--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tarikat, şeriatten ayrı olamaz!

İdris Günaydın
İdris Günaydın
17

 

İslam’da Kelam İlminin tartıştığı derin konular gibi tartışmaya açık bir başka alan da Tasavvuftur. Tasavvuf ve Tarikatlar konusu:

Bu alan istismara çok müsait bir alan olduğu için her devirde istismarcıları, kendi ikbali ve siyasi istikbali için kullananları maalesef olmuştur.

Keramet, keşif, tayyi mekan, vahdeti vücud, şefaat gibi mevzular çok çok tartışılmış, bazen de yanlış anlamlandırılarak istismara kalkışılmıştır. 

Gönül tamir evi, bir manevi aşk inşası olan Tasavvuf, süfli istismarların ve Şeriata aykırı hikayelerin, öğretilerin dergahı asla olmamalıdır.

Tasavvuf ve Tarikat unsurlarını eleştirenler de azıcık bu konularda bilgi sahibi olmalıdırlar. 

Tasavvufun yaptığı hizmeti binlerce İmam Hatibin, İlahiyatçının yapamadığını kabul etmelidir. Müslüman Türkün tarihinden Tasavvufu, dervişleri çekip alırsanız Çatalca’dan öte iziniz olmazdı. 

Afrika isimli bir kıta ile Antarktika isimli kıta arasında fark olmazdı bizim için. Biri soğuk diğeri sıcak iklimi temsil eden iki kıta diye öğrenirdik, o kadar.

Tasavvuf ve Tarikatlerin hizmetlerini Cumhuriyet döneminden çekip alırsanız binlerce İmam Hatip Okulu, cami, Kur’an Kursu olmazdı. İslami hizmetleri yarı yarıya düşürmeniz gerekirdi.

TARİKAT ŞERİATTEN AYRI OLAMAZ

1987/90 yılları arasında ODTÜ’de yaptığım Cuma konuşmalarının birinde konu “Tasavvufun İslamiliği ve Şeriattan ayrı olamayacağı” üzerineydi. Konuşmanın bir yerinde de açık açık, üstüne basa basa söyledim: “Şeriat kurallarına aykırı bir Tasavvuf olmaz, olamaz” diye.

Namazdan sonra yanıma yaklaşan bir öğretim görevlisi, kendisinin Ankara civarında birisine (O, şeyh diye tanımlıyordu) bağlı olduğunu ve elini kadınlara öptürdüğünü söyledi. 

Halbuki; nikah düşen bir erkeğin bir kadının elini tutması, mecburi ve ruhsat verilmiş haller dışında haramdır. 

O öğretim görevlisine şunu sordum:

-Şeyhiniz kadınlara elini öptürüyor, anladım. Peki durumu nasıl izah ediyor?

Cevap korkunçtu: -Şeyhimiz, “bu el benim elim değil” diyor.

Eyvah, dedim; eyvah… Demek istiyor ki; “bu el benim değil Allah’ın. (Haşa ve kella…) 

Bu benzetmenin insanı nasıl küfre götürdüğünü anlattığım örneği, buraya yazamıyorum.. Tövbe haşa.. 

BAL MİNDERİ

Hikayeci olarak Sait Faik Abasıyanık, Ömer Seyfettin, Mustafa Kutlu v.s’yi biliriz. Halbuki; Şevket Bulut Türk hikayeciliğinde hak ettiği i’tibarı göremeyen önemli bir hikayeciydi. Dilek Çınarı, Sarı Arabalar, Kefensiz Ölüler, Al Karısı… gibi toplumsal meselelere  hikaye tadında çözümler üreten, akıcı bir üsluba sahip hikayecimizdi. Neden eserleri daha basılmıyor anlamıyorum.

Onun hikayeleri tüm okullarda tavsiye edilmesi hatta okutulması gereken hikayelerdendir.

“Bal Minderi” de Tasavvuftaki istismar yanlışına değinen çok güzel bir hikayedir: Köyün birinde “şıh” diye bilinen biri vardır. … Köylülerden biri de bu kişiye bağlıdır ve damadının da bağlanmasını istemektedir. Damadı ise “O kişi, bizim köylü falanca değil mi? Ne yapmış da Şıh olmuş?” diye bağlılığı reddetmektedir.

Bir gün kayınpeder o kişiye bir sepet kiraz gönderecektir ama, damadının bir vesileyle o kişi ile karşılaşmasını istediğinden, kerametini görmesi için taşımayı ona yükler.  

Kalpten geçeni okumak, gaipten haber vermek, bilinmeyeni bilmek gibi peygamberlere bile özel verilen bilgilerin o kişide bulunduğu kabul edilmektedir ki, itikadi açıdan gerçekten sorunlu kabullerdir, bunlar..

Damada rica eder,  o gün topladığı  bir sepet kirazı o kişiye götürmesini ister. 

Damat ertesi günü kirazı alır ve götürür. Kapıda biri karşılar, kirazı alır ve damadı odaya çıkarır. Odanın kenarlarına serilmiş minderlerden birine oturtur. Kerametine inanılan kişi de sedirde oturur iken sorar:

-Çoluğunun çocuğunun rızkı olan balı niçin getirdin evladım? Evde kalsaydı ya…

Damat: Ben bal getirmedim ki; kiraz getirdim cevabı verir.

Şıh olarak bilinen kişi: O zaman, o minderde niçin oturuyorsun?!

Bu alan denetlenmesi zor fakat mutlaka denetlenmesi gereken, denetlendiğinde yani Şeriat’e ve bilgiye dayandığında Allah davasına son derece faydalı olacak olan bir alandır.

Bu vesileyle “İslam Tasavvufunun Meseleleri” adlı eser yazan rahmetli Prof. Erol Güngör’ün eserini okumayı şiddetle tavsiye ederim. “Tasavvufun Meseleleri” adlı eser yazan Prof. Hasan Kamil Yılmaz Hocaya da hem sağlıklı ve verimli ömürler dilerim, hem de eserinin okunmasını tavsiye ederim.

Vesselam.

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle