--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tayyip Erdoğan, Erbakan hocasına sahip çıktı. Ya Saadet Partisi?

İdris Günaydın
İdris Günaydın
32

 

Merhum Necmettin Erbakan 25 Şubat 1994’te Bingöl’de yaptığı konuşmasında şöyle seslendi halka… Konuşmanın davaya konu olan ilgili kısmı: “Bu ülkenin evlatları asırlar boyu mektebe başlarken besmeleyle başladı. Siz geldiniz bu besmeleyi kaldırdınız. Ne koydunuz yerine, ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım.’ Sen bunu söyleyince öbür taraftan da Kürt kökenli bir Müslüman evladı: ‘Ya, öyle mi? Ben de Kürdüm, daha doğruyum, daha çalışkanım’ deme hakkını kazandı.”

Merhum Erbakan burada Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yıllardır sürdürdüğü ırkçı, diğer ırkları yok sayan, Türk olmayanları da Türkleştirmek isteyen politikasına karşı doğruyu söylüyordu.

Ankara’da tanıdığım, bilahare ailecek görüştüğüm yaşça da büyüğüm merhum Hacı Tahir Atilla’yı Balgat’taki evinde bir ziyaretimizde, hanımı Hacı Anneye dönerek: “Şu okula gittiğinde yaşadığını anlat” dedi.

Yaşlı teyze, okula gittiği günlerin birinde öğretmenin kendisine parçayı okumasını söylediğini, okumaya başlarken besmele çektiğini ardından da öğretmenden okkalı bir şamar yediğini anlattı. Devamında ise; eliyle sağ yanağını tutarak “Hâlâ bu yanağım yanıyor” dedi.

Müslüman çocuk okula besmeleyle, Müslüman her işe besmeleyle başlardı lakin okullarda her sabah “Türküm, doğruyum, çalışkanım…” yeminiyle başlanıyordu.

12 Eylülcüler de “Andımız”a tamamen inkar kuyusuna sokacak bir cümle daha eklediler: “Ey bugünümüzü sağlayan Ulu Atatürk!...”

Ne garip bir cahillik. Atatürk’e yemin ediyorsun. Yemine sadık kalmadın mı ne olacak? Mustafa Kemal’in Cehennemi mi var ki cezalandırsın?

Mezardan gözleri mi var ki kaydetsin de gereken yerlere bildirsin?

Her oluşum, adım, merasim, beyanat Türk çocuğunu Allah inancından uzaklaştırıp Atatürk’e tapınmaya itmekti.

İşte Rahmetli Erbakan bu konuşmanın akabinde açılan ceza davası ile mahkum oldu ve bedelini siyaseten ödedi.

6 Aralık 1997’de de o günkü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Siirt’te bir şiir okudu.

Şiir, kendisi bir Kürt olup Türk Milliyetçiliğini savunan, 1997’den çok önce ölmüş Ziya Gökalp’in “Asker Duası” adlı şiirinden bir bölümdü:

“Minareler süngü, kubbeler miğfer,

Camiler kışlamız, müminler asker.”

Bu şiirdeki minareyi laikler kendilerine yönelecek bir silah, kubbeyi kalkan, camileri karargah, Müslümanları da asker olarak algılayıp, Recep Tayyip Erdoğan’ı bir kalkışmaya başlayacak diye tasavvur ettiklerinden onu dört aya mahkum ettiler.

Mahkum eden zihniyet Kemalist Solcu veya Irkçı Milliyetçilerdi.

Gel zaman git zaman Tayyip Bey parti kurdu ve iktidar oldu. İki şey yaptı:

1-Hocası Necmettin Erbakan üzerindeki tecritvari gözetlemeleri kaldırdı.

2-Onu mahkum eden ırkçı “Andımız”ı kaldırdı.

Nihayet 14 Mayıs seçimlerine gelindiğinde Saadet Partisi, yani Milli Görüşün temsilcisi olan küçük grup, gidip, Erbakan’ı mahkum eden zihniyetle sarmaş dolaş oldu. İyi Parti ve CHP ile iş birliği yaptı ve Tayyip Erdoğan’ı arkadan vurdu.

Saadet şunu düşünemedi. Çünkü düşünebilecek feraset ve basiret mevcut değil: Saadet’in veya Ak Parti’nin karşısında CHP veya onun fikriyatında olan bir parti, siyasi yelpazede demokratik yarış yaptığın bir parti değil.

Siyasi rakip değil.

Hak Batıl mücadelesi düzleminde karşı blokta olan bir parti.

Saadet Partisi düşünmeli değil miydi biraz? (Karamollaoğlu’nu demiyorum. O, Kara kara kazanlar, kara yazı yazanlar… tekerlemesini söylesin dursun) lakin Saadetçiler düşünmeli değiller miydi?

Taifteki Hz. Peygamberi taşlayan çocukları kışkırtan babalar bugün yaşasaydılar Saadetli veya Ak Partili mi olurlardı yoksa CHP’li mi?

Daha iki gün önce otobüste hadis dersine çalışan çocuklara “Arabistan’a gidin, deveye binin” diye hakaret eden soytarı Saadetli veya Ak Partili midir yoksa CHP’li mi?

Hz. Peygamber’in gezdiği yerlere diken taşıyıp ayağının incinmesini isteyen Ebu Leheb’in karısı Ümmü Cemil bugün yaşasaydı Saadetli veya Ak Partili mi olurdu CHP’li mi?

Metroda Kur’an Kursu öğrencisine, “Bu memleketi terk et” deyip saldıran sonra da yediği yumruklarla suratı değirmen taşına dönen sarhoş Saadet Partili veya Ak Partili midir yoksa CHP’li mi?

İbrahim Peygamber yaşasaydı nerede olurdu, babası Azer hangi partide olurdu?

İşte Saadet; o kadar çatlak bir aynadan baktı ki olaylara, hakkı batıldan ayıramadı.

Çocuğunu hafızlığa gönderenlerin içinde kaç tane CHP’li vardır?

Kızını bale yapmaya gönderip erkeklerin kucağında ritim ritim ritmettirenlerin içinde kaç tane Saadetli veya Ak Partili vardır?

Saadet ak ile kara kadar ayrılmış bir satıh üzerindeki manayı kavrayamadı da CHP’nin minderine oturdu.

Tayyip Erdoğan hocasının bir hedefini gerçekleştirdiği halde Saadet her şeyi başa sarmak istedi.

Siyasi bir tekerleme olsun diye. Söylüyorum: “Atı kıskandırmak için eşeğe bindi.” Vesselam.

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle