İslam tektir ve asla parçalanamaz!

17 Kasım 2017 Cuma

Şirkin tarihsel süreci incelenirken önce şirkin ikiye ayrıldığına vurgu yapılarak şu önemli hususlara dikkat çekilir:

İlkel şirk

Şirk, peygamberlerin karşısına putperestlik olarak çıkmıştır. Bu se-beple puta tapıcılık ilkel şirktir...

Günümüzde ise şirk, sistemleş-miş, ilkeselleşmiş ve kavramsal-laşmıştır.

İlkesel şirk

Çağımız insanı bugün bazı kavramları, ilkeleri ve sistemleri, tartışılmaz, eleştirilmez, sadece gereği yerine getirilir ve önünde boyun eğilir ko-numda görmekte, öyle algılamakta ve uygulamaktadır. “Yaptığından sorumlu tutulamayan” yegâne kudret sahibi, Allah Teâla iken, çağ-daşlık, demokrasi, laiklik, teknoloji gibi bazı düşünce, kavram ve sistem-ler böyle-sine bir tartışılmaz ve dokunulmaz konumda görülüyorsa, işte bu nok-tada yeni bir şirk türü ile karşı karşıyayız demektir.

Bu ilkesel, sistemsel ve kavramsal şirktir. Müşrik, putunu kendi yapar, kendi tapar. Putları yontup isimlendirenler ile bazı kavramları icad edip putlaştıranlar ara-sında tam bir amaç ve eylem birliği bulun-maktadır. 

Şu âyet herhalde günümüzdeki çağdaş şirk türünü ve ona sahip çıkmaya çalışanları uyarmaktadır: 

“Haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler konusunda benimle mi tartışıyorsunuz?” (el-A’raf (7), 71. Ayrıca bk. Yusuf (12), 40; en-Necm (53), 23)

(Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, “HADİSLERLE GERÇEKLER -İslâm Öncelikli Bir Hayat İçin-”, s.105)

Aynı acı gerçekle ilgili üstad Sezai Karakoç’un, ‘Hızır’la Kırk Saat’inde, ‘halk’a çok şeyler öğreten yeşil sarıklı ulu hocalar’a hitaben bir serzenişi vardır. 

“Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı, /

Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim../ 

Bunu bana söylemediniz.. (…) /

Kardeşim İbrahim bana mermer putları nasıl devireceğimi öğretmişti../ 

Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım../ 

Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini nasıl sileceğimi öğretmediniz..” der..

Bugün ise kravatlı ve rejim suratlı hocalar  “siyasi İslam, ılımlı İslam, laik İslam” gibi servise konulan yeni ilkesel putlara karşı sessiz kalmak bir yana İslam’ın temellerini dinamitleyecek tartışmalarla meşguller. Şükür ki sessiz kalmayıp gerekeni yapanlar hocalarımız da var. İşte bu herzelere verilen bir cevaptan bazı bölümler:

“Siyasi İslâm terkibi yanlıştır; dilbilgisi bakımından değil, kavram olarak yanlıştır, karşılığı yoktur; çünkü bir tane İslâm vardır, onun kitabı, peygamberi ve mensupları bellidir. Asırlardır İslâm’ın temel bilgi ve hüküm kaynakları âlimler tarafından yorumlanır, mensupları da bu yorumlardan birine veya birkaçına göre uygulama yaparlar, Müslümanca yaşamaya çalışırlar. İslâm’ın bir tek olması, bütün yorumların ve uygulamaların da bir tek, bir çeşit, tek tip olmasını gerektirmez. Hem inanç, hem de amel (İslâm’ın ibadet ve hayat düzeni kurallarına uygun hareket, davranış) bakımından farklı yorumlara dayalı mezhepler vardır, bir mezhebin mensupları içinde de tam veya eksik uygulama bakımından farklılıklar vardır; ancak bu farklılıklar “farklı İslâmlar” olarak isim almamışlar, meselâ Maturidi İslâm’ı, Eş’âri İslâm’ı, Şafiî İslâm’ı..., keza salihlerin İslâm’ı, fâsıkların İslâm’ı... denmemiştir. 

İslâm yalnızca ibadeti ve ahireti anlatmaz, müminlerin dünya hayatında riayet edecekleri bazı kaideler de koyar ve buyruklar da verir. Buradan hareketle kimse, meselâ ibadet alanını kastederek “ibadet İslâm’ı”, hukuk alanını kastederek “hukuk İslâm’ı”... demez. İslâm’ın siyasetle ilgili emir ve yasakları da vardır, İslâm’ı teori ve inanç olarak siyasetten ayırmak mümkün değildir. Bazı Müslümanlar siyasi hayatın da İslâm’a göre düzenlenmesi ve yürütülmesini ister, bunun için örgütlenir ve faaliyet gösterirlerse bunlara “siyasi Müslüman” ve bunların dinlerine de “siyasi İslâm” demek doğru olmaz. Ortada bir tek İslâm vardır, bazı Müslümanlar bunun tamamını uygulamak isterler veya buna güçleri yeter, bazıları da bir kısmını uygular veya uygulayabilirler. Bir isim vermek gerekirse bu, İslam’ı bölerek, çeşitlendirerek değil, uygulamanın tam veya eksik olmasına, şu veya bu yoruma dayanmasına göre yapılır. 

“Siyasal İslâm” diye bir terim uyduranlar bunun içini farklı zamanlarda farklı Müslüman gruplarla ve bunların örgütleri ve faaliyetleri ile dolduruyorlar. Yakın geçmişte Hizbullah, Hizbüttahrîr, Müslüman Kardeşler’in isimleri anılıyordu, son zamanlarda ise el-Kaide revaçta. Peki, bunların dini siyasi İslâm ise başka Müslümanların dininin adı nedir?.. 

“Terör ile siyasi İslâm arasında bağ kurmak ve birinciyi ikinciye bağlamak da yaygın yanlışlardan biridir…

Yanlış bir adlandırma ile “siyasal İslâm” dedikleri şey yoktur ki, bitsin, iflâs etsin; var olan, içinde siyasi boyutun da bulunduğu İslâm’dır. Bunu daha açık olarak şöyle ifade edebiliriz: Müslümanlar dinle pazarlığa girip “şu kadarı senin, şu kadarı benim” diyemezler, Müslüman “teslim olandır. Neye teslim olan? Allah’ın buyruğuna, irade ve rızasına teslim olandır. Allah namaz kılmayı, oruç tutmayı emrettiği gibi faizi, zinayı, müstehcenliği, rüşveti, zulmü, istibdadı da yasaklamıştır. Müslüman olarak Allah’a teslim olan kişi pazarlık yapmadan, dinin kurallarını bölmeden -elinden geldiğince- hayatının bütününde O’na teslim olur. Evin içinde, camide Müslüman, kamusal alanda gayr-i Müslim olamaz. Asıl vazifesi kamusal alanda da İslâm’a aykırı (buna insan haklarına ve ahlâka aykırı da diyebiliriz) bir durumun oluşmasını engellemektir, buna gücü yetmezse, başkalarına dokunmadan kendisi özel ve kamusal alanda Müslümanca yaşar, buna da gücü yetmezse yapabildiğini yapar, yapamadıkları için de -gücünü aştığından- bağışlanır. Müslümanlık bu olduğuna göre “siyasal, ılımlı, laik vb.” diyerek farklı bir İslâm’dan söz etmek güneşi bir şeylerle örtmeye kalkışmak demektir ve mümkün olmaz… (Hayreddin Karaman, Yeni Şafak-10.11.2017)

Sözlerimizi şehid Seyyid Kutub merhumun şu veciz sözüyle  noktalayalım:

“Huzi’l-İslama cümleten ev ütrükühu” İslam’ı ya tümüyle alın ya da bırakın!

 

  • GERÇEKCİ OLMAK ZORUNDAYIZ YOKSA ........GERÇEKCİ OLMAK ZORUNDAYIZ YOKSA ........2 ay önce
    Allah razı olsun hocam. Sanki bu günümüzü anlatıyorsunuz. Şeytandan dost, domuzdan post olmaz. Şeytan görevini yapıyor, tüm İslam alemini birbirine kırdırıyor. Bizlerde Müslüman olarak şeytanı ezmek yerine spor olsun diyerek güreş yapmaya çalışıyoruz. Bu ne lahana ne turşu. Cahiliyeden ne farkımız kaldı? CHP den ne farkımız kaldı? Demokrasi diye diye demogoji yaparak şirkinin maaşallah her türlüsünü gerçekleştiriyoruz. Hep suçu başkalarına atarken kendi yanlışlarımızı görmezden geliyoruz. Ak sütten çıkmış gibi tertemiziz gibi yaşamaya çalışmak çok iyide gerçekci olursak daha çabuk düzelmez miyiz? Tencere dibin kara, seninki benden kara demek yerine nerede hata varsa düzeltmeye çalışsak, şirklerimizden kurtulmaya çalışsak daha iyi olmaz mı? Birbirimizi kötülemek yerine damardan girerek kurtarmaya çalışsak, sövme yerine ikna ederek anlatsak,sevgili Peygamberimizin güzel ahlakı gibi davranarak yıkmadan kırmadan sevgi ile yaklaşıp anlatsak daha çabuk düzelip birlik beraberlik sağlarız. Demekki bilmiyoruz ki yaşamıyoruz. Laf var uygulama yok. Bilmeyen yaşamayan neyi anlatabilir. Egemenlik kayıtsız şartsız kimindir? Kısasa kısasta hayat yok mudur? Ayasofyanın müze olarak kalması ... saymakla bitmeyen yanlışlarımız ne diye duruyor. Laf söylüyoruz, bal kabağı misali bir durum. Mehmed Şevket EYGİ'nin "Acayip Hallerimiz" adlı bu günkü köşe yazısında değildiği yanlışlarımızı da görmezden gelmeye devam ettiğimiz sürece kendimizi kandırmaya aldaltmaya devam ediyoruz demektir. Söylemlerimiz ile davranışlarımız aynı olmuyorsa yanlışa ısrar ediyoruz demektir. Sayın yazarımız yanlışlarımızı sıralıyor." 1. İçmeye ayranı olmayan, kimisi işsiz, kimisi zar zor geçinen bazılarımızın; borç harç, faizli kredi ile en lüks, en yeni, en pahalı, en afilli cep telefonları satın almaları. 2. Sonra bu telefonlarla gibi övünmeleri, sevinmeleri. 3. Türkiyenin, cep telefonu konusunda dünyanın en hasta, ölçüsüz, çılgın ülkesi olması. 4. Alanların çoğunun bu telefonların marifetlerinin binde birinden bile faydalanamamaları. 5. Günde dört veya beş milyon aziz ekmeği çöpe atmamız. 6. Öte yandan, bir zamanlar dünyanın sayılı tahıl ambarlarından biri olan Türkiye’nin şimdi, ekmeklik buğdayını dışarıdan dolarla satın alması. 7. Yüzölçümü olarak, Avrupa ülkelerinden büyük olan ülkemizin Sırbistandan, Macaristandan et ithal etmesi. 8. Hem kadın haklarından bahs etmemiz, hem de devletin resmî vesikalarıyla birtakım bedbaht kadınlara KDV’li yasal seks köleliği yaptırtmamız. 9. 2016 uluslararası PISA eğitim yarışmasında, 70 küsur ülke içinde ancak 50’nci olabilerek dibe düşmemiz, nal toplamamız. 10. Nüfus fazlalığından, beton bina çokluğundan, trafik sıkışıklığından patlayacak hale gelen İstanbulun çepeçevre her tarafında çılgınca yeni binalar, rezidanslar, gökdelenler, siteler, iş yerleri inşa etmemiz. 11. Öğretmen sayısı bir milyon 200 bini bulmuşken, bu rakamı daha da çoğaltmamız. 12. İlköğretimden sonra liselerde okutulmaması, pratik meslekî eğitime yönlendirilmesi gereken bütün çocuklarımızı; düşe kalka, ite kaka, sınıfta kalmak yok, mutlaka diploma almak var metoduyla sözde eğitmemiz. 13. Toplu taşıma vasıtalarında kadınlar ve kızlar tacize uğradığı halde, laikliğe ve Kemalizme Feminizme aykırıdır diyerek, onlara mahsus ayrı vasıtalar olmasına karşı çıkılması. 14. Bütçesi, geliri müsait olmayanların lüks pahalı yemekler yemesi 15. Halk, uçağa binmek için normal kapılardan ve salonlardan geçtiği, kuyruğa girdiği halde; halkın vekillerinin VIP kapılarından geçmeleri, VIP salonlarında oturmaları, oralarda bedava ikramlarla taltif edilmeleri. 16. Birtakım Süslüman karıların, tesettür diye, Kur’ana Sünnete Şeriata İslam ahlakına sağduyuya aykırı, erkeklerin dikkatlerini açık kadınlardan daha fazla çeken zilli pullu rengarenk rüküş kıyafetlere bürünmeleri. 17. Kendilerini sofu, dini bütün, muttaqi sanan birtakım zamane dindarlarının sabah namazlarında (ve diğer vakitlerde) camilere gitmemeleri, kadınlar gibi münferiden ibadet etmeleri. 18. Dindar geçinen anne babaların oğullarına ve kızlarına ilmihal öğretmemeleri, namaz kıldırmamaları. 19. Hoca geçinen birtakım reformcuların, herhangi bir zaruret olmaksızın, ribaya, faizli krediye fetva ve ruhsat vermeleri, böylece hem kendilerini, hem de halkı yakmaları. 20. Kendilerini faziletli sanan kimselerin, doyduktan sonra yemeleri, israf etmeleri, hasta olmaları. 21. Kendisini çok akıllı, çok firasetli sanan şu zatın, sahte bir şeyhe mürit olması. 22. İslamî sivil toplum kuruluşlarının, cemaatlerin, tarikatların idarecilerinin bir araya gelip, tek bir Ümmet olmak, birleşmek, ortak hizmetler yapmak, ittihad-ı İslam, iman kardeşliği için görüşmemeleri, müzakerelerde bulunmamaları, şeytana uyarak paramparça kalmakta direnmeleri. 23. Üzerlerine vacip olmasına rağmen Sünnî Müslüman çoğunluğun, râşid ve muktedir bir İmam seçip ona biat ve itaat etmemesi. (İmamın diğer şartları: İhlaslı olacak, takva sahibi olacak, firasetli olacak, müeyyed min indillah olacak, zâhid olacak, duhattan olacak…). Allah sayın hocamız gibi dosdoğruyu söyleyen ve dosdoğru yaşayanlardan razı olsun.Cumamız mübarek olsun. Allah kimseyi sapıtmasın, saptırmasın. Allah herkese akıl fikir versin. Allah yar ve yardımcımız olsun.