• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Önsay
Süleyman Önsay
TÜM YAZILARI
25 Ocak 2019

Evliliğe ve kadına bakış!

Yüce Yaratıcının rızası doğrultusunda insan hayatını şekillendiren İslâm dininin; temiz bir toplum ve yaşanabilir bir dünya için öngördüğü düzenlemelerden biri de hepimizin bildiği gibi insanlık ailesine yeni bireyler kazandıran evlilik kurumudur. Nikah yani evlilik ile ilgili İslâm’ın bakış açısını ve koyduğu ilkeler ile ölçüleri kavrama hususunda üç önemli unsurun gözden uzak tutulmaması gerekir. Bunlar:

1-Evlilik, insan fıtratının (yaratılışının), doğal bir duygusudur.

2-Evlilik,  sosyal düzen ve huzurun, olmazsa olmaz bir temel taşıdır.

3-Evlilik, tarafların kişisel istek ve tercihleri esası üzerine kurulur. (Bk., Dr. Abdullah Nâsıh Ulvan, İslâm’da Aile Eğitimi, c.1, s.37)

Evliliğin mana ve kapsamı ile ilgili Elmalılı merhumun  tefsirindeki şu satırlar konunun hem kişisel hem de toplumsal bakımdan ne denli önemli olduğunun veciz bir ifadesidir:

 “..evlenme ile ilgili meseleler, kul haklarından başka bir de Allah hakkını ve kamu hakkını kapsamaktadır. Bundan dolayıdır ki, evlenme, bir bakımdan hak ve bir bakımdan vazifedir. Hem muamele, hem de ibadettir. Allah Teâlâ,.. genel olarak erkekleri [evlenmeye] teşvik ile kadınları korumaya sevk etmiş ve cefa ve haksızlıktan, ahlâksızlıktan, fuhuştan men etmiş ve iğrendirmiştir.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim, c.2, s.510, Nisâ, 3)

Diğer taraftan Cenab-ı 

Hak’kın tüm insanlığın bütün davranışları için örnek tip olarak belirlediği Peygamberimizin nur-şifa-ölçü ve çözüm olan hayatından tesbit edilen şu kesitler de, dinimizin evlenme olayına bakışında ki farklı yaklaşımları sergilemektedir:

“Kesin olarak bilinen tarihî bir gerçektir ki [Peygamber Efendimiz] ilk gençliğini iffetli bir bekâr hayatı ile geçirmiş ve ilk defa kendisi 25 yaşında iken 40 yaşındaki bir hanım [Hz. Hatice anamız] ile evlenmiştir. Onun bu evliliği, eşi vefat edinceye kadar 25 yıl devam etmiştir. İkinci evliliği ilk eşinin vefatından sonra,  Sevde vâlidemizle olmuştur ki, Sevde (r.anha) İslâmiyet uğruna ilk kocasıyla Habeşistan’a hicret etmiş, fakat bilâhare kocasının ölmesi sebebiyle sahipsiz ve servetsiz perişan kalmış bir dul hanımdır.

Resûl-i Ekrem bu hanımıyla üç yıl beraber olduktan sonra, kendisi 53 veya 54 yaşlarında iken ilk defa çok evliliğe ayak atmıştır…

Tarih, siyer ve biyografi eserlerinin incelenmesinden anlaşılacağı üzere hayatının son 8-9 yılı içinde Hz. Peygamber kendileriyle evlendiği, başka bir deyişle himayesine alıp, Medine’deki Mescid-i Saâdet’in basit perdelerle ayrılan köşelerinde barındırdığı hanımlarla ne bir cinsî tatmin hedeflemiş, ne de debdebeli bir hayat yaşamıştır.” (Prof. Dr. Bekir Topaloğlu,  Ebedi Risalet 2, İzmir-1993, Tebliğ, s.189)

Evliliği sadece cinsî tatmin birlikteliği, kadını da yalnız cinsel bir obje olarak değerlendiren anlayışlar; bugünün dünyasında kadınları, hayatın kaynağı olan analıktan uzaklaştırarak, sayıları binlerle ifade edilen hayat kadınlığına mahkum etmiştir. Halbuki  müslümanlar için hayat kadınlığına itilerek, fuhuş sektörü için feda edilecek binlerce kadın şöyle dursun bir tek kadın bile yoktur. Çünkü, bir kadının namusu evet sadece bir tek kadının namusu, kişiliği, saygınlığı bile İslamın nazarında kâinatın en şerefli noktası olan Kâbe’den bile daha kutsaldır. 

Yaşadığı dönemde bir İslâm beldesinin kafirler tarafından işgal edilmesi üzerine İmam Şafii (rh.a.) yaşadığı üzüntüyü ve o andaki duygularını Kâbe örtüsüne tutunarak  gözyaşlarıyla şöyle dillendirmiştir:

“-Ey Beytullah! Bilirim sen mübarek ve mukaddessin. Yeryüzünde Allah’ın birliğini ve azametini temsil ediyorsun. Buna rağmen bir müslüman kadının namusunun kirlenmesindense, senin yıkılman bana daha hafif gelir. Zira senin madden, yıkılsa da; manan, bâkidir. Tarihte çok kere yıkıldığında yeniden yapıldın. Ama bir müslüman kadının namusu kirlenirse onun tamiri ve telafisi asla mümkün değildir.”

İslâm’ın evlilikle ilgili insanlığa sunduğu tavsiye, ilke, ölçü ve düzenlemeleri; onun kadına verdiği Kâbe’den de aşkın bu değer çerçevesinde anlamak ve yorumlamak gerekir. Bugün bu yapılmadığı için gelinen nokta maalesef şudur:

..aile bizim hayat anlamını içinde kurduğumuz yuva. Ancak bu yuvamız sert esen fırtınalarla karşı karşıya. Modernite fırtınası, kapitalizm fırtınası, çalışma hayatı fırtınası ve şimdi de medya fırtınası. Bu fırtınalar birleşince büyük bir “yıkım gücü”ne dönüşüyor.

Aile dayanamıyor. Çatırdıyor, sıvaları dökülüyor, çatısı uçuyor, temelinde çatlamalar meydana geliyor, kapı ve pencereleri yerinden sökülüyor. Hayır hayır aile bir fiziki ev olamaz! Bunun çok ötesinde olan bir “birlik anlamı” var. Üstadımız Nasreddin El-Tusi ne güzel işaret ediyor buna: Ev; taş, kapı, dam, duvar değil. Ev bu yapının içindeki babadır, annedir, kardeştir, muhabbettir, fedakarlıktır. Ev tesanüt ve teavündür. Aileyi ayakta tutan bu evdir. Evin anlamıdır.

Milletler, önce ailenin çekirdek olduğu bir varlıktan doğarlar. O nedenle bize çok sıradan gelen “toplumun çekirdeği ailedir” cümlesinin anlamı büyük. Badem çekirdeği, bademin baharda açan güzel pembe çiçeklerini, kokularını, bademin tadını, bademin ağacını, bademin dallarında bahar ile beraber akan balları içinde saklar. Ailenin millete çekirdek olması da öyledir. Bu nedenle aile yoksa, milletin çekirdeği de yoktur. Milletin çekirdeği yoksa, millet de yoktur. ( https://www.yenisafak.com/yazarlar/ergunyildirim/sov-zevkine-donusen-aile-palu-ailesi-2048837)

Sözlerimizi Ali Ulvi Kurucu merhumun feryadıyla noktalayalım:  

Fuhşun envâı, bugün, çevreyi 

alt-üst ediyor;

Beşeriyyet, bu hayâsızlığa 

kurban gidiyor!..

Uçurumlar dolu yollarda 

şuursuz gidilen.

Medeniyet diye, her çirkefi 

taklîd edilen,

Batı dünyası bu yüzden 

çürüyüp çökmekde,

Mahvolan âileler, bahtına 

yaş dökmekde!..

Annelik hissi, gönülden 

silinip gitmekde,

Anne, evlâdını, her vechile terketmekde!..

Yetişen gençliğin âtisini 

hep kan bürüyor,

Kaç asırlık cemiyetler, 

bu sebebden çürüyor!..

Çünki toplum, yüce 

evsâfını kaybetmişdir,

Mâneviyyat bakjmından, 

yıkılıp gitmişdir!..

Ufku buhran ve felâket dolu korkunç devrin,

Yıkılışdır sonu, ahlâkı çöken kitlelerin!..

Mânevî sahada çökmüş 

görerek Avrupayı,

Kurtuluş hamlesi, coşturmalıdır her yuvayı!..

(Ali Ulvi Kurucu, gümüş tül ve alevler,s.24:Mahvolan Aileler)

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23