Yani Hocam; biz dedelerimizin mezarına mı işiyoruz?!
Benim de dört yıl öğretmenlik yapıp emekli olduğum Giresun Cumhuriyet Ortaokulu 1938’de faaliyete geçmiş. Köklü bir okul. Başarılı bir okul…
Bir yanında Çınarlar Camii, diğer yanında Seyyid Vakkas Türbesi… Giresun Kalesinin tam eteğinde…
“Öğretmen Said Bey o gün Sosyal Bilgiler Dersi için girdiği sınıfta Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü üzerinde epeyce durdu: Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister…
Aslında bu sözün ana omurgası olan “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” kısmı şair Tevfik Fikret’e ait olmakla birlikte Mustafa Kemal Atatürkümüz bunu 1925 yılında öğretmenlere hitaben söylemiştir.
Yani fikrinizi söylemekte hürsünüz, inanıp inanmamakta hürsünüz… Öğretmen Said Bey, irfan kelimesini açıklamadan veya açıklayamadan orta sıralardan bir parmak kalktı. Mesut’un parmağı…
-Buyur Mesut!
-Hocam madem ki fikrimi söylemekte hürüm. Şu soruyu sormakta da hür olmalıyım: Bu okulun olduğu arazi Çınarlar Camiinden Seyid Vakkas Türbesine kadar Osmanlı mezarlığı imiş. Bu mezarlar başka yere nakledilmeden üzerine beton dökülmüş! Şimdi bizim altımızda ecdadımızın mezarları varmış. Doğru mu Hocam?
Said Bey’in gözleri faltaşı gibi açıldı.
Sınıfta derin bir sükut…
Öğrenciler birbirlerine baktılar. Bakmak ne kelime; baka kaldılar.
Kimi, öğretmenden gelecek cevaba kilitlendi, kimi Mesut’a döndü döndü baktı!
Said Bey “bilmiyorum, hiç duymadım!” deyip dersi kesti. Nihayet zil çalınca merdivenleri hızla inip müdürün odasına daldı. Müdüre heyecanla sordu. Hayır, müdür de bilmiyordu. Hiç duymamıştı. “Uydurmadır” dedi.
Said Bey tatmin olmadı Öğretmenler Odasına koşup:
-Arkadaşlar! Sizden duyan oldu mu; bu okulun arazisi vaktiyle bir Osmanlı mezarlığı imiş?
Herkes boynunu çekti. Kimse bilmiyordu, biri hariç; Nüzhet Hanım…
-Evet. Duydum. Cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarına yetiştirmek üzere Giresun’daki tüm Osmanlı simge ve işaretlerini silmek için 1932’de bir çalışma başlatmışlar. Bir yılda Rum, Ermeni, Osmanlı mezarlarını yok etmişler. Üzerlerine beton dökmüşler veya bilinmeyen yerlere taşıyıp mezarlık hükmünden çıkarmışlar. Onun için Giresun’da hiç Rum, Ermeni, Osmanlı mezarı veya mezarlığı yok!!
İçilen çaylar yarım kaldı, bardaklarda soğudu. Elinde bir işi olanlar işlerini yarım bıraktı. Camdan elleri cebinde kapıda oynayan öğrencileri seyreden öğretmenler şöyle bir geri dönüp bi şey söylemek istedi lakin vaz geçti.
Sadece Sadullah Bey:
“Neymiş öyle? Hakikaten Giresun’da yaşayan Rum, Ermeni ve ecdadın mezarları nerede? Bir tane yok?!” dedi.
Said Bey iki saat üst üste dersi olan aynı sınıfa gidince “Maalesef doğruymuş Mesut” dedi. “Bu arazi bir Osmanlı Mezarlığı imiş?! Kaldırılmamış da! Öylece duruyormuş!”
Sükut kıvrım kıvrım uzarken Celal izin istemeden ayağa kalktı:
-Ne yani Hocam! Biz tuvalete gidince dedelerimizin mezarına mı af edersiniz…Bu neyin intikamıymış böyle?!
Homurdanmalar başlayınca Said Hoca:
-Ben de anlayabilmiş değilim?! Verecek cevabım yok maalesef!
Sude oturduğu yerden söz istedi. “Bin yıl sonra yaşayacaklar için güzel bir kazı malzemesi olur. Haberlere konu olur. Sebebi hakkında da, mezar taşında yazan yazılar okunamadığı için üzerini kapatmışlar derler…” dedi.
İşte CHP’nin Giresun’daki tarihinden bir kesit.
Kendi ataları için ortalığı ayağa kaldıran CHP sıra Osmanlı mirasına ve ecdadın mezarına gelince onlarca tuvaleti dedemin fesli mezar taşının yanından, belki de kemiklerinin arasından kanala bağlıyor.
Sonra da “Cumhuriyeti biz kurduk” diye övünüyor.
Cumhuriyeti kurduğunla övünme. Bütün bir külliyatı, müktesebatı, tarihi ve maziyi “kırdık” diye övün.
Çünkü size yıkmak, kırmak daha çok yakışıyor… Vesselam.







