--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Prof. Nazım Elmas’a göre Türkiye’de şehirlerin hali

İdris Günaydın
İdris Günaydın
15

 

Prof. Nazım Elmas bir edebiyat profesörü. Giresun’da doğdu, büyüdü, öğretmen oldu ve kendi çabasıyla, dişiyle tırnağıyla kazıyarak akademisyen oldu. Halen Giresun Üniversitesi Tirebolu İletişim Fakültesi Dekanı.

Nazım Bey’in halk nazarında da Hak nazarında da takdiri hak eden birçok tarafı var ki; gençliğinden bu yana hep hayır kurumları kısaca STK’larda usanmadan ve yorulmadan Hak adına uğraş vermesidir.

Yüzlerce öğrencinin hem maddi hem fikri elinden tutmuştur.

Herkes yorulur o yorulmaz, hepimiz usanırız o usanmaz.

Birkaç kez söylemişimdir: Eğer Nazım Bey İstanbul’da yetişen veya İstanbul’da yaşayan biri olsaydı bir Sebahattin Zaim, bir Ayhan Songar gibi adı Anadolu’nun her yanında duyulan hayır öncüsü bir kanaat önderi olurdu.

Giresun küçük yer. Ateş olsanız kendinizi ısıtıyorsunuz ancak.

O kimseden ulufe beklemedi. Haktan başka kimse de onu görüp, “olması gereken yere” münasip görmedi. Yalakaların ve yardakçıların gırla gezdiği bir dünyada yaşıyoruz. Her halimize şükür…

Ak Parti Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta hanfendinin kayınpederi Hacı Mustafa Usta amcamızın cenazesi dolayısıyla taziyeye gittik. Duadan sonra konu açıldı ki; deprem…

Deprem aslında bir sonuç… Asıl üzerinde durulması gereken sebep?!

Sebep ise bizim şehir planlamalarımız ve inşaatlarımızın kalitesi.

Bundan kimse memnun değil ancak dönüştürmek de kolay değil. Hem pahalı hem de çok uzun soluklu ve sosyal yaralar açabilecek bir özelliği var. Evleri yıkacaksın da o kadar insanı nasıl nerede istihdam edeceksin?

TÜRK ŞEHİRLERİ, UÇAKTAN DÖKÜLMÜŞ GİBİ

Türk şehirlerinin yapısı, planlaması üzerine konuşuyorduk: Nazım Elmas yaşadığı bir hatırasını anlattı. Berlin’deki üniversitede üç yıl okutman olarak görev yapıp dönünce Almanya’daki öğrencilerinden bir grup Türkiye’ye gelmişler. Gezi için. Kendisini de ziyaret için Giresun’a gelmişler.

Onlara Giresun’u gezdiriyor. Önce tabii ki Giresun Kalesine çıkıyorlar. Yığma değil, yapma değil; tabii bir kale olan yer, şimdi mesire alanı.

Giresun hakkında merakını gidermek isteyenler için ilk görülecek yer Giresun Kalesidir.

İnsan oradan adeta paçalarını ıslatan Karadeniz’in maviliğini, gözlerini dinleten gökyüzünün mavisel derinliğini, yine insanın görme hassasına yeşillik katan tabiatın yeşilliğini aynı anda görür. Zaten de bir yeşil ortamın içindesinizdir. Bir anda huzur dolar içinize…

Prof. Nazım Elmas’tan dinleyelim gerisini: “Kaleyi gezdiriyorum gençlere... Ramazan’da her akşam iftarı, sahur vaktinde sahuru haber veren topun yanına vardık. Alman gençler topun üzerindeki yazıları okuyunca Alman yapımı olduğunu öğrendiler ve öyle gururlandılar ki! Tabiata baktılar, hayran kaldılar. Şehre baktılar ve dediler ki; Hocam! Bu nasıl bir şehir böyle? Uçaktan dökülmüş gibi!!”

Bu nasıl şehir böyle? Uçaktan dökülmüş gibi!!

Türkiye’deki şehir fotoğrafını bundan daha güzel tasvir edecek bir benzetme var mıdır, bilmiyorum.

“Cuk” diye oturmuş.

Bu tasvir ne Giresun’un tasviridir ne İstanbul’un… Türk şehirleri hep böyle…

Bunun iki sebebi var: Birincisi köyden kente göç… Köyden kente göç, şehire yerleşme konusunda bir sıkıntı oluşturdu. Bu sıkıntıyı aşmak için belediyelerin hazırlıklı olması gerekirdi. Belediyeler ise parasızlıktan ipini kemirir vaziyetteydi tabir yerinde ise. Vatandaş geldi hazine arazilerine gecekondu yaptı. Belediyeye yük olmadı, valiye yük olmadı. Bu da hükümetlerin canına minnetti. Onlara yol yapmadı, yapılarını denetlemedi, logar yapmadı. Yeter ki benden bi şey istemeyin, dedi. Elektriğini, suyunu bağladı. Tüketim artacak para gelecekti.

Sonunda uçaktan düşen şehirler doğdu.

İkincisi ise CHP… Osmanlıyı yıkıp Cumhuriyeti kurduktan sonra 1923/1950 arası kafa yıkama, heykel yapma, on beş milyon kendilerine bağlı genç yaratma peşinde koştular.

Planlı kalkınma sadece İzmir İktisat Kongresinde kaldı. Sadece lafını ettiler lakin ne kalkınmayı bildiler ne de kalkındırmayı becerdiler!

Hatta rahmetli Menderes İstanbul Vatan caddesini geniş bir ölçü ile yaparken “Buraya uçak mı indireceksin?” diye alay ettiler.

Kafaları o kadar basıyordu çünkü. Bugün Kılıçdaroğlu’nunki, İmamoğlu’nunki ne kadar basıyorsa!

Büst ve heykel onların yolu, suyu, şehri…

Taziyesine gittiğimiz Merhum Mustafa Amcanın oğullarından Hüseyin Usta da güzel bir gerçeğe parmak bastı: Sabık Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın’dan naklen: “Kentsel dönüşüm yapalım diyoruz. Binalar yedi katlı. Şehir planına bakıyoruz dört katlı olması gerekiyor. Üzerine üç kat daha yapılmış. Nasıl yapılmış? İmar affı ile kat irtifa hakkı ile başkanın göz yumması ile meclis üyelerinin rüşvet yemesi ile… Neden sayarsan say.

Yedi kat da satılmış. Her katta dört daire olduğunu var sayalım. Kanunen on altı daire olması gerekirken; yedi kat yirmi sekiz daire üzerinden hak sahibi olmuşlar. Arsanın yirmi sekiz ortağı olmuş.

Bu binayı yıksanız dört kat üzerinden yapacaksınız ve on altı kişiye daire verebileceksiniz. Geriye kalan on iki daireyi diğer hak sahiplerine nereden bulup vereceksiniz?

Kim verecek?

Nasıl verecek? Nasıl altından çıkacak?”

ÖYLEYSE!

Uçaktan dökülen şehirlerde yaşamaya devam… Deprem alttan rahat bırakırsa. Vesselam.

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle