Sözcü gazetesinin dünkü ekinde yer alan bir anı, Atatürk'ün yakın çevresiyle olan ilişkilerini gözler önüne serdi. Anıda, Atatürk’ün komşusu Sofracı Faik’in, Nuri ağabeyin çocukları Ertan ve Türkan’ı Köşk’e getirmesiyle yaşanan ilginç bir olay anlatıldı.
Sözcü gazetesinin dünkü ekinde yer alan bir anı, Atatürk'ün yakın çevresiyle yaşadığı bir olayı gün yüzüne çıkardı. Anıda, Atatürk'ün kucağında oturan küçük bir kızın Mustafa Kemal'in üstüne çişini kaçırdığı anlatılıyor.
İşte o Sözcü Gazetesi'nde geçen o yazı;
Sofracı Faik'le, Ankara'da, Çankaya'ya çıkarken, şimdiki Kuğulu Park'ın biraz yukarılarında oturduğum bahçeli evimin hemen yanındaki evde komşu olarak yıllarca yan yana oturduk. Çok iyi anlaşırdık ve birbirimizi kardeş gibi de severdik. Bir gün kütüphanedeyim, yine yoğun çalışmalarım var. Bir de baktım, ne göreyim? Bizim Faik, bir elinde Ertan, kucağında Türkan kızlarımla içeri giriyor, şaşırdım. Zira yıllarca Köşk'te görev yaptım, ne eşimi, ne de evlatlarımı kesinlikle işyerime, yani Köşk'e götürmemiştim. Bu sebeple Faik'e, "Yahu Faik, bu ne iş? Nereden çıktı bu kızları alıp gelmek?" diye sorunca Faik, "Ağabey, evde temizlik varmış. Neriman Yenge de biraz keyifsizdi, ben de rahat etsin diye çocukları alıp şöyle bir gezdireyim dedim; yürüye yürüye baktık ki Köşk'teyiz," diye cevaplayınca iş belli olmuştu, yapacak bir şey yoktu.
Neyse, o an Atatürk daha gelmemişti. Gece de çok geç yatmıştı, geç gelirdi. Ben işime dalmışken, Faik de kızlarımı bahçede dolaştırıp eğlerken Atatürk sesleri duymuş ve sormuş. Benim kızlarım olduklarını duyunca, "Hemen yanıma gelsinler!" diye emir vermiş. Bir müddet sonra gelip "Atatürk sizi çağırıyor" dediklerinde önce uyanmadım, ama sonra odasına gidince bir de ne göreyim, Faik ve iki kızım odaya girmişler ve Atatürk'ün kucağındalar. Kerata kızlar çok da cilveli ve sevimliydiler.
Atatürk bana dönerek, "Yahu Nuri, böyle güzel kızların var, neden getirmiyorsun? Ne de çabuk büyümüşler, ben bunların trende, salıncaklarında, kundaktaki hallerini hatırlıyorum da, maşallah bayağı büyümüşler" deyince, "Paşam, nasıl getireyim, bakmayın öyle sessiz durduklarına, çok yaramazdırlar," cevabıma güldü ve Ertan'ı, yani büyüğü kucağına aldı ve hoplata hoplata sevmeye başladı. Birdenbire Faik bana dehşetle dönerek sessizce "Nuri Ağabey, kız işiyor," demez mi? Aman Allah'ım, ne yapacağız derken, Atatürk de anlayıverdi. Zira tam göğsünden aşağı ince çizgi halinde çişi akıvermişti, ama neyse ki pek fazla değildi.
Atatürk görünce kahkahayı patlatarak, "Tabii bu kadar hoplattı bak çocuk da kaçırır; önemli değil Nuri oğlum önemli değil, Ülkü de bi kaç kere yapmıştı," diyerek bizi rahatlattı. Sonrasında Faik çişli Ertan'ı, ben küçük Türkan'ı kucakladım ve odadan bir çıktık ki... Tabii Faik'e, "Nereden aklına geldi ve getirdin?" diye biraz fırça attım ama o hiç oralı değildi. Kahkahalar patlatıyordu, "Boş ver Nuri ağabey, bak Paşa bile güldü, olur böyle şeyler," diye konuşa konuşa bahçeye geldik ve tabii çocuklar doğru eve yollandı. Biraz sonra Atatürk geldi; tabii üzerini değiştirmiş, yıkanmış, içeri girer girmez,
"Nuri, sakın Faik'e kızma, iyi oldu iyi oldu. Hata bende, bende," diye tekrar gönlümü aldı, ama ben birkaç gün olayın tesirinde kaldım. Aklıma geldikçe o çiş olayı beni hem güldürür, hem de o anki heyecanımı hep yaşatır.