--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sen de doktorsun, ben de doktorum!

İdris Günaydın
İdris Günaydın
10

 

İlaç yazdırmak için iki hafta kadar önce gittiğim hastanenin acilinde, yeşil alan önünde sıramı bekliyorum. İlaç yazdıracağım ama gelmişken bir de tansiyonuma baktıracağım.

Nihayet doktor hanım: “Amca niçin gelmiyorsun?” deyince içeri yöneldim.

- Doktor hanım kızım! Bilemem ki içeride hasta olup olmadığını? Ekranda başka isim yazılı ve benim ismim yazmadı!

- Af edersin amca! Unutmuşum! Amca sen geçenlerde yine gelmiştin. Mesleğin nedir? Diye sordu.

Ekrandan benimle ilgili bilgilere bakıyor!

Ne cevap vereyim diye biraz düşündüm. “Meslektaşız”, dedim.

- Öyle mi? Doktor musunuz?

- Evet… Lakin daha çok hekim… Meslektaşız kızım, dedim.

Siz insanların bedeninin tedavisine uğraşıyorsunuz, biz ruhunun tedavisine…

Siz insanın ölümüne kadar olan hastalığına müdahale ediyorsunuz, biz ölüm ötesi hayatına da…

Siz teşhis koyup ilacını yazıyorsunuz; ilaçları eczane veriyor; biz hem teşhis koyuyoruz hem de ilacı kendimiz veriyoruz.

Siz insanların ömrünü uzatmaya çalıştığınız için çok daha popülersiniz, bizim kıymetimiz ölünce anlaşıldığı için dünyada o kadar popüler değiliz.

Gün olur biz sizin önünüze yatarız, kendimizi size teslim ederiz, gıkımız çıkmaz.

Gün olur siz bizim önümüzdeki masaya (musallaya) yatarsınız; gıkınız çıkmaz; ödeşiriz.

Ekrandan başını kaldırdı. Dikkatle beni süzmeye başladı. Sol eliyle de sürekli alt dudağını ve çenesini sıvazladı durdu.

Hemşirenin bir soru sormasıyla dikkatini topladı.

- Neydi amca?

- Şu şu ilaçları yazdıracaktım. Ayrıca bir de tansiyonuma baktıracağım.

•

İşlemim bitti. Çıkarken doktor:

- Amca! Saat 12’de yemeğe çıkıyoruz. Evin yakınsa buraya gelebilir misin? Hem yemek yeriz hem de bazı sorular sormak istiyorum size!

“Tabi” dedim ve bir iki saatliğine ayrıldım. Saat 12’de gittim tekrar.

Yemekhaneye çıktık. Ben su içtim o yemek yedi. Davet edenlerin masasına da gitmedi, müstakil bir masaya geçtik.

- Amca! Bana biraz ruh, ölüm, ahiret… gibi şeylerden bahseder misin? Bu depremden sonra çok takılmaya başladım bu konulara!

İNSAN… “İNS” KÖKÜNDEN GELİR

“İns” insan topluluğu demektir. Topraktan yaratılan varlıklar içinde bitkiler tek hücrelidir. Büyür yürüyemez.

Hayvanlar iki hücrelidir; büyür, yürür fakat düşünemez.

İnsan üç hücrelidir; büyür, yürür, düşünür.

Topraktan yaratılan varlıklar birbirini görür.

Bunun gibi ateş ve ateşin türevlerinden yaratılan varlıklar vardır. Cin, melek, şeytan… Onlar da birbirini görür.

İnsan; beden ve ruh, beyin ve akıl, kalp ve gönül, ben ve benlik, can ve nefs, ciğer ve yürek gibi organlara sahiptir. Beden, beyin, kalp, ben, can, ciğer… görünürler fakat ruh, akıl, gönül, benlik, nefs, yürek… görünmez ama vardır.

Bakmak ayrı görmek ayrıdır. Hepimiz bakarız bazımız görürüz. Buradaki görmek eşyayı görmek değil hakikati görmektir.

Hepimiz işitiriz fakat duyamayız. Bazı kimseler duyabilir.

İnsandaki görünen maddi merkezlerin yani ölünce çürüyecek olan merkezlerin tedavisi size aittir. Ruhi, manevi olan ve öldüğünde ölmeyecek olan, sürekli var olacak olan merkezlerin tedavisi bize aittir.

Daha çok, oraların rehberi biziz.

Her birinin bir görevi vardır: Beyin bedeni idare ederken onun bir üstel fonksiyonu olan akıl, bilginin ve hafızanın merkezidir. Öğrenen, depolayan orasıdır. Orada dört sayısının üçten büyük olduğunu öğreniriz.

Gönül de kalbin bir üstel fonksiyonudur. Kalp kanı temizlerken gönül imanın, sevginin ve tüm erdemlerin merkezidir. Orada da, akıldan farklı olarak üç helal kazancın dört haram kazançtan büyük olduğunu öğrenir ve depolarız.

Böylece iman ve onun yeri olan gönül o kadar kutlu bir saray haline gelir ki; Allah: “Ben evrene sığamadım da kulumun gönlüne sığdım” diyerek gönlün ne kadar sınırsız olduğuna işaret etmiştir.

- Vicdanı da sorayım o zaman?

Vicdan maddi veya ruhi tüm bu erdemlerin aralarında irtibatı sağlayan, onlara elektrik ileten bir tel gibidir. Elektrik teli… Eğer imanla sarılmış ise çok hayırlı sonuçların alınmasına neden olur. İmanla sarılmamışsa güvenilmez, tehlikelidir. Cereyan ileten çıplak kablo gibidir.

Böyle bir insan, evindeki köpeği hastalandığında gözyaşı döker de mazlum milletlerin açlık, ölüm gibi yaşadıkları karşısında zerre kılı kıpırdamaz. Zerre üzülmez. Dünyanın en zalimlerinden olan ve yüz milyona yakın insanın ölümüne sebep olan Hitler’in de Stalin’in de köpekleri vardı ve her ikisi de köpeklerini çok severdi.

İnsanı tüm fonksiyonlarıyla (biz buna kemalat) diyoruz mükemmel hale getiren imandır. İmanı ise faal hale getiren ve donukluktan kurtaran ibadettir.

Yani öğrenciyi doktor yapan eğitimdir, doktoru işe yarar hale getiren de doktorluk yapmasıdır. Faaliyetidir, gibi.

Her, iki ayaklı, iki elli konuşan varlık insandır lakin aslolan “adam” olmaktır. O da iman ve ibadetle mümkündür.

Ölümü yenmenin yolu beden anatomisini iyi tanımak değil ruh ve maneviyat dünyasını iyi bilmekten geçer. Ölüm korkusunu yenmek istersen iman ve ibadet dağarcığını doldurmaya bak doktor hanım kızım!

Hekim demiştin fark ne amca?

Doktor sadece bedenin arızaları ile ilgili bilgiye sahiptir. Onun için doktorluk bir bilgidir. Hekim ise insanın sadece bedeni değil ruhi ve manevi dünyası ile de ilgilenen, reçete yazan, yol gösterendir. Bu haliyle “bilgi” “bilge ye dönüşür. O kişi bilgedir, hekimdir.

Doktorun sözleri bir ilaç, hekimin sözleri hem ilaç hem de incidir.

•

Teşekkür edip ayrıldık. Umarım faydalı olmuşumdur vesselam. 

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle