• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

Küstah tehditler

25 Ağustos 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

Küstah tehditler
REFİK TUZCUOĞLU 

Ömrünü insani yardım çalışmalarına adamış, her türlü dünyevi imkâna ve varlığa sahip hayırsever bir dostumla hasbihal ediyorduk. Sohbetin bir yerinde gözlerimin içine bakarak Türkiye ile İsrail'in savaşıp savaşmayacağını sordu.

Kendisine Türkiye’nin hiçbir devirde yayılmacı ve saldırgan bir niyet taşımadığını, bilakis daima bölgesel nizamın, sulhun ve adaletin teminatı olduğunu belirttim. Ancak istiklalimize ve vatanımıza kastedildiğinde bu aziz milletin, dünyanın en sarsılmaz celadetini kuşanmaktan bir lahza bile geri durmayacağını ifade ettim.

Gözlerinde parlayan bir ışıltı ve derinden gelen bir iç çekişle dudaklarından dökülen kelimeler, meselenin hiçbir teknik analizle açıklanamayacak manevi özünü ortaya koyuyordu. Siyonist zulmün pençesinden Kudüs’ün azat edildiği kutlu bir seferde şehit olmayı ne kadar çok arzuladığını tüm yüreğiyle dile getirdi.

O an bir kez daha düşündüm. Her türlü imkâna sahip zengininin de kendi halinde kanaatle yaşayan sade insanının da aynı ülkü uğruna şehadeti arzuladığı bir milleti hangi dünyevi güç alt edebilir? Tel Aviv’in kibirli ve sığ ufku, nasıl sarsılmaz bir kayaya çarptığını asla hesap edemiyor.

Nitekim sınırımıza sadece 70 kilometre mesafedeki Ebu Zuhur Üssü’ne atılan füzelerin hemen ardından İsrail medyasında kopan yaygara, bu hadsizliğin ibretlik bir vesikasıdır. The Jerusalem Post gazetesinde yayınlanan ve İsrail güvenlik kurumlarının bilinçaltını ele veren analizde skandal bir tehdit savruluyor. Türkiye’nin artan askeri gücünden duydukları korkuyu itiraf ederken, hadlerini fersah fersah aşarak, "İdlib’den İstanbul’a kadar doğrudan saldıracaklarını" iddia edecek kadar pervasız bir cüret sergiliyorlar. Savunma Bakanı Israel Katz’ın Türkçe tehditler savurması ve Kudüs ile İstanbul arasında akıl dışı kıyaslamalara girişmesi, yaklaşan seçimler öncesinde Likud iktidarının içine düştüğü siyasi cinnetin ve sınır tanımaz küstahlığın açık bir göstergesidir.


Fakat bu kuru gürültü ne sahada ne de küresel askeri çevrelerde karşılık buluyor.


Rusya Silahlı Kuvvetleri Ana Askeri-Politik İdaresi Başkan Yardımcısı Korgeneral Apti Alaudinov, TASS ajansına yaptığı açıklamada İsrail’in asıl gayesinin çatışmayı büyüterek hem ABD’yi hem de tüm NATO bloğunu bu yangının içine çekmek olduğunu vurguladı. Türk ordusunun Çanakkale’den 15 Temmuz’da Ömer Halisdemir’in fedakarlığına uzanan o sarsılmaz genetiğini ve şehadet ruhunu hatırlatan Rus general; İsrail'in kendi askeri kapasitesini fena halde abarttığını, bu kör saldırganlığın ve hesap hatasının nihayetinde İsrail’in bir devlet olarak varlığına son vereceğini açıkça ilan etti.

Madalyonun diğer yüzünde ise ABD Eski Savunma Bakan Yardımcısı Chas Freeman, İsrail’in gerçek bir nizami ordunun ne demek olduğunu unuttuğunu ve NATO’nun en caydırıcı güçlerinden biri olan Türkiye ile açık bir çatışmanın İsrail için tam bir askeri intihar sayılacağını vurguluyor. ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın İsrail istihbaratını bizzat yalanlayarak, saldırıyı gereksiz bir tırmanma ve Türkiye'yi kışkırtma hamlesi olarak nitelemesi, Washington’ın bile bu tehlikeli kumarı sırtlamak istemediğini gösteriyor.

İsrail’in kendi içinde dahi sağduyunun sesi yükseliyor. Haaretz Gazetesi başyazısında Netanyahu’nun ülkeyi Türkiye ile anlamsız bir maceraya sürüklediğini kaydederken, İsrail’in güvenlik bürokrasisi Türk ordusuyla açık bir savaşa girmenin en son ihtiyaç duyulacak senaryo olduğunu itiraf ediyor.


Ankara, uluslararası hukukun tanıdığı tüm meşru müdahale şartları olgunlaşmışken dahi soğukkanlılığını muhafaza ediyor ve Tel Aviv'e küresel bir mağduriyet devşirme fırsatı tanımıyor. Lakin bu stratejik sabır, asla bir zafiyet sanılmamalı. Tel Aviv şunu çok iyi bilmelidir ki sahada yapılacak tek bir ölümcül hata, İsrail için geri dönülemez bir varoluşsal yıkım doğuracaktır. Gazete köşelerinden hadsizce İstanbul’u vurma hayalleri kuranlar, sabır taştığında Mehmetçiğin Tel Aviv sokaklarında adalet nöbeti tutacağını akıllarından çıkarmasınlar. Bir taraftan Türk Silahlı Kuvvetleri sahada Suriye hattını ağır zırhlılar ve hava savunma kabiliyetleriyle tahkim ederek, fiili bir kalkan örüyor, diğer taraftan adalet mekanizmaları devreye giriyor. Küresel Sumud Filosu davası kapsamında Netanyahu ve şürekâsı hakkında talep edilen Interpol Kırmızı Bülteni, İsrail'in hareket alanını uluslararası hukuk nezdinde de daraltıyor.


Tel Aviv'in kurmaya çalıştığı bölgesel kışkırtma tezgahı diplomatik düzlemde de çöküyor. İsrail’in Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak maksadıyla 1915 olaylarını siyasi bir şantaj kartı olarak masaya sürme kurnazlığı, bizzat Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın tarihi itirafıyla boşa çıktı. Paşinyan, uluslararası aktörlerin tarihi acıları ve ölenlerin kemiklerini Türkiye’ye karşı bir silaha dönüştürdüğünü açıkça belirterek, İsrail’in bu jeopolitik istismarına alet olmayacaklarını ve acıların birer mühimmat gibi kullanılmasına son verilmesi gerektiğini ilan etti. Böylece Tel Aviv’in bölge ülkelerini birbirine kırdırma siyaseti Kafkaslar'dan Levant'a kadar tamamen çökmüş durumda. 

Görünen tablo çok açık: İsrail, sınır boyundaki provokasyonlarla Türkiye’yi sınamaya kalkışıyor. Ancak karşılarında hem çelikten bir devlet aklı, hem de şehadeti hayatın önüne koyan sarsılmaz bir millet iradesi var. 

Bu kayaya çarpanların akıbetini tarih defalarca yazmıştır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23