet sadece Türkiye’ye özgü değil; dünyanın büyük bir ekseriyeti Batı emperyalizminin ve Batı kültürünün tesiri altında. Birçok ülke kendi değerlerini merkeze alacak bağımsız bir kültür politikası ortaya koyamadığı için, insanlar da ister istemez Batı’nın dayattığı kültür ve eğitim anlayışıyla yetişiyor.

Bir de Batı sosyolojisinin ürettiği cinsiyetsiz insan ve sınırsız birey anlayışı var. Tek tip bir birey modeli oluşturup toplumu buna dönüştürdüler.

İşte görüyoruz; aileyi yok etmek için erkekle kadını birbirine karıştırmaya başladılar. Erkek erkek midir, kadın kadın mıdır bilemeyecek duruma geldik. Erkekler kadınlar gibi, kadınlar da erkekler gibi yaşamaya başlayınca kişi kendi cinsiyetini unutuyor ve maalesef karşı cinsle değil, kendi cinsleriyle hem ilişkilere hem de sözde evliliklere yöneliyor. Son derece rezalet. Sokakta gördüğümüz manzaralar zaten pek çok şeyi açıkça anlatıyor. Bir de kadın kadınsı değil, erkek erkeksi değil. Erkek kendi erkek görevini yapamıyor, kadın da kendi görevinden uzaklaştırılmış durumda. Yani kendi tabiî rollerinden koparılmış bir yaşam ortada duruyor.

Ahlâkın toplumda yeniden merkezî bir referans olabilmesi için hangi fikrî temellerin güçlendirilmesi gerekir?

Öncelikle Allah’a ve Peygamber’e geri dönülmesi gerekiyor. Allah ve Peygamber eğitim sisteminden uzaklaştırıldığı için bu durum ortaya çıkıyor. Bunun düzelmesi ve gerçekten ahlâk sahibi insanların yetişebilmesi için Kur’an-ı Kerim’in emrettiklerinin ve Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm’ın gösterdiği yolun takip edilmesi şarttır. Eğer Resûlullah’ın ashabını eğittiği usulle biz de insanlarımızı eğitmeye çalışırsak bambaşka bir nesil ortaya çıkar. Bugün Gazze’de gördüğümüz gibi, 10 yaşındaki bir çocuk bile bir âlim gibi konuşabiliyor. Neden? Çünkü İslâmî bir eğitimle yetiştirilmiştir. Ama bizde çocuk ilkokula başlar başlamaz ilk öğrendiği şey “Ata”nın büyüklüğü, “Ata”nın ölmezliği, “Ata”nın kurtarıcılığı ve onun önünde saygı duruşunun kutsanması oluyor. Eğitim böyle başlayınca vaziyet tabiî ki bambaşka bir noktaya çekiliyor. Halbuki bu çocukları kurtarmanın tek yolu, Hazreti Peygamber’in ahlâk, dürüstlük, adalet, edep ve terbiye ile ilgili buyurduklarını ilkokul birinci sınıftan başlayarak lise son sınıfa kadar tedricî bir şekilde öğreterek insanlarımızı eğitmektir. Bu eğitim 12 yıl sürer; bir 12 yıl daha eklendiğinde 24 yıl eder. 24 yılda iki nesil, hatta üç nesil yetişir. Ama bakın… 1923’ten 1938’e kadar 15 yıl geçiyor değil mi? Bu 15 yıl içinde 1000 yıllık, hatta 1500 yıllık bir tarih çöpe atılıyor. Peki 24 yıldır biz ne yaptık? 24 yılda iki nesil yetişir. Eğer biz taşa, toprağa, köprüye, tünele verdiğimiz önem kadar insana önem vermiş olsaydık, kesinlikle bu eğitim sistemi çok daha farklı olurdu ve çocuklarımız bugün böyle olmazdı.

24 yıldır “biz” iktidardayız ama muktedir değiliz. Veyahut istemiyoruz, canımız istemiyor ya da yapamıyoruz; birileri engel oluyor. Yani bütün bu ihtimaller sebep olabilir. Birileri engel olduğu için yapamıyoruz yahut biz farklı şekilde düşünüyoruz da bunları çok önemsemiyoruz. Bizim için ekonomi, köprü, tünel, alt geçit, üst geçit, bayındırlık, asfalt yollar, ağaçlandırmalar çok önemli görülüyor. Elbette bunlar yapılması gereken işlerdir; bunlar bir medeniyet ve bayındırlıktır. Ama insan her şeyin önünde durur. İnsana değer verip insanı yetiştirmeyi hedeflemezsek, Resûlullah’ın etrafındaki çocukları yetiştirdiği gibi bir terbiye ortaya koymazsak, çocuklarımızın da hali içler acısı olur. Erkek kadına benzemeye başlar, kadın kadınlığını unutur, erkek erkekliğini unutur. Erkek evin ve ailenin reisi olmaktan uzak kalır, kadın nesil yetiştirmekten uzaklaşır.

Kimse doğum yapmıyor; daha dün açıklandı, Türkiye’nin nüfusu gittikçe geriliyor. Neden? Çünkü kadınlar doğum yapmak istemiyor. Bu ne demektir? Kadın nesil konusunda üzerine düşen görevi yapmıyor demektir. Neden? Çünkü Batı kültürüyle yetişiyor. Batı’da da durum aynıdır; Batı’nın nüfusu çökmektedir. Almanya, Fransa, İngiltere… Bir de, neden çocuk yapılması gerektiğine dair bir şuur da verilmemiş. “Niye çocuk yapalım ki? Bir boğaz daha niye besleyelim ki?” diyorlar. Çocuğun yetiştirilmesine tamamen madde planından bakılıyor.

Teşekkür ederiz hocam.

Ben teşekkür ederim.


M. Taha İnci
Aylık Baran Dergisi 46. Sayı Aralık 2025

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23