Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaşının üzerinden 100 gün geçti. Çatışmanın uluslararası arenada ve çatışmaya doğrudan ya da dolaylı olarak dahil olan taraflar üzerinde neden olduğu değişikliklerin boyutu daha net bir hal alıyor. Uzmanlara göre dünya, tüm uluslararası çalışma sistemini etkilendiği, Batı ülkelerinden bazılarının oldukça kararlı gözükmesine rağmen ittifaklardan çekildiği, bu kadar şiddetli ve derin bir hızlı dönüşüme daha önce tanık olmamıştı.
Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaşının üzerinden 100 gün geçti. Çatışmanın uluslararası arenada ve çatışmaya doğrudan ya da dolaylı olarak dahil olan taraflar üzerinde neden olduğu değişikliklerin boyutu daha net bir hal alıyor. Uzmanlara göre dünya, tüm uluslararası çalışma sistemini etkilendiği, Batı ülkelerinden bazılarının oldukça kararlı gözükmesine rağmen ittifaklardan çekildiği, bu kadar şiddetli ve derin bir hızlı dönüşüme daha önce tanık olmamıştı. Moskova söz konusu kesimleri giderek daha ‘düşman’ olarak nitelendirirken diğer bölgesel ve uluslararası taraflar veya bloklar, hızlı gelişmeler ve Ukrayna’daki savaşın dayattığı yeni gerçeklik karşısında kafası karışmış ve şaşkın görünüyor.
Moskova, Donbass bölgesi ile sınırlı olan ‘ikinci aşamanın’ hedeflerinden daha geniş kapsamlı hedeflerin olduğu yeni aşamaya hazırlanırken Batı ise durumla yüzleşme ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in emelleriyle mücadele etme yolunu geliştirme konusunda daha yetenekli görünüyor. Batı aynı zamanda Rusya’nın bölgesel ve uluslararası projesini nihai bir yenilgiye uğratma sözü veriyor.
Müzakerelerin tıkanması
Müzakereler ile Rus ve Ukraynalı tarafların bir uzlaşmaya varmalarını sağlayacak bir senaryo geliştirilmesine ilişkin yolların tıkanması ile belirsizlik yeni boyutlar kazanıyor. Geçtiğimiz haftalarda ortaya çıkan çoklu arabuluculuk girişimleri bile durumu sakinleştirecek bir vizyon belirlemeyi veya çözüm mekanizmaları başlatmayı başaramadı.
İtalya’nın gündeme getirdiği çekingen girişim, Moskova’nın sert tepkisiyle karşılaştı. Moskova söz konusu girişimi ‘Askeri operasyondaki yeni emrivaki ile tam bir yabancılaşma’ olarak değerlendirdi. Diğer yandan başta Türkiye olmak üzere birçok tarafın arabuluculuk girişimi ise çıkmaza girdi. Son zamanlarda Birleşmiş Milletler gözetiminde bir Rusya-Ukrayna görüşmesi yapılması çağrısı da Moskova tarafından ‘hevesle’ karşılanmadı.
Rusya’nın askeri çabalarının doğu ve güney bölgelerine odaklanması ve Ukrayna’yı iki etki alanına bölerek yeni siyasi bir aşamanın uygulanması ile çatışmanın sona ermesini amaçlayan ikinci aşama hedeflerine ulaşmış gibi görünmüyor. Her iki tarafta da savaşı uzatmanın ve yarın yeni aşamalara girmenin en olası seçenekler arasında olduğuna dair işaretler bulunuyor.
100 günlük savaşın bilançosu
Rusya ve kendisine bağlı güçlerin çabalarını Donbass bölgesinde yoğunlaştırmasıyla birlikte, mayıs ayı ortasında Mariupol’un kontrolünün tamamlanması önemli bir dönüm noktası oldu. Bu ilerleme ile Ukrayna’nın Azak Denizi’nden tamamen ayrılması ve Kırım'ın kuzeyindeki arazide Moskova kontrol bölgelerin kurulmasına dayalı olan Rusya’nın savaştaki temel hedeflerinden biri gerçekleştirildi. Lugansk ve Donetsk bölgelerindeki ayrılıkçıların hamlelerine hız vermesiyle kontrol altına alınan alan Lugansk idari sınırlarının yaklaşık yüzde 90’ına ve 2014’ten önceki idari dağılıma göre de yüzde 65’in biraz fazlasına ulaştı. Moskova diğer hedeflerine ulaşamazken, bu aşamanın sonuna yaklaşmış gibi görünmeye başladı. Kırım'ın hemen kuzeyinde yer alması nedeniyle önemli bir stratejik konuma sahip olan Herson’da kontrol sağlanmış olsa da yürütülen operasyonlar, komşu Zaporijya’daki kontrol alanlarını genişletemedi. Dnipro Nehri kıyılarına yeni ayırma hatları kurmak için ülkenin merkezinde sahada ilerleme sağlama görevleri tamamlandı.
Rus ordusunun, bölgelere doğrudan saldırı operasyonlarını durdurması, sadece yanlarında savaşan ayrılıkçılara, Çeçen birliklere ve Güney Osetya, Abhazya ve diğer bölgelerden gelen gönüllülere tam hava koruması sağlamakla yetinmesini içeren savaş taktiklerinde, önceki aşamadan farklı mekanizmalar kullanmaya başlandı. Bu taktikler, Rus ordusunun doğrudan kayıplarını önemli ölçüde azaltmaya katkıda bulundu.
Stratejik havacılık ve füzeler
Aynı şekilde, kuşatma altındaki bölgelere ve Ukrayna’ya ekipman, silah ve yakıt sağlayan tesislere odaklanan hava saldırılarının gerçekleştirilmesinde, stratejik havacılık ve uzun menzilli füzelerin kullanımının yaygınlaştığı gözlemlendi.
Ayrıca ülkenin orta ve batı bölgelerindeki kampları, tesisleri ve tren istasyonları da hedef alınıyor. Zira bu bölgeler, savaşların gerçekleştiği bölgelere malzeme toplamak ve taşımak ya da Batı’dan askeri sevkiyatlarını almak için kullanılıyor. Aynı şekilde akaryakıt depolama tesisleri de benzer şekilde hedef alınıyor.
Donbass savaşının devamı ile eşzamanlı olarak bir sonraki aşamada Rus hedeflerinin daha geniş bir kapsama sahip olduğuna yönelik işaretler göründü. Ukrayna’nın Moskova’nın koşullarına uymayı reddetmesi sonucunda siyasi bir çözüm olasılığının olmaması, Lugansk ve Donetsk’in bağımsızlığının ve Rusya’nın Kırım üzerindeki egemenliğinin kabulüne katkıda bulundu. Bu da Kremlin’in savaşı sonuna kadar götürme, herhangi bir ateşkes girişimini kabul etmeme yaklaşımını güçlendirdi. Böyle bir ortamda, Rus çevreleri, savaşı ilan ederken Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dile getirdiği ‘Nazizmi ve Ukrayna’nın tüm askeri yeteneklerini yok etmeye’ yönelik hedeflerine odaklanmaya geri döndü. Diğerlerininyanı sıra bu iki hedef, tüm Ukrayna’yı kontrol etme ve oradaki egemen otoriteyi devirme kararlılığını yansıtıyor.
Üç temel alan
Bu bağlamda askeri uzman Vladislav Shurygin’in bir röportajda söyledikleri, Rusya’nın gelecek aşamadaki hamlesinin genel çerçevesini yansıtır nitelikteydi:
“Şu an Rusya’nın karşısında üç temel alan bulunuyor. Birincisi, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin Donbass’taki son yenilgisidir. Diğerleri ise tehdidi ortadan kaldırmak için Transdinyester (Moldova) yönünde, aynı zamanda Odessa ve Nikolaev istikametindeki baskılardır. Genel olarak Karadeniz’in bu kısmını iç denizimiz yapmaya çalışacağız. Buna ek olarak, Ukrayna güçlerini ülkenin kuzey doğusundan ve merkezinden, yani Zaporijya ve Harkov’dan çıkarmak için görevler de var. Son aşama Kiev. Yani halen yeterince işimiz ve geçecek aşamalarımız var.”
Belirlenen diğer görevler bağlamında, Ukrayna’nın bazı bölümlerinin Rusya’ya nihai bir şekilde ilhakına hazırlanma süreci şu andaki ana hedeflerden birini teşkil ediyor. Putin’in Herson ve Zaporijya sakinlerine vatandaşlık verilmesini kolaylaştırmaya yönelik 25 Mayıs tarihli kararnamesi, bu aşama için pratik bir başlangıcı temsil ediyordu. Bazı yetkililer ve parlamenterler açıklamalarında, Rusya’nın kontrol ettiği bölgelerden asla geri çekilmeyeceğini vurguluyor.
NATO'nun genişlemesi
Rusya çevresinde, Moskova’nın tutumları için geniş destek toplama çabalarının sonuçları şimdiye kadar mütevazı bir seviyede görünüyor. Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü zirvesinin toplanması ve ardından bu grubun savunma bakanlarının bir araya gelmesi, Rusya’nın gruptaki ortaklarını Rusya yanında pozisyonlarını açıklamaya veya Rusya üzerindeki baskıyı hafifletmek için somut adımlar atmaya teşvik etmesi açısından yeni bir adımı içermiyordu. Moskova ve en yakın ortağı Minsk, bu konudaki konuşmalarına NATO’nun genişlemesinin tüm bölge grubu üzerindeki tehlikeleri olacağına yönelik uyarıda bulunarak başlamış olsalar da, söz konusu ülkelerin bu tür açık ve ilan edilmiş tutumlarının olmamasından da anlaşılacağı üzere, NATO’nun genişlemesi sorunun ele alınması, örgüt ülkeleri arasında Rusya ile aynı derecede ilgi görmedi. Bu anlaşılabilir bir durum. Zira doğrudan güvenlik ve askeri tehdit yalnızca Rusya ve Belarus açısından söz konusu, Kazakistan, Kırgızistan veya Ermenistan gibi ülkeler, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması konusunda ciddi sorunlarla karşılaşmıyorlar.
Avrasya Ekonomik Birliği
Ekonomik cephede ise Moskova, ‘Avrasya Ekonomik Birliği’ grubunu Batı yaptırımlarının ağırlığını hafifletmeye teşvik etmeye çalıştı. Altı eski Sovyet cumhuriyetini içeren bu grup, ticaret işlemleri ruble ile yapılsa da borsaların yüzde 75’ini oluşturuyor. Ancak etkisi Rus ticaret borsalarının toplam hacmine kıyasla çok sınırlı kalıyor. Bu ülkeler, Batı’nın önceden Rusya’ya sağladığı endüstriyel ve teknik yeteneklere de sahip değiller. Daha geniş alanda, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya olası katılımı, savaşın bugüne kadarki en büyük ve en görünür sonucunu teşkil ediyor. Bu, Kuzey Avrupa’daki güç dengesinin ve Rusya’nın Baltık Denizi’nde kuşatılmasına ilişkin hükümlerin değişmesinin yanı sıra yakın zamana kadar iş birliği yapma yeteneğinin bir örneği olan, hızla rekabet ve yüzleşme için önemli bir platform haline gelen kuzey kutbu dosyasıyla ele alınmasına ilişkin politikaların tamamen değiştirilmesi anlamına geliyor.
Avrupa’nın öncelikleri değişiyor
Moskova için daha da kötüsü, 100 günlük savaşın Avrupa’nın önceliklerinde eşi görülmemiş bir değişime yol açması oldu. Bu süreç sadece yeni enerji kaynakları arama konusunda dengeyi alt üst etmekle kalmadı, Avrupa Birliği’nin ‘militarizasyonu’ alanında da büyük farklılıklara yol açtı. Rus yetkililer, AB militarizasyonun artık NATO’dan farklılık göstermediğini belirtiyor.
Savaş, doğrudan Rusya’nın politikalarıyla bağlantılı olan dosyalarda önemli yansımalara neden oldu. İsrail saldırılarının arttığı Suriye’de, Rusya’nın Ukrayna ile meşgul olmasının neden olduğu boşluğu İran’ın dolduracağı ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki güvenli bölge alanını genişleteceği belirtiliyor. Moskova her iki durumu da rejime yönelik bir tehdit olarak görüyor ve bu da üzerinde bir baskı oluşturuyor. Ancak burada Moskova’nın şimdiye kadar Türkiye’nin askeri operasyon başlatma duyurularına karşı soğukkanlı davrandığı, İsrail’e karşı ise eskisinden daha sert olduğunu belirtmekte fayda var. Diğer yandan Tel Aviv’in Ukrayna’da Moskova üzerindeki baskıyı şiddetlendirmek için Suriye’deki gerilimin artırılmasını Washington ile birlikte koordine ettiğini belirten analizler de bulunuyor.