• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

“Bize uçak düşürecek silah verin, size gözlerimizi verelim”

Yeniakit Publisher
2015-05-08 14:47:00 -
"Bize uçak düşürecek silah verin, size gözlerimizi verelim"

Suriyeli devrimcilerden Türkiye'ye çağrı; "Bize uçak düşürecek silah verin,size gözlerimizi verelim"

Suriye'li mücahitlerle geçirdiği zamanı gazetedeki köşesine aktaran Erem Şentürk mücahitlerin Türkiye'den istediğini yazdı.

İşte o yazı...

Sabah saat 9 civarı. Caddelerde binaların arasına, Esed güçlerinin keskin nişancılarının görüşünü kesmek için gerilmiş örtüler ve sokak başlarında yan yatırılmış otobüslerin önünden eğilerek geçen kadınlar ellerinden tuttukları çocukları okula götürüyorlar. Halep’te günlük hayat etraftaki duvarlardan seken mermiler ve her an düşebilecek varil bombaları arasında devam ediyor.

Gizli bir doğumhane var diyor beni gezdiren muhalif komutanlardan biri; Ebu Ömer. Niye gizli diyorum, “Beşşar doğumhanelerden ve okullardan nefret ediyor, ilk hedefi oralar” diyor. Doğumhanenin kapısına geldiğimizde uyarıyor beni sokağı fotoğrafını çekme yeri belli olmasın derken, birden sokaktaki insanlar helikopter diye bağırarak yukarı bakmaya başlıyor. 6 bin metre yukarıda bulutların arasında siyah bir nokta görünüyor. Taşıdığı varil bombalarını Halep’te bir sokağa atamak için şehre yaklaşıyor. Helikopter bulutların arasında ağır ağır ilerlerken caddelerdeki insanlar, başları yukarıda “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” diyorlar hep bir ağızdan. Helikopter şehrin orasında belli ki adresini bildiği bir yerde varil bombalarını bırakıyor. O bölgeye doğru koşmaya başlıyor insanlar. Arkadan başka bir helikopter daha beliriyor bulutların arasında o da varilleri bırakıyor. O an herkesin çaresiz kaldığı bir an. O helikopterlere karşı yapacak hiçbir şey yok. Bir kaç saniye içinde variller düştüğü yerleri cehenneme çeviriyor. Hep birlikte varil bombasının düştüğü sokağa doğru koşmaya devam ediyoruz.

Toz ve dumanlar arasında köşede yıkılmış bir binanın yanına varıyoruz. O sırada bir kaç sokak ötede bir tane daha patlıyor. Kırılacak camı kalmamış binalar sallanıyor patlamanın etkisiyle. Etrafta varil bombasından saçılan demir bilyeler, alevler ve duman. Duman ve yıkılan binadan çıkan toz hafifleyince manzara ortaya çıkmaya başlıyor. İlk gözüme çarpan yerdeki cep boy Kuran-ı Kerim oluyor. Fotoğrafını çekmek için fotoğraf makinesini elime aldığımda taşların arasında küçücük bir el kıpırdıyor. Ben bir gazeteciyim. Mutlaka fotoğrafını çekmeliyim diye düşünürken kendimi çocuğun üzerindeki taşları kaldırmaya çalışırken buluyorum. Hamd olsun yaralı ama yaşıyor. Muhaliflerden biri, çocuğu hastaneye yetiştirmek için kucağına alıp koşmaya başlıyor. Sonra, sonrası trajedi. O bina bir anaokulu. Varil bombası patladığında etrafa saçılan bilyeler çocukları o anda öldürmüş. Biraz arkada kalan çocuklarda enkaz altında ölmüşler. Herkes elleriyle enkaz altında çocukları arıyor. Difa Medeni yani Sivil Savunma/Kurtarma birliğinden olan bir muhalif yere oturup ağlamaya başlıyor. “Savaşa, açlığa, her şeye hatta ölmeye bile alıştık ama çocukların ölmesine alışamıyor insan” diyor.

Fotoğraf çekmeye devam ederken, 6 yaşında bir çocuğun daha cansız bedeni çıkıyor enkazın altından. Kucağında tuttuğu bir kitaba sımsıkı sarılarak orada şehit olmuş. Çocuk kanıyla bir kenarı kıpkırmızı olmuş kitabı gördüğümde o binalar bir daha yıkıldı üzerime. O sabah sadece o okulda 15 çocuk Esed rejimi tarafında katledildi. İki sokak ötede başka bir okul ve şehrin diğer ucunda başka bir okulda daha varil bombaları patlamıştı.

Akşam olmuştu, yardım kolilerden çıkan bir iki parça yiyecekle beni ağırlamaya çalışan muhalif komutanlar olan bitenlerin hiçte Türkiye’den göründüğü gibi olmadığını anlatmaya başladılar. Suriye’nin her yerinden duyduğum sözleri onlar da tekrar ettiler. Ebu Ömer anlatmaya başladı, “Siz Beşşar’ı güçlü sanıyorsunuz ama değil. Sadece uçakları ve helikopterleri var. Suriye’de yer bizim, gök Beşşar’ın. Her gün havadan çocukları öldürüyor, pazar yerlerine, okullara bombalar yağdırıyor ve biz elimiz kolumuz bağlı oturuyoruz. Bizim onun uçaklarını düşürecek desteğe ihtiyacımız var. Dünya bize o desteği verse her şey 6 ayda bitmişti. Ama biz burada silahsız ve çaresiz durumdayız. İran onlara silah desteği veriyor. Askerleri Beşşar’ın yanında çarpışıyor. Yenebiliriz, yeniyoruz da zaten, her gün İran’a cenaze taşıyorlar. Rusya burada. Beşşar’a uçak veriyor, ağır silahlar veriyor. Rus silah sistemleri Beşşar’ı koruyor. Onları da yenebiliriz. Biz buradan Moskova’ya çok cenaze hediye ettik. Tek isteğimiz çocukları korumak için helikopterlerden ve uçaklardan bizi kurtaracak silah. O olduğunda dünya kendini yeni Suriye’ye hazırlasın”

Bu konuşmadan sonra odada bir anda sessizlik çöktü. Aklımda soracak bir sürü soru vardı ama ben de sustum. Muhalif komutanlar bana bakarken uzunca bir süre hiç konuşmadan öylece durduk. Bir süre sonra Ebu Ömer bana yaklaştı ve “helikopterler ve uçaklara karşı verilecek her silah için böbreklerimi hatta gözlerimi feda edebilerim” dedi. Rejim, çocukları olan ve askerlikle ilgisi olmayan aile babası bir adamı 4 yılda zorla askere dönüştürmüştü. Esed’in hava gücü Haleplileri o kadar çaresiz bırakmış ki, odadaki herkes “bize silah verilsin gözlerimizi hediye edelim” dediklerinde o gece benim artık konuşmaya cesaretim de, yüzüm de kalmamıştı.

Ses kayıt cihazımı, fotoğraf makinemi kapattım ve olay yerinden aldığım çocuk kanı olan kitabı da yanıma alıp utanç içinde uyumaya gittim.

Erem Şentürk/ Diriliş Postası

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23