Vikipedya’da Yeni Akit gazetesi
Bir süredir bana sayfalarını açan ve yazılarımı yayınlayan Yeni Akit gazetesini, Cuma dergisi olduğundan beri takip ediyorum. İnancından, duruşundan taviz vermediğine, inananların hak ve menfaatlerini savunduğuna inandığım bir gazete.
28 Şubat’ta herkes tırsarken bize cesaret aşılayan kurum, kesim, basın veya kanaat önderleri cümlesinden sayabileceğimiz sağlam duruşlulardan biri.
Vikipedya, Yeni Akit gazetesini nasıl anlatıyor diye baktım. Şöyle bir ifade kullanmış: kökten dinci bir gazete!
Hmm. Demek ben kökten dinci bir gazetede yazıyorum.
Elhamdülillah.
Daldan dinci, yani dallama değil.
Soldan dinci, yani sollama da değil.
Sağdan dinci, yani sallama hiç değil.
Ya?
Köküne kadar dindar... Baş ayrı gövde ayrı değil çok şükür.
Akıl ayrı nefis ayrı değil, çok şükür.
Gönül ayrı beden ayrı değil, çok şükür.
“Sapına kadar” diyorlar ya; işte öyle…
Öyle ki biz; bin yıllık tarihimizin müktesebatıyız.
Öyle ki biz; insanlığın vicdanı olan bir duruşa ve merhamete sahibiz.
Öyle ki biz; düşmanımıza bile insanca muamele yapan adalete sahibiz.
Öyle ki biz; Her inanç sahibine hürriyetini veren, her hak sahibine hakkını veren bir ahlaka sahibiz.
Öyle ki biz; ormanlara ağaç budamaya giderken, baltayı çuvala saran bir mazinin çocuklarıyız.
Öyle ki biz; kurban edeceğimiz hayvana abdest aldıran ve bıçağı göstermemek için gözünü bağlayan bir imana sahibiz.
Öyle ki biz; üzerinde ilim var denilerek gazete parçalarını bile ayak altından kaldıran bir hürmete sahibiz.
Öyle ki biz; olmayan imrenir diye karı-koca kol kola girmeden yolda yürüyen, ocakta kokusu komşuya ulaşır da canı çeker, umsunur diye komşuya da pişirdiğinden ulaştıran bir İslam medeniyetinin mensuplarıyız.
Öyle ki biz; öğrenci bir konuyu anlayamadığı için yetmiş kez sorsa sormaya hakkı vardır diye cevaplayan, yetmiş birinci defa yine sorsa “artık yeter” diyerek cevap vermem gerekmiyor deyip rahleden kalkan bir tedrisin torunlarıyız.
Öyle ki biz; “Ya Rab önce komşuma ver” diye dua eden bir inanca sahibiz.
Öyle ki biz; kendimiz için istediğimizi komşumuz için, din kardeşimiz için de istemedikçe imanımızın eksik olduğuna inanırız.
Öyle ki biz; emeği geçenin hakkını alnının teri kurumadan vermeyi şiar edinmiş bir ümmet mensubuyuz.
Öyle ki biz; candan daha tatlı ve muteber bir varlığımız olmadığı halde din, namus ve vatan için, kısacası; Allah için can verebilen saf, temiz, görkemli bir ahlak-ı hamideye sahibiz.
Öyle ki biz; tarih boyunca savaştığımız milletlerin bile ırzını koruyan, yetimine sahip çıkan, savaşmazdan önce mutlaka barış teklifi yapan necip bir milletiz.
Kökten dinciyiz, evet; insanlık tarihinin en eşsiz mucize kitabına sahibiz. Ona uyuyor, onu müdâfa ediyoruz.
Kökten dinciyiz, evet; insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en insani, en vicdani peygamberine sahibiz. Onun yolundan gidiyoruz. Tek rehberimiz, yegane önderimiz o.
Kökten dinciyiz, evet; sahte putlara, ilahlara, totemlere, heykellere, büstlere, kahramanlara kanmıyoruz. İnanmıyoruz. Kimse aklımızı, gönlümüzü satın alamıyor.
Kökten dinciyiz, evet; Kıbrıs’ı bir rakı mezesine, On İki Ada’yı bir İngiliz tazesine, Musul’u/Kerkük’ü bir Batı endazesine satmıyoruz.
Kökten dinciyiz, evet; Menemen’de birileri tarafından “Şeriat isteriz” diye bağırtılan Sarhoş Mehmet’in şehit ettiği Mustafa Kubilay’ın gerçek anlamda acısını yüreğimizde biz taşıyoruz. Çölü aşamayanlar, düz yolda koşamayanlar her ne kadar yalan üzerine nutuk sallasalar da!
Kökten dinciyiz, evet; Şeyh Sait olayının bir İngiliz kurgusu olduğunun doğru olmadığına, lakin İngiliz gemisinin 1936 yılına kadar Boğaz’dan hayran hayran İstanbul’u seyrettiğine inananlardanız.
Kökten dinciyiz, evet; altı yüz otuz senelik bir saltanatın son padişahı ve son halifesi İstanbul’dan sürgün edilirken dedesinden miras kalan, özel mülkü sayılan o eşsiz serveti götürmeyecek fakat cenazesi haczedilip kırk gün morgda bekletilecek... Gelen yardım tekliflerini kabul etmeyip “Ülkenizdeki fakirlere verin, emrimdir” diyecek bir ahlaka ve imana sahipken; başkalarının onlarca fabrika, çiftlik, mera, hara ve binlerce dönüm araziye sahip olduğunu bilenlerdeniz. Bir memur maaşı kırk lira iken sadece tabutu on üç bin liraya yaptırılanları bilenlerdeniz.
Kökten dinciyiz, evet; biz Allah’a sövüp sonra gidip protestan Robet Koleji’nde zangoçluk yapan Tevfik Fikret’in değil, aldığı 500 TL’lik ödülü milletine bağışlayan Mehmet Akif Ersoy’un açtığı çığırdan yürüyoruz.
Kökten dinciyiz, evet; Sovyetler Birliği’ne kaçıp Stalin’e övgüler düzen, Türkiye’ye hakaretler savuran Nazım Hikmet’in hayranı değil, “Sen kıvrıl, ben gideyim; son peygamber kılavuz” diyen Necip Fazıl Kısakürek’in hayranıyız.
Elhamdülillah.







