Medine aşkın yurdu
Medine aşkın yurdu
MUSTAFA ÇELİK
Mü’min gönüller, sadece bir bedenin taşıdığı kabuk değil, ruhun ve kalbin derinliklerinde yaşayan bir sığınaktır. İşte bu gönüllerde Medine, bir şehir olmanın ötesinde bir mânâ taşır; deruni aşkın mayasıdır. Onu sadece taşlarla, sokaklarla, minarelerle sınırlamak mümkün değildir. Medine, kalpte yeşeren bir huzurdur; Allah’a yakınlığın, Peygamber sevgisinin ve manevî bağlılığın kaynağıdır.
Medine; kan ve kanun değil, halis muhlis Kur’ân şehridir. Aişe (r.a.) rivayet ediyor. Resulullah (sav) buyurdular ki: “Ülkeler kılıçla fethedildi, lâkin Medîne Kur’ân’la fethedilmiştir.” (Bezzâr, Müsned, no: 1180; Rudânî, no: 3774; Camiussağir - 1122 )
Medine, şehr-i Kur’ân’dır. Sadece taşları ve sokaklarıyla değil, ruhuyla da kutsaldır. O, sevgi ve aşk açlığı çekenlerin gönlünde bir derman, yüreklerinde bir teselli kaynağıdır. İnsan, ne kadar yorulmuş, ne kadar yalnız olursa olsun, Medine’nin huzurunda bir anlığına da olsa dinginliği bulur; aşkı ve sevgiyi iliklerinde hisseder. Medine’de kalbe düşen bir damla sevgi, sıradan bir duygu gibi görünse de, aslında bir ömre bedel olur. Sevgi, küçücük bir hareketle, bir tebessümle veya bir sözle ortaya çıkabilir. Ancak temiz ve samimi olduğu sürece, insanın ruhunda derin izler bırakır. Tıpkı Medine’nin kutsallığı gibi, sevgi de kalpte kök salar ve insanın tüm yaşamına anlam katar. Belki bir damla gibidir, ama etkisi okyanus kadar büyüktür.
Her mü’min, gönlünde bir Medine inşa eder; bazen sessiz bir dua ile bazen derin bir özlem ile. İşte bu içsel Medine, deruni aşkın mayasıdır. Mayalandıkça kalpte ilahi sevgi filizlenir, ruh hayat bulur, insan kendi içsel yolculuğunda aydınlanır. Fiziksel Medine’ye yolculuk, sadece bir adımdır; asıl yolculuk, bu ilahi sevgiye ve huzura doğru yapılan yolculuktur.
Mü’minin gönlü, Medine’nin ruhunu taşır. Her nefeste, her düşüncede, her hayır işinde bu deruni aşk filizlenir. Böylece Medine, yalnızca bir şehir değil, bir içsel merhamet, bir ilahi sevgi ve bir kalp yurdu olur.
Medine, her zaman aşkın yurdu olmuştur. İnsan kalplerinde merhameti, ruhlarda huzuru filizlendiren bu topraklar, sadece bir şehir değil; aynı zamanda bir sevgi mabedidir. Kalplerin sevgisi burada maya tutar, kök salar ve büyür.
Medine’ye yapılan yolculuk, sıradan bir seyahat değildir. O, insanı kendine, sevdiklerine ve yaratıcısına yaklaştıran bir yolculuktur. Her adımda içsel bir dönüşüm, her nefeste derin bir bağlılık hissi vardır. İnsan, bu topraklarda sadece yürümekle kalmaz; aşkı, merhameti ve sabrı yeniden keşfeder.
Medine, bir şehri aşan anlamıyla, kalplerin aşkı, ruhların sığınağıdır. Onu görmek, hissetmek ve deneyimlemek, insanı hem dünyada hem de gönülde bir yolculuğa çıkarır.
Medine’ye yapılan yolculuk, sadece bir şehrin yollarını aşmak değildir; o, bir medeniyetin izlerini takip etmektir. Medine, insanın iç dünyasında merhameti, adaleti ve sevgiyi yeşerten bir ufuktur. Bu ufku anlamayan, onun değerlerini özümsemeyenler için Medine, sadece bir coğrafyadan ibarettir; medeniyeti olmayanın Medinesi de olamaz.
Her adım, insanı hem geçmişin erdemlerine hem de geleceğin umutlarına bağlar. Medine yolculuğu, aslında insanın kendi kalbinde bir medeniyet inşa etme yolculuğudur.
Medine’den aşk alan, onun nurunu kalbine nakşeden kişi, aşktan asla doymaz. Çünkü Medine’deki sevgi, geçici bir haz değil, ruhun sürekli beslenmesi gereken bir kaynaktır. O aşk, insanın iç dünyasında iyilik ve merhamet elbiselerini soymaz; aksine onları daha da parlatır, güzelleştirir.
Medine, insan ruhuna dokunan, kalbi sürekli besleyen bir ilhamdır. Oradan alınan aşk, ne maddi ne de geçici bir doyumla sınırlanamaz; insanın içsel varlığına işleyen, ömür boyu süren bir serüvendir.
Medîne; hicretin hicrânına dermân, sevgi hovardası olmuş âşıklara fermândır.
Medîne, bir şehrin adından ibaret değildir; o, ayrılığın en yakıcı hâlini yaşamış kalpler için sükûtla uzatılan bir merhemdir. Hicret, sadece bir yer değiştirme değil, sevilen her şeyden kopuşun adıdır. İşte Medîne, bu kopuşun içimizde açtığı hicrâna dermân olur. Orada taşlar bile teselli eder insanı; gölgeler bile yorgun gönüllere dinlenmeyi öğretir.
Sevgiyle savrulmuş, aşkın ateşinde kendini hoyratça tüketmiş âşıklar vardır. Ne akıl tutar onları ne dünya. Medîne, bu hovardalığa bir durak, bu dağınıklığa bir ferman gibidir. “Gel” der, ama sesi yüksek değildir; kalbe iner, içe çöker. Emir vermez, yön gösterir. Susturmaz, dinginleştirir.
Belki de bu yüzden Medîne’ye varmak, bir yere ulaşmaktan çok bir hâle kavuşmaktır. İnsan orada kendini toplamayı öğrenir. Hicrânın dili susar, sevdanın taşkınlığı edebe bürünür. Medîne, aşkı terbiye eden şehirdir; acıyı anlamla, özlemi teslimiyetle yoğurur.