Ümmet nedir ve nasıl ümmet olunur?
Allame Hamdi Yazır’ın da dediği gibi, ümmet, imam kökünden alınmış bir çoğul isimdir ki, çeşitli insan gruplarına önder olan ve kendisine uyulan bir cemaat demektir. Yani, bir imamın çevresinde sağlam bir birlik oluşturup düzenli bir şekilde faaliyet gösteren ve bu şekilde çeşitli insan grupları üzerine hakim olan bir topluluktur.
Diğer bir tabirle ümmet, fertlere göre imam gibidir. Demek ki ümmet, hakim bir milletin fertlerinden meydana gelmiş olan sosyal toplumdur.
Ümmet hakkında tarafımızdan da kabul gören tarif ve yorum budur. Öyleyse bir ümmetin oluşumu için gerekli olan öğeleri şu şekilde tespit edebiliriz:
Birincisi, yaşadığı zaman ve içinde bulunduğu içtimai coğrafyada sözü geçen, dediği dinlenen bir milletin varlığı ki, günümüzde bu coğrafya, global gerçekler sebebiyle bütün bir dünyadır. Dünyada sözü geçen bir İslam ülkesi, bir İslam devleti ya da bir İslam milleti olmadığı sürece bir ümmet oluşumundan bahsetmemiz mümkün değildir.
İkincisi, sadece sözü geçen bir İslam devletinin, bir İslam milletinin varlığı da tek başına yeterli değildir. Bu devlete, bu millete mensup fertlerin çoğunluk itibariyle teker teker birer ümmet kıvamına ermiş olmaları da gerekir.
Üçüncüsü, her biri ümmet kıvamına ulaşmış fertlerden oluşan bu milletin başında, aynı kıvamı daha aşkın bir şekilde içselleştirmiş bir imam, bir öncü ve bir liderin bulunmasıdır.
Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Davut devleti, Hz. Süleyman medeniyeti, Hz. İbrahim ise ümmeti temsil eder. Onun tek başına bir ümmet olduğunu ifade eden ayetler, esasen tek başına birer ümmet olma liyakatine ermenin olmazsa olamaz şartlarını da bildirmiş olurlar. Hz. İbrahim hem tek başına bir ümmetti hem de imam olma konumuna yükseltilmiş bir lider ve öncüydü. Rabbi, onu bir takım temrinlerle sınamış, o da bütün sınamaları başarı ile tamamlamış ve Rabbi tarafından insanlara imam ve önder olma mevkiine getirilmişti.
Hz. İbrahim hangi kelimelerle sınanmıştı, bu konuda açık bir beyan yoktur. Fakat her birine bir veya birkaç ayetin işaret etmesi sebebiyle bu kelimeleri, tasdik, teslim, davet, icabet, fütüvvet, hıllet ve ferdiyet gibi kavramlar ve bu kavramlara yüklenen anlamlarla izah etmek mümkündür.
Her bir ferdin, ümmet kıvamına ulaşabilmesi için o kişinin kendi içinde ve öz benliğinde Hz. İbrahim’in elinde dirilen dört kuşa mukabil, iman ve teslimiyet, amel-i salih ve güzel ahlak, adalet ve istikamet, akıl ve mizan gibi hasletleri diriltmesi gerekir ki, bu hasletler dirilmeden yani yaşanır kılınmadan ferdin ümmet oluşundan bahsetmenin imkanı yoktur.
Ümmet, zamana yayılı zor bir oluşumun adıdır. Sabır ister, fedakârlığa taliptir, diğerkâmlık gerektirir. Aceleci ruhların, rehavete kilitli bencil kişilerin, şahsi çıkarını bütün değerlerin önüne çekmiş menfaat düşkünlerinin böylesi ağır bir hamuleyi yüklenebilmeleri, yüklenseler de birkaç adım öteye taşıyabilmeleri mümkün ve tarihin hiçbir döneminde de vaki değildir.
Çünkü onlar, ayette anlatıldığı şekliyle (Beled, 11) sarp yokuşa tırmanmaya cesaret edemezler. Nedir o akabe, nedir o sarp yokuş? Bir köleyi salıvermek, bir esiri esaretten kurtarmak. Günümüzde Müslümanlardan daha esir, daha tutsak kim var? İşte o sarp yokuş, tüm Müslümanları içinde bulunduğu bu esaretten kurtarmak…
İşlerin sarpa sardığı demlerde boyunduruğun altına girecek fedakârlar ister bu iş. Benimse alınyazım yokuşlarda susamak, diyebilecek yürekte yiğitler ister.
Her ne kadar bütün ümitleri üst üste darbelense de, yine ümmet olmanın mayalanacağı hakim millet bu millettir. Bütün mesele, teker teker ümmet kıvamına erdirici çalışmalarla bir ümmet topluluğu yetiştirmek ve İslam aleminin manevi mülkiyetini böylesi bir topluluğun yed-i eminine teslim etmektir.
İş zor görülse de bu zorluk bizim acizliğimize göredir. Kudret-i İlahiye göre her şey asan, her şey kolaydır. Ahir zamanda yaşıyoruz; Kudret-i İlahi, hikmet-i ilahinin önünde cereyan etmektedir.
Biz, dinimize aşığız onu sonsuz bir muhabbetle seviyoruz. Vadi ilahinin gerçekleşeceğine olan imanımız tamdır. Allah nurunu tamamlayacak ve bu din, üzerine güneşin doğup battığı her yere hakim olacaktır…