Tesettür hutbesi ve kanayan başka bir yara
Dini hizmetlerin tedvini, tebliği ve din görevlilerinin özlük işleriyle muvazzaf olan Diyanet İşleri Başkanlığı, maalesef, toplumda gereken boşluğu dolduramıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığını ve Din Hizmetlerini üç sınıf kimse eleştirir:
1- İnanmayanlar. Onların gayesi yıkmak, yok etmek üzerinedir. DİB hiç olmasın daha iyi. Ezan hiç okunmasın daha iyi. Ölünce kuzuratları bir çukura yuvarlansın fark etmez onlar için.
2- Bazı cemaat ve tarikatlar. Onlar Diyanetin yerine kendilerinin o boşluğu daha iyi dolduracağına inanan, aslında eleştirilerinde hissi davranan kesimlerdir ki; tenkitlerinde tamamen haklılık payı vardır denilemez.
3- Benim gibi içeriden, Diyanetin varlığından rahatsız olmadığı halde hizmetlerinde eksiklik gören şahıslardır ki; maksadımız Diyanet İşleri Başkanlığının daha verimli çalışmasıdır.
DİB yüz bin civarında görevlisi ile Müslüman Türk’ün tarihinde, dini hizmetler alanında en yaygın ve organize bir kurumdur. Her İmam Hatip, yılda bir insanı namaza başlatsa yüz bin kişi namaza başlamış olur.
Bir kişi?!
Üç yüz atmış beş günde bir kişi!
DİYANET NERELERDE SINIFTA KALDI?
Yıllarca bu memlekette, kadınlar çarşıya pazara çıktıklarında namaz kılamadılar, düşünebiliyor musunuz?
Neden?
Camilerde kadınların namaz kılacağı bölüm tanzim edilmemişti de ondan. Haftada bir veya iki gün kurulup, çoğunlukla kadınların köylerden getirdikleri sebze/meyveleri sattıkları pazar yerlerine yakın camiler bulunurdu lakin “KADIN YERİ” levhası asılı bir mahfil ayrılmamış olurdu. Yani, İslam erkek diniydi!
Türkiye’de binlerce cami ve o kadar da şadırvan olmasına rağmen rahat abdest alınacak şadırvan bir elin parmağı kadardır; biliyor musunuz?
Şadırvana temizlenmek için giren “ma-i müsta’amel: kullanılmış su” ile boca olup öyle girer camiye…
Hiç üzerinde düşünülüp bir “tip proje” geliştirilmiş değildir.
Kadınlar ve Cuma Namazı konusu ciddi anlamda hiç tartışılmamıştır. “Ey İman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınızda…” diye başlayan ayet, sanki burada kadınları pas geçmiştir?! Erkekler Cuma Günü namaza girdiğinde eşleri caminin kapısında kocalarını beklemektedir. Halbu ki; “iman edenler” hitabının içinde kadınlar da vardır.
Evinde çocuğuna bakan, malına davarına bakan kadınları kastetmiyorum; caminin yanında ve kocasını bekliyor!
TESETTÜR HUTBESİ
Türkiye’de “Tesettür Risalesi” yazıldı. “Tesettür Romanı” yazıldı. “Tesettür Kitabı” yazıldı. “Tesettür Şiiri” yazıldı lakin bir Tesettürün Hutbesi okunmadı yıllardır.
Vaizler, “Tesettür Allah’ın emridir”, dedi. İmam Hatipler aynı sözleri söyledi lakin kimi hakkında dava açıldı kimi cemaatiyle kavgalı oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı emriyle bir “Tesettür Hutbesi” okunmadı iki cuma öncesine kadar…
On yıl öncesine kadar “Öşür” de dile getirilmiyordu. Yavaş yavaş millet öşre alışmaya başladı. İ’tiraz yok.
BİR KONU DAHA VAR Kİ; DİYANET BUNUN VEBALİNİ NASIL KALDIRIR BİLMEM?
Anadolu’da yüz yıldır akan bir gözyaşı var: miras meselesi…
Ülkemizin birçok yerinde, maalesef kadınlara miras verilmemektedir. Ya baba sağlığında vermez ya da kardeş babadan sonraya kalmışsa…
Hatta öyle ki; kadının mirastan pay almasını dillendirmesi büyük aile içi olaylara sebep olur. Nice kadınların gözlerinden akan yaşa şahit olmuşumdur ki; kurban kesemezler, hacca veya umreye gidemezler, hayır hasenat yapamazlar!!
Kaç kadının ağlayarak şöyle dediğine şahit oldum: “Malım yok ki mali ibadet yapayım! Babamız bizi evlattan saymadı. Nesi varsa oğullarına verdi. Yine de canına ağırlık varmasın.”
“Kardeşlerim bolluk/varlık içinde bir eli yağda bir eli balda… Biz kardeş değil miyiz? O serveti kazanırken biz çile çekmedik mi? Biz dağa, bayıra sürüklenmedik mi? Allah yedirmesin. Şükür ki ahiret var?! Onlar ölmeyecek mi?”
İster Şer’î usulle olsun ister mer’î… Kadının mirastan hakkettiği payı almasının anasının sütü gibi helal olduğunun defalarca hutbede dile getirilmesi gerekir. Kürsü de faydalıdır bu telkin için ama kürsüde yapılan değerlendirme ve yorumlar müftü veya vaizin yorumu olarak kalır. Hutbede okunan ise devletin tasvip ettiği, tavsiye ettiği, tensip ettiği gerçeklerdir ki yarı devlet emri sayılır.
Bu gözyaşını dindirmek için Diyanet kolları sıvamalıdır. İslam Miras Hukukunu işleyemezse, mirasta kadınların haklarının gözetilmesi üzerinde basa basa durmalıdır.
Hulasa; Diyanet çağın ve halkın gerisinde kalmamalıdır.
Kalıyor mu? Maalesef kalıyor…
Hutbe dinlerken gençlerin telefonla oynamalarını bile hizaya getiremeyen bir diyanet aciz sayılır.
Vesselam.







