Kadınlığın empati, şefkat, dayanışma, özgürleşme ve kurtuluşla; erkekliğin ise tahakküm, şiddet, hoyratlık, militarizm ve tehditle özdeşleştirilmesinin yeni bir ahlaki kalıp oluşturabileceği uyarısında bulunan Arslan, “Mesele kadının kahraman olması değildir. Mesele, erkek kahramanlığının ancak geleneksel erkeklik özelliklerinden uzaklaşması şartıyla meşru kabul edilip edilmediğidir” değerlendirmesinde bulundu. “Kadını güçlendirmek için erkeği küçültmek çözüm değil” Arslan, kadını edilgen ve korunmaya muhtaç bir figür olmaktan çıkararak kendi kaderini tayin eden bir özne hâline getirmenin olumlu bir dönüşüm olduğunu, ancak bunun yeni bir aşırılığa dönüşmemesi gerektiğini belirtti. Kadını güçlendirmek adına erkeği küçültmenin, kadın karakterin değerini göstermek için erkek karakteri beceriksiz, zalim veya duygusal açıdan sakat biçimde çizmenin temsil sorununu çözmeyeceğini kaydeden Arslan, bunun yalnızca eski kalıbın tersine çevrilmesi anlamına geleceğini ifade etti. “İyilik ve kötülük estetik kategoriye dönüşüyor” Tartışmanın daha derininde iyilik ve kötülük kavramlarının tanımındaki değişimin bulunduğunu belirten Arslan, klasik ahlak anlayışında insanın zulmetmesi, yalan söylemesi, emanete ihanet etmesi veya başkasının hakkını çiğnemesi nedeniyle kötü kabul edildiğini; iyiliğin ise hakikate uygun davranmak, adaleti gözetmek, sorumluluk üstlenmek ve nefsi terbiye etmekle ilişkilendirildiğini hatırlattı. Günümüzde ise kötülüğün çoğu zaman ahlaki olmaktan önce estetik ve duygusal bir kategoriye dönüştüğünü ifade eden Arslan, kötü karakterin karanlık, kaba, sert ve sevimsiz; iyi karakterin ise sempatik, eğlenceli, çekici ve duygusal olarak yakın biçimde tasvir edildiğine dikkat çekti. Bu durumda seyircinin karakterin ne yaptığına değil, kendisine ne hissettirdiğine göre hüküm vermeye başladığını belirten Arslan, “Ahlaki muhakemenin yerini duygusal özdeşleşme alıyor” değerlendirmesinde bulundu. “İyilik bir cinsiyetin mülkü değildir” İnsanın ahlaki değerinin yaptıklarından ziyade ait olduğu kategori üzerinden belirlenmesinin yalnızca erkeklere değil, kadınlara da haksızlık olduğunu ifade eden Arslan, kadınları doğuştan daha şefkatli, barışçıl ve masum kabul etmenin de sorunlu bir yaklaşım olduğunu belirtti. Arslan, gerçek anlamda ahlaki özne olmanın, iyilik kadar kötülüğe de muktedir olmayı ve kişinin tercihlerinden sorumlu tutulmasını gerektirdiğini vurguladı. Firavun örneği üzerinden tahakküm uyarısı Kimliklerin karakterin önüne geçirilmesinin yeni bir durum olmadığını belirten Arslan, Kur’an’da Firavun düzeninin bu anlayışın çarpıcı örneklerinden biri olarak ortaya konulduğunu ifade etti. Firavun’un İsrailoğullarının erkek çocuklarını öldürmesi, kadınlarını ise sağ bırakması üzerinden kurduğu düzenin, insanları tehdit veya araç olarak kategorize eden bir tahakküm anlayışını gösterdiğini belirtti. Arslan, Firavun’un erkek çocuklarını gelecekteki direnişin ve gücün taşıyıcısı olarak gördüğünü, kadınları ise kendi düzeni içinde kullanılabilir ve denetlenebilir bir unsur olarak değerlendirdiğini ifade etti. Bu tarihsel örnek ile günümüz popüler kültürünün aynı yöntem ve ölçekte değerlendirilemeyeceğinin altını çizen Arslan, ancak her ikisinin de insanı kendi iradesi, karakteri ve sorumluluğu yerine bir kategori üzerinden değerlendirme tehlikesini düşündürdüğünü kaydetti. “İhtiyacımız insanlığı büyütmek” Arslan, iyiliğin kadın veya erkeğin doğal mülkü olmadığı gibi kötülüğün de herhangi bir cinsiyetin kaderi olmadığını belirterek, asıl ölçünün insanın hakikat karşısındaki tavrı ve sorumluluğu olması gerektiğini ifade etti. Kadınlığı kahramanlaştırıp erkekliği şeytanlaştırmak ya da bunun tersini yapmak yerine, karakteri merkeze alan bir ahlak dilinin yeniden kurulması gerektiğini vurgulayan Arslan, sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı: “Kadın ya da erkek fark etmeksizin, zafiyetleriyle yüzleşen, arzularını terbiye eden ve hakikati seçmeye çalışan insanlar yetiştirebildiğimiz ölçüde daha sahici hikâyeler de kurabiliriz. Çünkü medeniyetleri kimlikler değil, karakterler inşa eder. İhtiyacımız kadınlığı ya da erkekliği büyütmek değil, insanlığı büyütmektir.”