Weichert analizinde, ABD’nin Asya’daki angajmanının zayıflaması nedeniyle Japonya’nın kendisini giderek yalnızlaşmış hissettiğini belirtiyor. “Washington’un Hint-Pasifik’e olan ilgisi azaldıkça, Tokyo kendi güvenliğini kendi inisiyatifiyle sağlama yoluna gidiyor. Bu da onu daha agresif bir dış politika söylemine itiyor,” diyor. Ancak bu agresif tonun stratejik bir hata olduğunu düşünen Weichert, “Tokyo, Çin’i hedef alırken Pyongyang’ı da cepheye çekti. Şimdi iki nükleer güçle aynı anda karşı karşıya kalabilir” uyarısında bulunuyor. “UCUZ SAVAŞÇI SÖYLEM, STRATEJİK YALNIZLIK GETİRİR” Analistin değerlendirmesine göre, Takaichi hükümeti Washington’un tepkisini ölçmek ve ABD’nin olası bir Tayvan çatışmasında Japonya’ya ne kadar destek vereceğini görmek amacıyla bu söylemleri kasıtlı olarak sertleştirdi. Fakat sonuç tam tersi oldu: Tokyo, hem Çin hem Kuzey Kore’nin hedefi haline geldi, hem de ABD’nin sessiz tutumu nedeniyle kendini jeopolitik bir boşlukta buldu. Weichert analizini şu çarpıcı cümleyle bitiriyor: “Japonya’nın militarist söylemi, uyuyan bir ejderhayı uyandırdı. Pyongyang artık Tokyo’yu ciddiye alıyor ve bu, bölgede çok daha tehlikeli bir dönemin başlangıcı olabilir.” Haber Kaynağı: The National Interest - Brandon J. Weichert