• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Erdoğan’dan "Arz-ı Mev'ud" uyarısı! Mezopotamya’ya Siyonist saldırı mı geliyor?

Yeniakit Publisher
Rasim Bolbol Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Erdoğan’dan "Arz-ı Mev'ud" uyarısı! Mezopotamya’ya Siyonist saldırı mı geliyor?

Ömer Lekesiz, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Arz-ı Mev'ud vurgusunun Siyonist-Haçlı ittifakını yeniden gündeme getirdiğini söyledi. Yeni Şafak yazarı Lekesiz, Arz-ı Mev'ud'un sadece Yahudi değil, Batı sömürgeciliğiyle birleşmiş büyük bir tehdit olduğunu dile getirdi.

Yeni Şafak gazetesi yazarı Ömer Lekesiz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Arz-ı Mev'ud kavramına yaptığı vurgu ile Siyonist-Haçlı tehditlerinin yeniden tartışmaya açıldığını belirtti. Lekesiz, Arz-ı Mev'ud'un Musevî hayali ve İsevî sömürgeciliğin birleşimi olduğunu vurguladı. Bölgenin bu teopolitik tehditle karşı karşıya olduğunu ifade eden Lekesiz, Arz-ı Mev'ud'un Mezopotamya'yı hedef aldığını yazdı. Ömer Lekesiz, bölge ülkelerinin bu tehdidi ciddiye alması gerektiğini belirttiği yazısında şunları kaydetti:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son konuşmalarında Arzımevud’a vurgu yapması, ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Biz yaklaşık bir yıl önceki birkaç yazımızda Arzımevud’un, Musevî hayaliyle İsevî sömürgeciliğin sentezi olarak bölgemiz için nasıl bir büyük tehdit oluşturduğunu işlemiştik.

Kavramla ilgili tartışma yeniden canlanınca söz konusu yazılarımız üzerinden yeni bir hatırlatma yapmanın iyi olacağını düşündük:

HAMAS’ın, ABD-İsrail ablukasını yarmak için Gazze’de yaptığı harekata karşı Batı koalisyonca başlatılan savaşın bir soykırıma dönüştüğü malumdur.

Siyonistlerin bu soykırımı Arzımevud (vadedilmiş yer) tahtında dini-siyasi / bir sentez / teopolitik olarak meşrulaştırmaya çalışmalarıyla, hatta bunu yeni katliamlar yapmak üzere bölge ülkelerine yayma teşebbüsüyle, konu on milyonluk -siyaseten uydurulmuş- Yahudi inanışını aşıp, Mezopotamya’nın tamamına yönelen büyük bir tehdit hâline gelmiştir.

Aslında, semavi dört kitaptan biri sayıldığı için Tevrat’a karşı gösterilen genel saygı esasında ilk bakışta mümkün görülebilen Arzımevud vaadi ya da ideali her şeyden önce “Hangi Tevrat?” sorusuna çarparak kendiliğinden geçersizleşmektedir.

Zira bugünkü Tevrat’ın Eski Ahit ya da Antik Tevrat olmadığı, bilakis onun Yahudi pragmatizmiyle tahrif edildiği, şimdikinin Hz. Musa’dan başlayarak sonraki nebilerin, hahamların verdikleri bilgilerin, öğütlerin de belli zamanlarda işlendiği genel bir İsrailoğulları tarihi olduğu kesindir.

Kur’an’da Tevrat’ın Hz. Musa’ya verildiğine dair “Davud’a da Zebur’u verdik.” (İsra 17/55) açıklığında bir ifadenin bulunmadığını zikrederek, söz konusu kesinliğe göre, Tevrat alimlerinin ilgili çalışmalarının yüzyıllardır tahrifatı teyit etmekten başka bir sonuç doğurmadığını; hâl böyle olunca Arzımevûd meselesinin de kendiliğinden şüpheli hâle geldiğini, Tevrat’a eklenme sebep ve zamanının da tartışmaya açık olduğunu belirtmeliyiz.

Buna mahsus olarak George E. Mendenhall “Antik İsrail’in İnancı ve Tarihi – Kitab -ı Mukaddes Bağlamında Bir Giriş” adlı kitabında (Trc.: Pelin Özdoğru, İnsan, 2016) ilk tespitlerini Musa-Sina Akdi’nden Kutsal Siyaset uygulamalarına geçişin resmî tarihi olarak belirlediği M.Ö. 1020-1000’den yapmıştır.

Tahminen Yeşu, Talut, Davud, Süleyman ile Yoşiyu’nun M.Ö. 1200 - 609 tarihleri arasında kral olduklarını tespit eden Mendenhall’ın bu tarihe itibar etmesinin nedeni, Yeşu’dan sonra Filistinlilerin el koyduğu Ahit Sandığı’nın Nebi Samuel zamanında Talut tarafından geri alınıp, Davut tarafından Kudüs’e getirilmesi ve Süleyman tarafından mabede konulması nedeniyledir.

Burada şari’ emriyle peygamber olduğuna inandığımız Hz. Davud’u değil, Mendenhall’in -bizdekiyle benzerlikler taşıyan ama aynısı olmayan- Kral Davud’unu esas aldığımızı belirterek, Ahit Sandığı’nın ne olduğunu da söyleyelim:

Tanrı’nın Tahtı, Antlaşma Sandığı, Tâbûtü’l-ahd, Tâbûtu Sekine vb. isimlerle de anılan ve Tanrı’nın emriyle yapılan Ahit Sandığı başta Hz. Musa’ya verilen on emrin yazılı olduğu taş levhaların, sonra altından yapılmış man testisi ile Hz. Harun’un değneğinin de içinde saklandığı sandıktır.

Davud’un Ahit Sandığı’nı getirdiği ve kendi krallığının başkenti olarak ilan ettiği Kudüs, aynı zamanda Yebusîler’in (Amuriler’in) de şehridir.

Mendenhall bu nedenle Sandığın Kudüs’e getirilmesini eski Yehovacı geleneklerin yanı sıra Yahovacı olmayanların da (Yebusîler vd.) Kudüs’te geleceklerinin olduğuna dair “önemli bir sembolik deklarasyon olarak” niteleyip, “Ahit Sandığı’nın kutsallığı”nın, “Sina rivayetlerine bu dönemde yapılan edebî eklemelerle güçlendirilmiş” olabileceğini belirterek şu çarpıcı sonuca ulaşmıştır:

İbrahim’i İsrail’in atası olarak tasvir eden hiçbir Tevrat ayeti, “İbrahim’den bahsediyor olsa bile” Kral Davut’tan önceye tarihlenmez. Tekvin 49:2; Tesniye 33:28 ve Sayılar 23:7 ila 24:5’teki arkaik manzumeler bunun tipik örnekleridir.

Tekvin 23:28 neden “Yakub ile İsrail’in eşanlamlı olduğunu açıklayan hikâyenin bir kısmını içerir? Çoğu kavim topluluklarında herkesin gönül rahatlığı ile kabul edebildiği ortak ata, sembolik olarak farklı grupları kaynaştıran şeydir. Bunun biyolojik akrabalık ile bir ilgisi yoktur.”

Bunun devamında ise Mendenhall, “Arzımevûd Tevrat’a ne zaman eklendi” sorusunun en ilginç cevabını da ihtiva eden ilmî kanaatlerini şöyle kaydeder:

“İsrâilli olmayanların ani biçimde Dâvud’un krallığına katılmaları daha kapsayıcı bir ortak ata bulunmasını gerektirmiştir. Hem Yehovacıların, hem Yehovacı olmayanların kabul edebileceği bir atadır bu.”

Ona göre “İbrahim adındaki bir adam ile ilintili rivayetler bu ihtiyacı karşılamaya uygundur: bunu hem Yehovacılar hem de olmayanlar kendi müşterek kültürel atalarına uygun bulurlar. Bu durum, Dâvud’un krallığındaki herkesin hem Musa öncesi hem de Sina öncesi ortak bir kültürel mirası tanımasını mümkün kılar. İsrâil köylüleri ile İsrâilli olmayan kentliler arasındaki iki yüz yıllık uyumsuzluk, artık resmî biçimde aşılmış ve iyileştirilmiştir. Siyasi yapılaşma ile ilintilenince de İbrahim geleneği, Musa-Sina geleneğinin ötesine geçer.”

Mendenhall’ın ele alış biçimiyle İbrahim’in ortak ata olarak icadının İbranilere değil Yebusîlere ait olması ise konunun bir diğer can alıcı yanıdır.

Şöyle ki, Mendenhall’a göre kendi devletini Yebusî bürokrasisi üzerine kuran Davud, bunu değiştirmemiş ve bu durum kabileci Yahudilerin büyük tepkisini çekmiştir.

Bu tepkiyi iyi analiz eden “Davud’un bürokratları -ki hepsi pagandı- onun kadim Yehovacı geleneklerini devlet adamlığının ‘modern’ gereklilikleri ile buluşturmak için bir tür kutsal siyaset izlediler. Ona, en azından bir nesil için, kabile köylerinin Yehovacıları ile (ekonomik temel) kent merkezinin paganları (Yesbusileri, örgütlü uzmanları) arasındaki ayrılıkları başarıyla aşan bir ideoloji sağladılar. Bu uzlaşma Davud krallığının özü oldu.”

Mendenhall’ın İbrahim geleneğinin, ideolojik bir Kutsal Siyaset olarak Musa-Sina geleneğinin önüne geçmesinden kastettiği şey budur.

Bu aynı zamanda Arzımevutçu Kutsal Siyaset’in de ilk şeklidir.

Bu söyleyişin bizim günümüzdeki tam karşılığı ise Siyasal Siyonist-Haçlılık’tır."

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Dayi

Reyiz yine birşey uydurdu. Bu doğru olsa İncirlik kapatılırdı, Kürecik radarı kapatılırdı. Niye kapatmiyorsun reyiz. Herşeye sen karar veriyorsun, kapatsana. Hep laf hep laf.

Davud yıldızı dediklerinin Davud as' la ilgisi yoktur...sadece manipülasyon

Burada bissürü bişey yazılmış ama bir gerçek var o da şudur: siyonizm Musa as' ı kabul etmez çünkü onun döneminde Mısır'da Firavun'un kõlesi konumundaydı...kizildenizi geçer geçmez de sözlerinde durmayıp Kuran'da anlatılan Samirinin yaptığı buzağıya taptılar...büyüye de burda başladılar...bu Siyonistlerin ne İbrahim as' ı ne Davud as' ı ne Musa as' ı ne de Yuşa as' ı ve bütün peygamberleri hiçbirini kabul etmezler...bir tek Süleyman peygamberi kabul ederler O' da çok güçlü bir krallık olduğu cinler ancak Allah'ın izniyle emrine verildiği içindir ...onlar için "güç " gösterisi.. güçlü olmadığı hâlde güçlü görünme illuzyonudur önemli olan...batıl köpük gibidir...bundan başka hayvanlar, kuşlar, karıncalar ve dahî rüzgar bile Süleyman peygamberine emrine verildiği hâlde o Kuran'da " Süleyman büyücü değildir" buyrulur...yani Süleyman as. Kral ve güçlü olduğu için...kral ve hâkim olduğu için kabul ederler onuda " duvarcı ustası" tabiri ile kendi masonik öğretilerine ve kabala inançlarına alet etmek için bu peygamberi bile iftira atarak kabul ederler...yahudilerin en önemli özelliği din tahrifidir...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23