Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan olacağını ilk o keşfetmiş
İstanbul İmam Hatip Okulu ilk açıldığı yıllarda çok renkli simaların ders verdiği bir okuldur. Osmanlı Devrinin son alimlerinden ders alan, o terbiye ile büyüyen hocalar vardır. Nurettin Topçu gibi bir deha oradadır mesela. Ömer Nasuhi Bilmen, Hasan Basri Çantay, Ahmet Davutoğlu gibi devrinin üstad(t)ları oradadır. Bunların kimi Osmanlının son yıllarında talebedir bir kısmı da talebenin talebesidir.
İlim Yayma Cemiyetini kuran Avukat Yusuf Türel merhumun her karşılaştığı İmam Hatipli veya İmam Hatipli olmayan öğrencilere; “sizler gelecekte büyük, çok büyük adamlar olacaksınız” diyerek onları ateşlediği yıllar...
Türkiye’de İslami hassasiyeti yüksek orta sınıfın yeni yeni teşekkül ettiği yıllar!
Henüz Şule Yüksel Şenler merhumenin daha çizmelerini giyip Anadolu’ya çıkmadığı, Türkiye’de İslami şuurlanmanın “Nurcular ve Süleymancılar” kategorisini aşıp başka bir isimle anılmaya başlamadığı yıllar...
MTTB başka grupların kontrolünde… Milli Görüş hareketi henüz başlamamış!
•
Aşağıda anlatacağım hatıratı o yılların İmam Hatip öğrencisi olan Adil Bayram ve Avukat Feyzi Yavuz’dan dinledim.
İstanbul İmam Hatip Okuluna derse gelen hocalardan biri de Horhor’daki Kızıl Minare Camii İmam Hatibi merhum Mahmut Bayram’dır.
Ücretli derse gelmektedirler.
O kadar samimi, içten, fedakâr hocalardır ki onlar; Anadolu’nun bozkırında yakılmış bir mumun alevleri sönmesin!
Bu alev ateş olacak ve tüm Anadolu’yu aydınlatacak...
Kor olup ısıtacak.
Nur olup füyûzatıyla nurlandıracak diye iki ellerini alevlerin kenarlarına üşüştüren çoban gibidirler.
Kemalizm’in sert ve acımasız esen rüzgârlarına karşı korumak için.
Alevler titremesin diye…
Bu öğrencilerin içine bilahare Recep Tayyip Erdoğan da katılır.
“Su, su… soğuk su…” diyerek su sattığı, belki buz sattığı Kasımpaşa’daki mütevazı mahallesinden İmam Hatip Okuluna gelmiştir.
O günün İstanbul’unda ailelerin, devletin sağladığı sosyal devlet ulúfelerinin neredeyse yokluğuna karşı komşu dayanışması ile ayakta durduğu yıllar.
1965 yılında başladığı İmam Hatip Okulunda orta kısmının ikinci sınıfında iken sınıflarında bir konuda hoca ile öğrenciler arasında bir müzakere olur. Müzakerede hoca olayı başka değerlendirmekte, öğrenciler farklı değerlendirmektedir. Müzakere sonunda tüm öğrenciler hocaya katılır veya ikna olurken biri kendi fikrinde ısrar etmektedir: Recep Tayyip Erdoğan…
Çok görmüş, hayat tecrübesi olan ve de kalp gözü açık desek isabet etmiş oluruz; Mahmut Bayram Hoca sınıfa dönerek der ki; “Bu arkadaşınız geleceğin başbakanı olacak. Haberiniz olsun.”
Nereden bildi? Göz oldur ki hakkı göre!...
Nasıl gördü? Yol oldur ki doğru vara!...
Diyelim ki attı da tuttu; attıran var atıp da tutturan var… Ne demişti Hacı Bayram-ı Veli beşikte yatan Fatih için, bizim köse (Ak Şemsettin) değil ama bu beşikteki çocuk Konstantiniyye’yi fethedecek!!!
Ne demişti Bitlisli Mustafa Müştak Dede, Ankara başkent olmazdan yetmiş yıl önce: “Mevayı nazenini kim elf olursa efser; La büt olur o meva İslambol ile hemser…”
Ne demişti Çalıklı Dursun Efendi, Necmettin Erbakan için: “Desanaki dinin yıldızı!...”
Bir söyleten var. Söylenmesi gereken bir söz var. Sır kapısının azıcık açılması gerekiyordu, açtıran var...
Mahmut Bayram Hocaya ve diğer tüm hocalara, hadematı hayır yolunda ter dökenlere, hayır yolunda ayağına diken batanlara, taş değenlere selam olsun. Ölenlere rahmet olsun.
Şair Yüksel Kanar’ın dizeleriyle bizler:
“Düşündüğün gibi söylemek ve inandığını yaşamaksa adı demokrasinin;
Sen daha küçüksün çocuğum,
Ve hep küçük kalacaksın.
Başkası yerken balını,
Sen avucunu yalayacaksın.”
Dediği günlerden bu günlere geldik. Bazen ayaz soğuğunda bazen çöl sıcaklığında terleye titreye geldik.
Hakaretleri yiye yiye; Ya sabır diye diye geldik. Onun için bizler;
Ne Malazgirt’in atlılarını unuturuz ne de bu toprağın kutlularını…
Kimse batıl adına gaza gelmesin.
Gaza geleni “keza” ile başlayan cümlelerle uyarmayı biliriz.
Vesselam.







