Ortopedi cerrahı Ali Keypurfer ise hastanenin işleyişine dair şu gerçeği dile getiriyor: “Hiçbir hizmet aksamıyor.” Ama bu cümlenin arkasında görünmeyen bir detay var: Doktorlar ve hemşireler artık günde 12 saat çalışıyor. Ve eğer savaş uzarsa, 24 saat esasına geçmeye hazır olduklarını söylüyorlar. İran basınında sıkça vurgulanan “fedakârlık kültürü” burada bir söylem değil, doğrudan yaşanan bir gerçek. Ali Keyfurfer, “ Hastanemiz kapasite olarak, Tahran’ın en büyük beş hastanesinden biri… oldukça yoğun bir çalışma takvimimiz var. Ama bu zor zamanlarda halkımız için gereken den çok daha fazlasını yapacağız. Bu savaşın en büyük hedefi siviller. Ben bir İranlı olarak söylemiyorum. Sizler gezip görüyorsunuz. Tablo ortada. Bizler halkımızın tedavisi için mücadeleyi sürdüreceğiz. Ama imkanlarımız hali hazırda bizi orta vadeye taşıyacak durumda. Ancak savaş uzarsa işte dostlarımızdan destek bekleyeceğiz. Özellikle Türkiye’den kardeşlerimizden destek bekleyeceğiz” İran Sağlık Bakanlığı’nın üç aşamalı kriz planına göre şu an tüm ülke birinci aşamada. Ancak savaşın uzaması halinde ikinci ve üçüncü aşamaların devreye girmesi bekleniyor. Bu aşamalar; kaynakların yeniden dağıtımı, kritik hastaların özel alanlara alınması ve uluslararası destek ihtiyacının açıkça ifade edilmesini içeriyor. Nitekim hastane yetkilileri de açık bir mesaj veriyor: “Hazırız… ama yalnız değiliz.” Çünkü savaş yalnızca bugünü değil, yarını da tehdit ediyor. Onkoloji hastaları, kalp hastaları, böbrek yetmezliği yaşayanlar… Bu insanlar için özel tedavi alanlarının hazırlandığı belirtiliyor. Ancak Farsça yayımlanan analizlerde ortak bir endişe öne çıkıyor: Eğer savaş uzarsa, sağlık sistemi üzerindeki yük yalnızca yaralılarla sınırlı kalmayacak. Ve belki de en acı gerçek, bu hastanenin koridorlarında yankılanıyor: En çok çocuklar geliyor. En çok kadınlar yaralanıyor. Doktor Mecid Şucaip’in ifadesiyle: “Savaş en fazla onları hedef alıyor.” Bu cümle, aslında hiçbir resmi raporda tam anlamıyla yazılamayan gerçeğin en sade hali. Tahran’ın doğusunda, bu hastanede hayat devam ediyor. Ama bu, bildiğimiz anlamda bir hayat değil. Bu, her anı kayıp ve umut arasında gidip gelen, her nefesi bir sonraki saldırıya hazırlık olan ve her şeye rağmen insan kalmaya çalışan bir hayat. Ve belki de en ironik olan şu: Savaşın ortasında en çok çalışan yerler, hayatı kurtarmaya çalışan hastaneler.