Saadet Partililer, merhum Erbakan’ı anlamış olsalardı Erdoğan’ı da anlarlardı
Saadet Partililer başta olmak üzere Davutoğlu, Babacan, Tayyip Erdoğan’ı ve hükümeti eleştiriyorlar.
Eleştirmek haktır, haklarıdır. Ama duvara yerleştirdiğin taşın konulacak yerinin de uygun olması gerekir. Boşluk olması gerekir. Haklı bir sebebe dayanması gerekir.
Hakkaniyet ölçüsünü gözetmek gerekir.
Özellikle Saadetliler; her fırsatta “Erbakan Hocamız olsa bunu yapmazdı, böyle yapmıştı” vs. gibi gerekçeler ileri sürmektedirler.
Sanki mübarek on bir ay başbakanlık yapmadı da kırk yıl hükümette kaldı.
Erbakan Hocamızın siyasi hayatını icranın başıymış gibi görme hastalığı.
Bakalım: Eleştiri konusu: Neden Türkiye daha önceden İsrail’e satıp parasını aldığı malları gönderiyor? Göndermesin!
Peki, soralım: Hz. Peygamber Medine’ye hicret ederken Hz. Ali’ye kendisindeki emanetleri verdi. Ne dedi: “Ey Ali! Yarın bu emanetleri sahiplerine ver.”
Şöyle demeli değil miydi Saadetlilerin mantığına göre: “Ey Ali! Yarın bu emanetleri kuma göm!”
Soralım: 1974 yılında Kıbrıs’a çıktık diye ABD, parasını verdiğimiz silahlarımıza ambargo koydu. Yıllarca Merhum Erbakan, Demirel ve bilumum siyaset erbabı ABD’yi zalimlikle, emperyalist olmakla suçladı. Madem parası ödenmiş silahları savaş bahanesiyle vermemek normaldi. Neden ABD’yi eleştirdik o zaman?
Soralım: İsrail Gazze’ye yardım tırlarının geçişine izin vermiyor. Kendi topraklarından geçirmiyor. Ne tırları bu? Yardım. Parası ödendi mi Filistinlilerce? Hayır.
Biz, İsrail’i yardım tırlarını geçirmediği için zalim ilan ediyorken İsrail’in parasını ödediği malları göndermemek insanlık mı?
Ama o İsrail binlerce masum insanın nâhak yere kanına giriyor, denilebilir. Doğrudur. Canidir, katildir, zalimdir, soykırımcıdır… Aşağılığın aşağısıdır… denilebilir; doğrudur.
Bunlar İsrail’in sıfatları lakin biz de mi o kervana katılalım?
Soralım: Ey Hamas! İsrailli çocukları, sivilleri öldürün, diye telkinde bulunabilir miyiz? Hayır. Hâlbuki bulunmamız gerekmiyor mu onların yaptıklarına karşılık?
Hayır. Biz Müslümanız. İnsanız. İnsan köpekleşemez. Siviller masumdur.
Soralım: Hamaslı mücahitlere desek ki; asla esirleri serbest bırakmayın. Hepsini öldürün. Çünkü onlar öyle yapıyorlar.
Diyemeyiz. Çünkü savaş nasıl seyrederse etsin, onun bir hukuku var. Esirleri takas etmek zorundayız.
Hamas’tan böyle istekte bulunamıyoruz da parasını verdikleri mallarını nasıl, hangi hakla göndermiyoruz?
Ha, şöyle olsa; Türkiye İsrail’e tüfek, top, bomba, tank gönderse o zaman durum farklı.
Ertelenebilir.
Öyle bir durum var mı şimdi? Hayır.
Şimdi gelelim merhum Erbakan cephesine. Rahmetli, Demirel hükümetini dışarıdan destekliyordu. Bütçe konuşmalarında Başbakan Demirel ve AP hükümetine öyle ağır eleştiride bulundu ki öyle böyle değil. Yıl 1980.
Bir vekil laf attı: “Bütçeye evet mi diyeceksiniz hayır mı?”
Evet diyeceğiz dedi Erbakan. Bunun üzerine TBMM’ye bir “aaaa!!” uğultusu yayıldı.
Bakın o rahmetli ne dedi: “Pazartesi memur maaş alacak…”
Ne demek bu? Eleştirmek, ben daha iyisini yaparım demek içindir. Evet demek ise devletin düzeni sekteye uğramasın diyedir. Çünkü milyonlarca çalışan evine ekmek götürüyor.
Merhum Erbakan Başbakan iken hacca gitti. Hacda iken Osman Özbek adlı bir kendini bilmez general, Erbakan’a karşı çok ağır sözler söyledi. Erbakan merhum hacdan dönünce daha ilk demeç olarak, Osman Özbek’in gönlünü yaralamayacak şekilde, sanki “incinsen de incitme” nahifliğinde sözler söyledi.
Milyonlarca Refah Partili Hocaya kızdık. Korkaklıkla suçladık. Hâlbuki o, devletin bir kuruluşu var, bir rejimi var. Ne? Laiklik. Laikliği değiştirmeden böyle şom ağızlılara ancak üslubuyla cevap vermek gerekir. Daha ileri gidemezsin. Çünkü sen bu devletin tamamı değilsin. Sadece yönetmek için gelmişsin.
İşte Hoca buna göre davrandı.
28 Şubat toplantısında Erbakan, toplantıdan çıkıp, bir basın toplantısı yapıp: “Ey beni bu makama getiren Milletim! Bu zalimler bana görev yaptırmıyorlar. Neden? Çünkü tek başına gelemedim. Ben seçime gidiyor ve beni tek başıma iktidara getirmeniz için sizden destek bekliyorum” demedi.
Diyemedi.
Neden? Çünkü korktu.
Korktu mu? Hayır. Devleti ve milleti düşündü. Devletin bir nasırlaşmış idare biçimi var. Bu nasırı kazımak kolay olmaz lakin askeriye hepten kudurur ve dindarlara çok daha fazla eziyet yapar.
Şimdi soralım Saadetlilere: Eğer siz de o tarihlerdeki tavrıyla Erbakan korkmadı lakin devleti ve milleti düşündü diyor, öyle inanıyorsanız Tayyip Erdoğan’ın da düşündüğü bir devlet ve bir millet yok mu?
Ne yani; size göre yok mu, diyorsunuz?
İsrail’e haddini bildirmek çok kolay. Ama birinin köpeğine dokunduğunuzda sahibini hesap edeceksiniz? Köpek hesap sormaz lakin dalar ama sahibi hesap sorar.
İsrail’in sahibi neredeyse tüm dünya.
Eğer Erbakan’ı anlayamadıysanız Erdoğan’ı asla anlayamazsınız vesselam.







