Stratejik sefillik!
Her insanın bir vücut ağırlığı bir de özgül ağırlığı vardır. Kiminde az, kiminde çok lakin herkeste az çok bulunur.
Özgül ağırlık daha çok bilgi ile ahlak ile duruş ile tavır ile kendini belli eder.
Bazen de bilgili insanlar vardır lakin sözleri ve duruşları ile özgül ağırlıklarını kaybederler.
Özellikle askeri darbe mümessilleri, muktedir iken çok güçlü göründükleri halde emekli olduklarında veya öldüklerinde bir kapıcı kadar değerleri yoktur.
Bunun en müşahhas misali Müteveffa Kenan Evren’dir. Oturduğu koltuktan, omzundaki rütbeden, milletin beline taktığı silahtan gücünü aldığı yıllarda meydanlar dolar taşardı onu dinlemek için…
Nasıl?
Bulunduğu askeri rütbenin sayesinde, emirle… Okullar askeri sıra halinde meydana gelecek.
Daire Müdürleri, memurları askeri disiplin ile meydana getirecek ve yoklama yapacaklar.
Meydan adeta tabur gibi askeri disiplin ile doldurulacak. Figüranlar alkış için gaz verecekler.
Darbeci Evren’in o süreçteki uygulamaları şu fıkrayı hatırlatıyor:
“Kral soytarısına sormuş: Burada bulunan her birimizi bir hayvana benzet bakalım.
Kendinden o kadar emin ki; mutlaka kendini kuşa, güvercine, aslana, kartala v.s benzetir, diye.
Soytarı saymaya başlamış: Vezir kaplan gibidir. Mabeyn katibi gece kuşu gibidir. Askeriyenin başı pars gibidir. Çöplük su başısı kedi gibidir… Benzetiyor da benzetiyor. Kral da sabırsızlıkla kendine yapılacak iltifatı bekliyor…
Kral: Ben, ben?
Sen de kralım ayı gibisin, demiş soytarı.
Nee! Ayı mı? Tutuklayıp atın zindana…
Soytarı: Ama kralım. Sen benzet dedin. Benim ne suçum var?
Tutuklamışlar götürüyorlarken vezir: Hak ettin sen bunu soytarı. Yahu hiç kral ayıya benzetilir mi?
Soytarı: Ama, demiş… (Bir de krala sövmüş.) Ayıdan başka şeye benzemiyor ki!
Kendi özgül ağırlığını makamdan, rütbeden alanlar gerçekte ise basit insanlardır.
Nerede 28 Şubat’ın muhteşem generalleri?
“Stratejik Derinlik” kitabını yazdığında Ahmet Davutoğlu’nu, bir takdir eden kitle vardı. Kitabı da çoğu insan aldı okudu. Hükümet erkanı da kitaptaki fikirlere muttali olmuş olmalılar ki; Davutoğlu’nu Dışişleri Bakanı, bilahare Başbakan yaptılar…
Hatta Davutoğlu ayrılırken: “Biz makamlara, mevkilere, koltuklara veda ederiz ama ahdimize, ilkelerimize asla veda etmeyiz, asla dönmeyiz, asla bırakmayız… Allah bizleri vefa yolundan ayırmasın… Sayın Cumhurbaşkanımızdan aldığım bu onurlu görevi devredeceğim… Bu hareket, bu yol, bu dava milletimizindir…” diyerek ayrıldı.
Çoğumuz gözyaşlarımızı bile sildik o gün.
Davutoğlu “makamlara, mevkilere veda ederiz ama ahdimize veda etmeyiz” derken ahdi ne idi?
Başka bir örnek: Kemal Kılıçdaroğlu Davutoğlu için: “Bizim Cumhuriyet Tarihinin gelmiş geçmiş en çapsız bakanıdır Ahmet Davutoğlu” dedi.. Davutoğlu da cevaben: “Adam olana adam diye cevap verilir. Bu konuşmasından sonra ben onu adam sınıfından da saymıyorum, adam müsveddesi demeyi bile çok görüyorum” diyerek en son söylenecek lafı söyledi.
Peki ne oldu şimdi özgül ağırlık?
Peki ne oldu şimdi stratejik derinlik?
Cumhuriyet tarihinin en çapsız bakanı ile hatta Tuncay Mataracı’dan bile çapsız bir bakan ile adam müsveddesi bile olamayacak biri yan yana geldiler…
Vefayı İstanbul’daki bir semtten alıp, çap kelimesini geometriden alan iki başkan…
Strateji ne oldu? “Stratejik sefillik”!..
Özgül ağırlık ne oldu?
O da herhalde; sefaletin olduğu yerde ne kadar çap olursa, ne kadar adam olunursa, ne kadar derinlikli bir düşünüş kalırsa o oldu.
Sefalet ne doğurur? Felaket doğurur. Allah fırsat vermesin. Eğer doğurursa doğacak çocuğun adı felakettir, vesselam.







