Evliliğe ve kadına bakış!

25 Ocak 2019 Cuma

Yüce Yaratıcının rızası doğrultusunda insan hayatını şekillendiren İslâm dininin; temiz bir toplum ve yaşanabilir bir dünya için öngördüğü düzenlemelerden biri de hepimizin bildiği gibi insanlık ailesine yeni bireyler kazandıran evlilik kurumudur. Nikah yani evlilik ile ilgili İslâm’ın bakış açısını ve koyduğu ilkeler ile ölçüleri kavrama hususunda üç önemli unsurun gözden uzak tutulmaması gerekir. Bunlar:

1-Evlilik, insan fıtratının (yaratılışının), doğal bir duygusudur.

2-Evlilik,  sosyal düzen ve huzurun, olmazsa olmaz bir temel taşıdır.

3-Evlilik, tarafların kişisel istek ve tercihleri esası üzerine kurulur. (Bk., Dr. Abdullah Nâsıh Ulvan, İslâm’da Aile Eğitimi, c.1, s.37)

Evliliğin mana ve kapsamı ile ilgili Elmalılı merhumun  tefsirindeki şu satırlar konunun hem kişisel hem de toplumsal bakımdan ne denli önemli olduğunun veciz bir ifadesidir:

 “..evlenme ile ilgili meseleler, kul haklarından başka bir de Allah hakkını ve kamu hakkını kapsamaktadır. Bundan dolayıdır ki, evlenme, bir bakımdan hak ve bir bakımdan vazifedir. Hem muamele, hem de ibadettir. Allah Teâlâ,.. genel olarak erkekleri [evlenmeye] teşvik ile kadınları korumaya sevk etmiş ve cefa ve haksızlıktan, ahlâksızlıktan, fuhuştan men etmiş ve iğrendirmiştir.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim, c.2, s.510, Nisâ, 3)

Diğer taraftan Cenab-ı 

Hak’kın tüm insanlığın bütün davranışları için örnek tip olarak belirlediği Peygamberimizin nur-şifa-ölçü ve çözüm olan hayatından tesbit edilen şu kesitler de, dinimizin evlenme olayına bakışında ki farklı yaklaşımları sergilemektedir:

“Kesin olarak bilinen tarihî bir gerçektir ki [Peygamber Efendimiz] ilk gençliğini iffetli bir bekâr hayatı ile geçirmiş ve ilk defa kendisi 25 yaşında iken 40 yaşındaki bir hanım [Hz. Hatice anamız] ile evlenmiştir. Onun bu evliliği, eşi vefat edinceye kadar 25 yıl devam etmiştir. İkinci evliliği ilk eşinin vefatından sonra,  Sevde vâlidemizle olmuştur ki, Sevde (r.anha) İslâmiyet uğruna ilk kocasıyla Habeşistan’a hicret etmiş, fakat bilâhare kocasının ölmesi sebebiyle sahipsiz ve servetsiz perişan kalmış bir dul hanımdır.

Resûl-i Ekrem bu hanımıyla üç yıl beraber olduktan sonra, kendisi 53 veya 54 yaşlarında iken ilk defa çok evliliğe ayak atmıştır…

Tarih, siyer ve biyografi eserlerinin incelenmesinden anlaşılacağı üzere hayatının son 8-9 yılı içinde Hz. Peygamber kendileriyle evlendiği, başka bir deyişle himayesine alıp, Medine’deki Mescid-i Saâdet’in basit perdelerle ayrılan köşelerinde barındırdığı hanımlarla ne bir cinsî tatmin hedeflemiş, ne de debdebeli bir hayat yaşamıştır.” (Prof. Dr. Bekir Topaloğlu,  Ebedi Risalet 2, İzmir-1993, Tebliğ, s.189)

Evliliği sadece cinsî tatmin birlikteliği, kadını da yalnız cinsel bir obje olarak değerlendiren anlayışlar; bugünün dünyasında kadınları, hayatın kaynağı olan analıktan uzaklaştırarak, sayıları binlerle ifade edilen hayat kadınlığına mahkum etmiştir. Halbuki  müslümanlar için hayat kadınlığına itilerek, fuhuş sektörü için feda edilecek binlerce kadın şöyle dursun bir tek kadın bile yoktur. Çünkü, bir kadının namusu evet sadece bir tek kadının namusu, kişiliği, saygınlığı bile İslamın nazarında kâinatın en şerefli noktası olan Kâbe’den bile daha kutsaldır. 

Yaşadığı dönemde bir İslâm beldesinin kafirler tarafından işgal edilmesi üzerine İmam Şafii (rh.a.) yaşadığı üzüntüyü ve o andaki duygularını Kâbe örtüsüne tutunarak  gözyaşlarıyla şöyle dillendirmiştir:

“-Ey Beytullah! Bilirim sen mübarek ve mukaddessin. Yeryüzünde Allah’ın birliğini ve azametini temsil ediyorsun. Buna rağmen bir müslüman kadının namusunun kirlenmesindense, senin yıkılman bana daha hafif gelir. Zira senin madden, yıkılsa da; manan, bâkidir. Tarihte çok kere yıkıldığında yeniden yapıldın. Ama bir müslüman kadının namusu kirlenirse onun tamiri ve telafisi asla mümkün değildir.”

İslâm’ın evlilikle ilgili insanlığa sunduğu tavsiye, ilke, ölçü ve düzenlemeleri; onun kadına verdiği Kâbe’den de aşkın bu değer çerçevesinde anlamak ve yorumlamak gerekir. Bugün bu yapılmadığı için gelinen nokta maalesef şudur:

..aile bizim hayat anlamını içinde kurduğumuz yuva. Ancak bu yuvamız sert esen fırtınalarla karşı karşıya. Modernite fırtınası, kapitalizm fırtınası, çalışma hayatı fırtınası ve şimdi de medya fırtınası. Bu fırtınalar birleşince büyük bir “yıkım gücü”ne dönüşüyor.

Aile dayanamıyor. Çatırdıyor, sıvaları dökülüyor, çatısı uçuyor, temelinde çatlamalar meydana geliyor, kapı ve pencereleri yerinden sökülüyor. Hayır hayır aile bir fiziki ev olamaz! Bunun çok ötesinde olan bir “birlik anlamı” var. Üstadımız Nasreddin El-Tusi ne güzel işaret ediyor buna: Ev; taş, kapı, dam, duvar değil. Ev bu yapının içindeki babadır, annedir, kardeştir, muhabbettir, fedakarlıktır. Ev tesanüt ve teavündür. Aileyi ayakta tutan bu evdir. Evin anlamıdır.

Milletler, önce ailenin çekirdek olduğu bir varlıktan doğarlar. O nedenle bize çok sıradan gelen “toplumun çekirdeği ailedir” cümlesinin anlamı büyük. Badem çekirdeği, bademin baharda açan güzel pembe çiçeklerini, kokularını, bademin tadını, bademin ağacını, bademin dallarında bahar ile beraber akan balları içinde saklar. Ailenin millete çekirdek olması da öyledir. Bu nedenle aile yoksa, milletin çekirdeği de yoktur. Milletin çekirdeği yoksa, millet de yoktur. ( https://www.yenisafak.com/yazarlar/ergunyildirim/sov-zevkine-donusen-aile-palu-ailesi-2048837)

Sözlerimizi Ali Ulvi Kurucu merhumun feryadıyla noktalayalım:  

Fuhşun envâı, bugün, çevreyi 

alt-üst ediyor;

Beşeriyyet, bu hayâsızlığa 

kurban gidiyor!..

Uçurumlar dolu yollarda 

şuursuz gidilen.

Medeniyet diye, her çirkefi 

taklîd edilen,

Batı dünyası bu yüzden 

çürüyüp çökmekde,

Mahvolan âileler, bahtına 

yaş dökmekde!..

Annelik hissi, gönülden 

silinip gitmekde,

Anne, evlâdını, her vechile terketmekde!..

Yetişen gençliğin âtisini 

hep kan bürüyor,

Kaç asırlık cemiyetler, 

bu sebebden çürüyor!..

Çünki toplum, yüce 

evsâfını kaybetmişdir,

Mâneviyyat bakjmından, 

yıkılıp gitmişdir!..

Ufku buhran ve felâket dolu korkunç devrin,

Yıkılışdır sonu, ahlâkı çöken kitlelerin!..

Mânevî sahada çökmüş 

görerek Avrupayı,

Kurtuluş hamlesi, coşturmalıdır her yuvayı!..

(Ali Ulvi Kurucu, gümüş tül ve alevler,s.24:Mahvolan Aileler)

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • dahilekdahilek4 ay önce
    kadınların çalışmaya özendirilmesi, çalışmayanlara gerçek evinin hanımlığını ve çocuklarının anneliğini yapanlara hiç bir hak verilmemesi aile ve kadın adına çok üzücü. tam tersine kadının çalışması özendirilerek aile ve çocuk mahvediliyor. çalışma hayatı kadınlara göre düzenlenmemiş. hertürlü isitismara açık. doktorların öğretmenlerin vs kadın hasta ve öğrencilerine hatta son günlerde polislerin kadın suçlulara istismarını hergün haberlerde görüyoruz ki basına yansımayan bunun 100 katı. ev hanımlığı özendirlmeli zira annesiz başkasının himayesinde büyüyen çocukların sonu vahim, toplumun kanyan yarası. özellikle özgürlüklerin çınladığı bir ülkede isteyen kadınları kadın doktor seçme imkanı hala yok. erkek ve kadınlar özellikle cinsellikle ilgili bölümlerde hem cinsleri imkanı verilmeli isteyen istediğine gitsin. daha geçen mem kontrolü yapan doktorun rezilliğini gördük. ak partiyi bunun için iktidara taşıyoruz ama hiçte sağlıklı gitmiyor. büyük vebal altına giriyor.
  • remziremzi4 ay önce
    sayın yazar sizin nereden baktığınızı bilmiyorum ama benim baktığım yerden çöken gençlik, bozulan aile, fuhuş, tecavüz gibi olayların çoğu burada kötülediğiniz batı medeniyetinden uzak yerlerde oluyor gibi. Son zamanlarda haberlere bakarsanız öyle görünüyor.
  • Allah GörüyorAllah Görüyor4 ay önce
    Allah razı olsun. Sanki bir yabancı gibi konuşuyorsunuz. Yada Marsta mı yaşıyorsunuz? Devir fitne devri. Veballer katlanarak büyüyorda haberimiz yokmuş gibi yaşıyoruz. Kadın meta elde etmenin en güzel yolu. Vitrinler, reklamlar, gazinolar, danışma ve sekreterler,... saymakla bitmeyen bu yerlerde hep kadın getiri olarak kullanılır. İstisnalar kaideyi bozmaz. Yarası olan gocunsun. Güneşi balçıkla sıvayamazsınız . Hatta birilerini yolacaksanız ilk kullanılacak yine kadındır. Cennet anaların ayakları altında ama kadınlarımızı çarşaf gibi kullanıp atmak ise marifet. Böyle olunca da kızlarımız büyüdüğünde tut tutabilirseniz. Düşüren düşürene, batıran batırana. Arkasından DNA testleriyle baba arama. Böyle ortamda tilkiler de manevi sahipsiz sandıkları kızları hemen kitabına uydurup manevi baba olurlar, gazinolarda affedersiniz her türlü pisliği de yaptırırlar. Sanki 1400 yıl önceki cehalet yılları. Kadın kapitalist düzenin kölesidir. Böyle kalındığı müddetçe de kölelik devam edecektir. Kadın özgürüm sanacak kendini ama hep paspas gini kullanılacak. Sadece bunlarla kalsa, daha ne hünerlerimiz var.At gözlüğü ile bakmaktan vazgeçerseniz farkedebilirsiniz. Gerçekler ortada. Her şey gözlerimizin önünde gerçekleşiyor ama görmek istemeyince düzelme de olmuyor. Gerçekleri görmek istemiyorsan at gözlüğünü takıyor, üç maymunu oynuyor, maymuncukla her kapıyı açıyor, demogojiyle yağ gibi üste çıkıyoruz. At izini it izine karıştırıp güneşi balçıkla kaplıya biliyoruz. Daha büyük hünerimiz ise bir koltukta iki karpuzu taşımak. Nasıl taşımaksa ... Yaşın yanında kuruyu yakmak moda. Sui zan tavan, Allah korkusu yok. Kul hakkına girmek ise sevap. Yani moda. Gel de dosdoğruyu anlattığın gibi dosdoğruyu yaşa. Sözüm size değil. Savunduğunuz yönetime. Daha suçluyla suçsuzu ayıramayıp yaşın yanında garibanı yakanlara. BAŞÖRTÜ ZÜLMÜ GÖR. ŞİMDİ DE CHP den farkımız yokmuş gibi hiçbir suçum yokken vatanhaini ile damgalan, hainlikle suçlan, 2 yıl geçmiş yargısız infazla ihraç ol. Bir empati yapınsayın hocam. Vatanseverken bir anda sorgusuz sualsiz vatanhainisin diye khk ile piyasaya isminiz lanse edilsin. Hemde hiç alakanız yokken... Höyle bir şey hangi vatandaşımızın başına gelirse gelsin. Düşünün bakalım o kişinin psikolojisini... Bir anda helale harama dikkat ederken, kul hakkına girmekten çekinirken, Allah korkusu ile yaşarken hiçbir şeyden haberiniz yokken vatanhaini terörist olarak damgalanacaksınız, yıllar sonra pardon denilerek vatanhaini olmadığınız anlaşılacak. Bunu da adı adalet olan partim, hem de Müslümanım diyen yöneticilerimiz gerçekleştirecek. Hakkımda savunmak dahi alınmayacak, sorgusuz sualsiz terörist damgası yiyeceksiniz. Yıllar sonra yapılan soruşturmayla hiç alakasız olduğunuz anlaşılacak takipsizlik verilecek. Neyle suçlandığını dahi bilmeden arkasından ohal komisyonunun kararını bekleyerek tekrar yıllar geçecek. Neden, çünkü Allahtan başka referansın yok, dayın yok, avukata dayıya yedirecek paran yok. O zaman sıran gelecek diye beklemeye devam. Neyi anlatıyorsunuz? Anam bile yapılan yanlış uygulama sonucu en sonunda dayanamayıp kalp krizi geçirerek vefat ettiyse neyi anlatıyorsunuz? Çocuklarım bile yapılan yargısız infaz ile dindarlar bu kadar büyük veballere gidiyorsa din bu değildir diyerek namazlarını bırakarak cumaya bile gitmez oldular. Bunun vebali kimdedir sayın hocam? Din yanlış yapmaz insanlar yanlış yapıyor dedimse de anlatamıyorum? Zulüm devam ettikçe veballer katlanıyor. Gerçekten kendin pişir kendin ye gibi yaşıyoruz. Dini kendimize çok güzel uyduruyoruz. Herkes çok biliyor, yanlışı da bilerek yapıyor. Artık hiç inandırıcı olamıyoruz. Neden mi? Her şey ortada anlatmaya luzüm yok. Zaten görüyoruz, görüyorsunuz. EY İNSANLAR! ALLAHIN VAADİ HAKTIR. DÜNYA HAYATI ALDATICIDIR. ALDATICILAR ALLAH’IN ADINI KULLANARAK SİZİ ALDATMASIN. (Fatır Suresi 5. Ayet). Dosdoğru olalım, yaşayalım, zaten düzelme olur. Söylemlerle icraatlar örtüşmüyorsa, insanlara nasıl güven verebiliriz? Bir zamanlar okunmuş terlikle, kefenle, kitapla, kediciklerle cennete gidenler şimdi de sui zan ile kul hakkına girerek cennete gidiyorsa neyi anlatıyoruz ki. Veballerden çekinmeyen bir topluluğa doğru son sürat gidiyoruz. Çağ atlama bu olsa gerek. Ne de çok biliyoruz. Çamur atmakta çok hünerliyiz. Her şeyi çok biliyoruz. Kitap yüklü merkep olmak moda olmuş ki üç maymunu çok iyi oynayabiliyoruz. BİR ÜLKEDE HALK BUNALMIŞ ELLERİNİ SEMAYA AÇARAK ADALET ÇIĞLIĞI ATAR HALE GELMİŞSE ORADAKİ YARGI SİSTEMİNDE BİR SORUN VAR DEMEKTİR. ADALETİ KAYBETTİĞİMİZDE HER ŞEYİMİZİ KAYBEDECEĞİMİZİ DE BİLMEK ZORUNDAYIZ. Bu sözü söyleyen kim bilin bakalım? Gözler üç maymunu çok güzel oynuyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Fitne bayram ederken güven kayboluyor, şüpheler artıyor. Aileler perişan oluyor. Allah yar ve yardımcımız olsun.
  • mhmtmhmt4 ay önce
    Sanki darulharpteyiz. Elimizden bir şey gelmiyor. Nasreddin hocanın bildiği dalı kestiğinde hazır cevabı gibi zaten inecektim demesi gibi yaşıyoruz. Elimizi tutan mı var? Yoksa demogojiyle asrı saadeti yaşıyoruzda haberimiz mi yok? Daha da olmadı ama size oy vermiştik dediğimizde şimdi tabi olmaz belediye seçimleri yaklaştı, köprüyü geçtiklerinde ise kendilerini garantiye aldıklarında ise niye oy verdin, vermeseydin, diyebilecek cüretkarlık ve gurur alıp başını gidiyor. Şu sıralar herkes bir oy için gül gülistan. Bir oy için güleryüzden ortalık geçilmiyor. Yenilen naneler unutulmuş yüzler gülüyor. Vaadler almış başını gidiyor. Arkaya dönüp bakıyorsunuz değişen birşey yok ama vaatler dolu. Din kendimize uyduruluyor. Niyetler hep iyi. Yanlış yapılırsa bir bahane uyduruluyor. Maymun gözünü açarsa kulp çok biri uydurulur. Dilin kemiğimi var. Allah korkusu yoksa helal harama dikkat edilmiyorsa vebale girmek aklımızda değilse bu ortamda aile mi kalır? Ailenin derdi ayakta kalkmak ise Allah korkusu yoksa böyle ortamda yetişen gençlik nasıl olur acaba? Parayı veren düdüğü çalar misali maddiyat için çalışmak zorunda kalan vatandaş aç kalmamak için her yolu mübah görmez mi? Tilkiler kurtlar çakallar her yerimizi sarmışsa senin saf duyguların bataklıkta batırılman ve yoldan çıkman için yeterde artar. Dosdoğru kalabilirsen kal. Kolay mı? Alnının teri soğumadan işçinin ücretini vereceksin ama veremiyorsun? Hatta allem edip geri alıyorsun. Örnek olacaklarda kapitalist düzenin modacısı gibi teşvik ediyorsa yanlışa yol alıyorsa göz boyamanın alası ile siz soğan ekmek yiyin deyip (soğan da tavan yaptı alabilirsen) örneklerimiz lezzetlerden keyif alıyor ve bunu da kitabına uyduruyorsa böyle ortamda asrı saadetteki gibi bir aile yapısını görebilir miyiz? Tabi krallar gibi zenginlik olsun ama israf olmasın. Sevgili Peygamberimizin (sav) yaşayışı nerde zamanın Müslümanının yaşayışı nerde? Sevgili Peygamber Efendimiz üstün kişiliği, güvenilirliği, insana değer vermesi, hakkı gözetmesi, sabırlı ve hoşgörülü oluşu ile en güzel örnektir. Hz. Muhammedin en önemli özelliği, başkalarına önerdiği öğütleri ve ahlak kurallarını önce kendi yaşamında uygulamasıdır. O, kendini başkalarından üstün görmemiş, Kuranın öğütlerini ve yasaklarını yaşamının her anında uygulamıştır. Peygamberimizin ahlâkı Kuran ahlâkı idi. Peygamberimizin ahlâk ve yaşayışı Hz. Aişe annemize sorulduğu zaman "Siz Kuran okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kurandan ibâret idi." (Müslim, 1/514 ) diye cevap vermiştir. Tatlı dilli ve güleryüzlüydü. Hiç kimseye kötü söz söylemez, kötü davranışta bulunmaz, herkesi dinler, kimsenin sözünü kesmezdi. İnsanların gizli hallerini ve kusurlarını araştırmaz, daima haklıyı tutar, kimsenin kabahatini yüzüne vurmazdı. Giyiminde temizliğe ve sadeliğe önem verir, lüksten kaçınır, bununla birlikte pejmürdelikten de hoşlanmazdı. Sevgili Peygamberimiz(sav) buyuruyor: “Ey amca! Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, Ya Allah bu dini hakim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.” Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz, servete, şöhrete ve debdebeye asla itibar etmedi. Zaman oldu ki, Arabistan’ın bütün hazineleri ve altınları eline geçtiği, tabir caiz ise, dünya her şeyi ile O’na iltifat edip, kendisini cezp etmek istediği halde, O onlara itibar etmedi ve onlardan ne KENDİSİNE BİR PAY ayırdı, ne YUMUŞAK YATAKTA yattı, ne LEZİZ YEMEK yedi ve ne de İHTİYACINDAN FAZLA BİR KAT ELBİSE giydi. Medine’ye hicret ederek az zamanda birçok fütuhata mazhar olduğu, dünya O’na boyun eğip meftun olduğu halde, O, asla dünyaya itibar etmedi. Hz. Ömer (r.a) şöyle anlatıyor: “Bir gün Allah Resulünü ziyarete gitmiştim. Hizmetçisi Rebah’dan izin istedim ve içeri girdim. Allah Resulü bir hasır üzerine yattığı için, yüzüne hasırın izleri çıkmıştı. Tahtadan yapılmış olan dolaba baktım; bir tasın içinde sadece biraz arpa vardı. Bu manzara karşısında duygulandım, gözlerim doldu ve kendisine: Ey Allah’ın Resulü! KİSRALAR ve KAYSERLER SARAYLARINDA LÜKS VE RAHAT İÇİNDE yaşarlarken sen burada sıcağın altında, mübarek vücuduna hasırın izleri çıkmış olarak yatıyorsun. Halbuki sen Allah’ın Resulüsün. Müsaade etsen de sana bir yumuşak yatak yaptırsak.” dedim. Allah Resulü tebessümle yüzüme baktı ve şöyle buyurdu: “Dünya benim neme gerek Ya Ömer! Dünya onların, ahiretin ise bizim olmasına razı olmuyor musun?” Peygamberimiz, yaşamı boyunca her konuda örnek olmuş ve bunu sadece söz ile değil, davranışlarıyla da göstermiştir. Ne mutlu onun yolundan gidenlere. Asrı Saadet nerede günümüzün Müslüman ülkelerindeki yaşayışlar nerede? Altta kalanın canı çıkıyor, ateş düştüğü yeri yakıyor, bozuldukça bozuluyor, teselli olmak için ahirete havale gönderiliyor. Veballer kimsenin umurunda değil. Neden? Demogoji kanımıza işlemiş. Aile mi kaldı hocam? Yaşayışımız ecnebiden farksız. Aileler çocuklarını DNA testleriyle buluyor, ana babaya saygı azaldı, öldüren öldürene, kaçan kaçana, düşen düşene... Hem de adalet dağıttığımız partimiz zamanında.... Yine de durmak yok yola devam. Zararın neresinden dönersek kardır. Allah yar ve yardımcımız olsun.
  • Süleyman Sırrı DinçerSüleyman Sırrı Dinçer4 ay önce
    Kaleminize..sağlık..selamlar.
  • AyşeAyşe4 ay önce
    Slm alk Süleyman bey Sesimiz olun istiyoruz. Mehtap hanimin sayfasına yazdım ama Konu başlığından dolayı sizede yazmak istedim.Adana Ceyhan da ikamet etmekteyim. Yaklaşık 4 ay önce devlet hastanesine gittim. Kadın doğum polikliniğine randevu almak istedim kadın doktor olmadığını söylediler . Zoruma gitti Alo 184 ü arayıp yardımcı olunmasını istedim bu durumdan rahatsızlık duyduğumu söyledim. Geri dönüş yaptılar ve kadın erkek ayrımı yapılamadığını söylediler. Ben bayan olarak hekimde olsa erkek doktora gitmek istemiyorum. Gitmedim mi? Evet gittim ne zaman düsük yapmaya basladim direndim kanamam artti direndim nezamanki kan kaybindan hayati tehlikem oldu rizam olmadan ailem goturdu. Bugün yine hamile olduğumu öğrendim esim yakin il olan Adana veya Osmaniyeye gidelim diyor ama tekrar dusuk olur endisesiyle gitmek istemiyorum. Allah nasip edecekse olur diyorum ama vebalinide almak istemiyorum. Eşimle aram açılacak diyede endişeliyim bu yuzden sizinde yardiminiz olacagina inaniyorum.Tesettur ozgurlugu nidalariyla universitelerde sesi yukselenlerdenim ama bedenimi erkekler gormesin diyen sesimi duyuramiyorum. 200 bine yakin nüfusu olan bir ilçeden bahsediyorum küçükte değil iki hekimden biri bayan olabilir diye düşünüyorum . şimdiden yanımızda olacağınızı düşünerek tesekkur ederim.
  • HasipHasip4 ay önce
    Peki yazar bey.hükümetin hiçmi suçu yok feminizm kanun yapıp sayısız aileyi yıkan birde baş örtülü feminist bir bakan atayip.suret i haktan görünüp kadınları fikrin zehirleyen hükümetin hiçmi suçu yok.kimse ahiret hesabını düşünmüyor.

Günün Özeti