Eğitim Bir-Sen, “Yükseköğretimde Değişim ve Dönüşüm Beklentileri” raporunu açıkladı
Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Yükseköğretimde Değişim ve Dönüşüm Beklentileri” raporunu tanıtım basın toplantısında konuştu. Yalçın, nitelikli bir eğitimin, eğitim çalışanlarının görevlerini huzur ve güven içinde, sorunsuz bir şekilde yerine getirmeleriyle mümkün olacağını belirterek, “Bu sebeple bunu mümkün kılacak bir kurumsal yapının gerekliliğine inanıyor, çalışmalarımızı buna göre yürütüyoruz.” dedi.
yeniakit.com.tr
Eğitimin problemlerinin, eğitim çalışanlarının sorunlarının ortadan kaldırılmasıyla ve buna imkân sağlayacak bir hukuki yapının varlığıyla çözüme kavuşacağını düşündüklerini belirten Yalçın; “Çalışanların sorunlarının tespitinin ve çözüm yollarının ise bu sorunların muhataplarının duyarlılıkları, katkıları, katılımcı ve sorumlu yaklaşımlarıyla mümkün olacağına inanıyoruz. Bu amaçla hazırladığımız “Yükseköğretimde Değişim ve Dönüşüm Beklentileri-Öneriler” raporumuzu kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Yalçın konuşmasına şöyle devam etti; “Yükseköğretim, dünya nüfusunun artması, küreselleşmenin etkileri, kısıtlı kaynakların verimli kullanımı gibi konular dolayısıyla kendisinden beklentilerin yükseldiği, insanlık için bilgi üretiminin, bilginin yaygınlaştırılmasının ve faydaya dönüştürülmesinin sorumluluğunu taşıyan bir alandır. Değişen şartlara paralel olarak, Türkiye’de yükseköğretim reformu veya yükseköğretimde değişim ve dönüşüm ihtiyacı ve gerekliliği, her zaman gündemin önemli maddeleri arasında yer alan bir konudur. 1980 darbesinin akabinde yükseköğretim alanını yeniden düzenlemek, denetlemek ve yönetmek için çalışmalar başlatılmış, 1981 yılında 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu hayata geçirilmiştir. Vesayetçi ve totaliter bir zihniyetin izlerini özünde barındıran bu kanunla üniversiteler tek tip ve merkezî bir otoritenin altındaki hiyerarşik denetim organları olarak konumlandırılmıştır. 1982 yılında yürürlüğe giren anayasanın 130 ve 121. maddeleri ile de anayasal bir kurum olarak Yükseköğretim Kurulu, Yükseköğretim Denetleme Kurulu, Üniversitelerarası Kurul ve Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) kurulmuştur. 1982’den günümüze kadar çeşitli değişikliklere uğrasa da 2547 sayılı Kanun, halen yükseköğretim alanını düzenlemekte olup, YÖK bu kanunla yükseköğretim hiyerarşisinin tepesinde konumlanmıştır.”
Son 18 yılda vesayet rejimini ortadan kaldırmak ve demokrasiyi tam anlamıyla tesis etmek yolunda atılan adımlardan yükseköğretim sistemi de payına düşeni aldığını belirten Yalçın, “Üniversiteler düzeni himaye eden vesayet ortakları olmaktan çıkartılarak topluma hizmet misyonuna ağırlık verecek yapıya kavuşturulmuş; YÖK’ün vesayet makamı yerine üniversitelere öncü ve yardımcı olma misyonu öne çıkarılmıştır. Yine son yıllarda üniversite sayısı ve yükseköğretime erişim başta olmak üzere yükseköğretimde olumlu gelişmeler meydana gelmiştir. 2021 yılı itibarıyla Türkiye’de 129’u devlet üniversitesi, 74’ü vakıf üniversitesi, 4’ü vakıf meslek yüksekokulu olmak üzere toplam 207 yükseköğretim kurumu; bugün üniversitelerimizde 179 bin 685 öğretim elemanı ve sadece devlet üniversitelerinde 7 milyon 595 bin 918 üniversite öğrencisi bulunmaktadır. 1996 yılından beri Türkiye merkezli uluslararası yayınların sayısının, uluslararası yayınlarda iş birliği payının ve dünyadaki toplam üretim içindeki yüzdelik oranın sürekli artış gösterdiği görülmektedir. Bunun doğal bir sonucu olarak da Türkiye’nin üretilen doküman sayısına göre dünya sıralamasındaki yeri de 25’ten 18’e yükselmiştir. Bu tablo, uluslararası alanda Türkiye’nin giderek daha iyi bir yerde konumlandığını göstermesi bakımından önemlidir. Bunun yanı sıra niteliğin artırılması da önemli bir ihtiyaçtır. Bu anlamda özgün bilginin üretilmesi, yaygınlaştırılan bilginin geliştirilmesi, bunların küresel piyasaya arz edilmesi ve toplumsal faydaya dönüştürülmesi önem arz etmektedir. Bugün yükseköğretim sistemimiz son yıllarda niceliksel anlamda gerçekleştirilen gelişmelere rağmen halen nitelik ve içerik yönüyle istenilen seviyede değildir.” ifadelerini kullandı.