• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
4
Yeniakit Publisher
Mekke’de camide cinsel ilişkiye girince idam edilmişlerdi! Yaptıkları rezillik sonrası olan çocuklarına oldu

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Mekke’de camide cinsel ilişkiye girince idam edilmişlerdi! Yaptıkları rezillik sonrası olan çocuklarına oldu

Mekke'deki bir camide cinsel ilişkiye girdikleri gerekçesiyle kafaları kesilerek idam edilen Bangladeşli çiftin cenazeleri ülkelerine gönderildi. Cenaze töreninde, ahlaksız çiftin yetim kalan küçük kızlarının gözyaşları yürekleri burktu.

#1
Foto - Mekke’de camide cinsel ilişkiye girince idam edilmişlerdi! Yaptıkları rezillik sonrası olan çocuklarına oldu

Suudi Arabistan’ın Mekke kentindeki bir camide “ahlaka aykırı” eylemde bulunmakla suçlanan Bangladeş vatandaşları Nazrul Islam Abdul Basir ve Siti Akhtar idam cezasına çarptırıldı. Kararın ardından cezaları 14 Ekim’de kafaları kesilerek infaz edilen çiftin başsız bedenleri tabutlara konularak ülkeleri Bangladeş'e gönderildi.

#2
Foto - Mekke’de camide cinsel ilişkiye girince idam edilmişlerdi! Yaptıkları rezillik sonrası olan çocuklarına oldu

Suudi yetkililer, olayın Mekke'deki hangi camide yaşandığına ve iki kişinin ne zaman gözaltına alındığına ilişkin detaylı bir açıklamada bulunmadı. İnfazın 14 Ekim'de gerçekleştiği öğrenilirken, çiftin cenazelerinin ülkelerine ulaştırılmasıyla acı tablo ortaya çıktı.

#3
Foto - Mekke’de camide cinsel ilişkiye girince idam edilmişlerdi! Yaptıkları rezillik sonrası olan çocuklarına oldu

Süreçten önceden haberdar edilmediklerini belirten Bangladeşli yetkililer, infaz kararı ve prosedüre ilişkin "Bilgilendirilmedik" açıklamasını yaparak Suudi Arabistan yönetimine diplomatik nota verdi. Ülkelerine gönderilen Bangladeşli çiftin cenazeleri memleketlerinde toprağa verildi. Anne ve babasının cenaze törenine katılan küçük kızlarının gözyaşları törene damga vurarak yürekleri burktu.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ahmet bey

Anne ve babasının cenaze törenine katıldıysa nasıl zina etmiş oluyorlar. Evliler cinsel ilişki yaotığında zina etmişmi oluyorlar ?

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

# CEHALETİN BEDELİNİ MASUM EVLATLAR ÖDÜYOR! *Bir insanın yaptığı yanlış bazen kendi hayatıyla sınırlı kalmaz; geride bıraktığı masumların ömür boyu taşıyacağı bir acıya dönüşür.* İnsanoğlu bazen öyle yanlışlar yapar ki sonuçlarını yalnızca kendisi değil, en çok sevdiği insanlar da yaşamak zorunda kalır. Hele bu yanlışların temelinde cehalet, düşüncesizlik ve nefsine hâkim olamamak varsa ortaya çıkan sonuçlar çok daha acı olabilir. İnsan yaptığı hatanın bedelini bir şekilde öder, fakat geride kalan masum evlatların yaşadığı acının ne telafisi vardır ne de kolayca unutulması mümkündür. İşte Mekke'de yaşandığı ileri sürülen ve Bangladeşli bir çiftin idam edilmesiyle sonuçlandığı anlatılan hadise, bana bütün bunları bir kez daha düşündürdü. Habere göre Bangladeşli bir çift, Mekke'deki bir camide cinsel ilişkiye girdikleri gerekçesiyle idam edilmiş. Bu iddianın bütün ayrıntıları henüz bağımsız biçimde doğrulanmış olmasa da anlatılan olayın ahlaki ve insani boyutu üzerinde düşünmek gerekiyor. Öncelikle şunu açıkça ifade edelim ki camiler, mescitler ve bütün ibadethaneler insanların inançları doğrultusunda kutsal kabul ettikleri mekânlardır. Bu mekânların kendilerine özgü saygınlığı, adabı ve dokunulmazlığı vardır. Hangi dine mensup olursa olsun insanın başkalarının kutsal değerlerine saygı göstermesi, medeniyetin ve ahlaki olgunluğun gereğidir. Bir Müslümanın caminin ne anlama geldiğini, orada nasıl davranılması gerektiğini bilmesi beklenir. Cami, nefsani arzuların tatmin edileceği değil, insanın nefsini terbiye edeceği, Rabbine yöneleceği ve manevi huzur bulacağı bir mekândır. Böyle bir yerde cinsel ilişkiye girilmesi, toplumun dini ve ahlaki değerleriyle bağdaşmaz. Ancak burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Acaba bu insanlar yaptıkları davranışın sonuçlarını gerçekten biliyorlar mıydı, yoksa cehaletlerinin ve düşüncesizliklerinin kurbanı mı oldular? Bunu kesin olarak bilemeyiz. Fakat bildiğimiz bir gerçek var ki insanın bilgisizliği, bazen telafisi mümkün olmayan felaketlerin kapısını aralayabiliyor. Cehalet yalnızca okuma yazma bilmemek değildir. İnsan bazen okumuş, dünyayı gezmiş, pek çok şey öğrenmiş olabilir ama davranışlarının sonuçlarını hesap edemeyecek kadar düşüncesiz davranabilir. Gerçek cehalet, insanın nerede bulunduğunu, ne yaptığını ve yaptığının nelere mal olabileceğini idrak edememesidir. Nefsinin peşinden giderken aklını ve iradesini bir kenara bırakan insan, bazen birkaç dakikalık yanlışın bedelini bir ömürle ödemek zorunda kalabilir. Daha da kötüsü, bu bedel yalnızca kendisine ait olmayabilir. İşte beni bu haberde asıl üzen mesele de budur. Haberde, idam edilen kişilerin geride küçük kız çocukları bıraktığı ve cenaze töreninde bu çocukların gözyaşlarına boğulduğu anlatılıyor. Bu ayrıntıların doğruluğunun teyit edilmesi gerekir; ancak böyle bir durumda çocukların yaşayacağı acının büyüklüğü tartışmasızdır. Anne babalarının yaptığı iddia edilen davranışta hiçbir sorumluluğu bulunmayan çocuklar, hayatlarının en önemli iki insanını kaybetmenin acısıyla baş başa kalacaktır. Anne şefkatine, baba sevgisine ve aile sıcaklığına en fazla ihtiyaç duydukları yaşlarda böylesine ağır bir kayıpla karşılaşmak, hangi çocuğun kolayca taşıyabileceği bir yüktür? Bir düşünün; bir çocuk sabah uyandığında annesinin sesini duyamayacak, akşam olduğunda babasının yolunu gözlese de onu göremeyecek. Bayramlar gelecek, arkadaşları anne babalarının ellerinden tutarak gezecek, o ise kendi içinde tarifsiz bir eksiklik hissedecek. Okula başladığında, büyüdüğünde, hayatının önemli günlerinde anne babasının yokluğunu yeniden yaşayacak. Belki yıllar geçecek ama kalbindeki o boşluk hiçbir zaman tamamen dolmayacak. İşte insanı kahreden asıl mesele budur. Büyüklerin yanlışları bazen çocukların bütün geleceğine uzanan bir gölgeye dönüşüyor. Elbette bir davranışın yanlış olduğunu söylemekten çekinmemeliyiz. Kutsal bir mekânın saygınlığını ihlal eden bir davranışı doğru bulmamız mümkün değildir. Ancak yanlış bir davranışı kınamakla o davranışın karşılığında verilen her cezayı onaylamak aynı şey değildir. Hukukun amacı yalnızca cezalandırmak değil, adaleti gerçekleştirmek olmalıdır. Hele söz konusu insan hayatıysa verilen kararın ağırlığı, ölçülülüğü ve geri dönüşünün bulunmaması mutlaka düşünülmelidir. Çünkü ölümle sonuçlanan bir cezanın ardından pişmanlığa, telafiye veya yeniden başlamaya imkân kalmaz. Ben bu insanların yaptıkları iddia edilen davranışı savunamam. Kutsal bir mekânda böyle bir fiilin kabul edilebilir olduğunu da söyleyemem. Fakat idam edildiklerini duyduğumda içimden "İyi olmuş, hak etmişler" demek de gelmiyor. Çünkü insanın vicdanı yalnızca yapılan yanlışı değil, ortaya çıkan acıyı da görmelidir. Bir tarafta kutsal değerlere karşı işlenmiş olduğu ileri sürülen ağır bir saygısızlık, diğer tarafta hayatlarını kaybeden insanlar ve geride kalmış olabilecek masum çocuklar var. Böyle bir manzara karşısında sevinmek yerine düşünmek, öfkelenmek yerine ibret almak gerektiğine inanıyorum. Üstelik bizim inancımızda merhametin çok önemli bir yeri vardır. Yüce Allah'ın rahmetinin genişliğini anlatan bir dinin mensupları olarak, yanlış yapan insanlara karşı bile vicdanımızı kaybetmemeliyiz. İslam, insanı sorumluluk sahibi olmaya çağırırken adaleti, merhameti ve hakkaniyeti de emreder. Kur'an-ı Kerim'de hiçbir günahkârın başkasının günah yükünü yüklenmeyeceği bildirilir. Bu ilke bize çok önemli bir hakikati hatırlatır: Anne babanın yaptığı yanlışın manevi ve ahlaki sorumluluğu çocuklarına yüklenemez. Çocukların masumiyeti, yetişkinlerin davranışlarından bağımsız olarak korunmalıdır. Buradan bütün anne babaların çıkarması gereken önemli dersler olduğuna inanıyorum. Evlat sahibi olmak yalnızca bir çocuğu dünyaya getirmek değildir. Onun geleceğini düşünmek, davranışlarımızın hayatına nasıl yansıyacağını hesap etmek ve ona mümkün olduğunca güvenli bir hayat bırakmak da anne babalık sorumluluğunun bir parçasıdır. İnsan yalnızca kendisi için yaşamaz; hele geride kendisine muhtaç çocukları varsa attığı her adımda onları da düşünmek zorundadır. Bir anlık hevesin, dikkatsizliğin veya düşüncesizliğin masum evlatların hayatında onarılması güç yaralar açabileceğini unutmamalıdır. Bu hadise, cehaletle mücadelenin ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor. İnsanlara yalnızca neyin yasak olduğunu söylemek yeterli değildir; neden yasak olduğunu, davranışlarının hangi sonuçlara yol açabileceğini ve yaşadıkları toplumun kurallarını da öğretmek gerekir. Özellikle başka ülkelere giden insanların o ülkelerin hukuk düzenini, toplumsal hassasiyetlerini ve kutsal değerlere ilişkin kurallarını öğrenmeleri büyük önem taşır. Bilgi insanı korur, bilinç insanı yanlışlardan uzaklaştırır, irade ise insanın nefsine esir olmasını önler. Fakat bütün bunlardan daha önemli bir husus var: Bir toplumun ahlaki olgunluğu yalnızca yanlış yapanlara gösterdiği tepkiyle değil, o yanlışların gölgesinde kalan masumlara gösterdiği merhametle de ölçülür. Eğer geride gerçekten anne babasız kalmış çocuklar varsa onların korunması, eğitimlerinin sağlanması ve hayatlarının güvence altına alınması hepimizin insani sorumluluğudur. Çünkü çocuklar büyüklerin hatalarının mahkûmu değil, toplumun korunması gereken emanetleridir. Onların acılarını hafifletmek, geleceğe yeniden umutla bakmalarını sağlamak, insaniyetimizin en önemli göstergelerinden biridir. Sonuç olarak bu haberden çıkarılması gereken ders, yalnızca kutsal mekânlara saygı gösterilmesi gerektiği değildir. Aynı zamanda insanın nefsine hâkim olmasının, davranışlarının sonuçlarını düşünmesinin, anne babalık sorumluluğunu unutmamasının ve her şartta merhamet duygusunu korumasının ne kadar önemli olduğudur. Cehaletin karanlığında yapılan bir yanlış, bazen insanın kendi hayatını söndürmekle kalmaz, geride kalan masumların dünyasını da karartır. Bu yüzden aklımızı kullanmak, bilgimizi artırmak ve vicdanımızı diri tutmak zorundayız. **Ben bu olay karşısında "İyi olmuş" diyemem. Çünkü ölümün olduğu, çocukların gözyaşı döktüğü bir yerde sevinilecek bir şey göremiyorum. Yapıldığı iddia edilen davranışı doğru bulmuyorum, kutsal bir mekânın saygınlığının çiğnenmesini de asla tasvip etmiyorum. Ama yine de içimden yalnızca iki kelime geçiyor: Yazık oldu! Hem kendi hayatlarına hem de geride bıraktıkları masum yavruların geleceğine yazık oldu. Keşke biraz düşünebilselerdi, keşke nefislerine hâkim olabilselerdi, keşke davranışlarının nelere mal olabileceğini hesap edebilselerdi. Belki o zaman bugün ölümden ve gözyaşından değil, hayattan ve umuttan söz ediyor olacaktık.** **Unutmayalım ki insan bazen kendi cehaletinin bedelini bir defa öder; fakat o cehaletin yetim bıraktığı evlatlar, bedelini bir ömür boyu ödemek zorunda kalabilir. İşte asıl acı olan da budur.**
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23