--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Namazı bıraktım?!”

İdris Günaydın
İdris Günaydın
11

 

1988 yılıydı. Ankara’da bir okulda öğretmenim. Başörtüsü engeli, zulmü, mücadelesi yoğunlaşarak devam ediyor. Ankara İlahiyatta direniş var. Üniversiteler başörtülü talebeleri derslere almıyor. Ağlayanlar, sızlayanlar ve sızlananlar…

O günün mevkuteleri, müsveddeleri her gün haber üstüne haber, teber üstüne teberler yayıyor. Şeriat gelecek, laiklik gidecek, gericilik hortlayacak, hilafetin gelmesi an meselesi…

Okula yeni bir öğretmen atandı. Bayan ve stajyer… Başı açık. Zaten okulda açık olmak zorunda. Ama bir gün dersimin boşluğunda öğretmenler odasında sohbet ettik. Dediğine göre aslında üniversitede okurken tesettürlü imiş…

Başörtülü imiş. “Başörtümü bıraktım” dedi.

Gayrı ihtiyari ağzımdan kaçırdım: “Kim için örtünüyordun ki?”

Cevap veremedi, sustu. İçimden ben fikir değirmenini döndürmeye devam ettim: “Allah için örtünseydin bırakabilir miydin? Arkadaşlarının veya çevrenin veya sevgilinin veya ailenin etkisiyle örtünüyordun!..”

Askerde çavuş adayları İzmir Bornova’da temmuz sıcağında, çamların arasında ta’lim yapıyoruz. Toz toprak içinde. Tugayda vakit ezanları okunuyordu şûraya kadar. Şûrada Tugay Komutanı değişince yeni gelenin yaptığı ilk iş ezanı susturmak ve camiyi kapatmak oldu.

Biz de çok hinoğluyuz canım! Her yerimizden isyan akıyor! On iki manga askerinden çoğumuz namazımızı kılıyorduk ya, şimdi koğuşun koridorlarında cemaatle kılmaya başladık.

Sırtımızdan ceketimizi çıkarıp seriyoruz ve cemaatle… Akşam, yatsı böyle.

Bir gün ta’lim arasında çam ağacına yaslandık dinleniyoruz. Bir arkadaşımız da teyemmüm etti, toprak üstünde namaz kılıyor. Yanımda benimle dinlenen Ağrılı arkadaş dedi ki; “Ben de namaz kılıyordum, bıraktım…”

-Niçin, diye sordum.

-Şu arkadaş gibi huşu içinde bir kez namaz kılamadım da ondan…

O gün bugün düşünürüm: Bırakmak ne demek? Ne türlü bir kelime?

Parayı ceketimin cebine bıraktım veya kalemleri masaya bıraktım demek gibi değil.

Çalıştığım o fabrikayı bıraktım.

Sigarayı, alkolü bıraktım.

Eşimden boşandım ve onu bıraktım…

Soralım soruları:

-O fabrikaya gitmiyor musun daha?

-Hayır.

Sigara, alkol içmiyor musun daha?

-Hayır.

-Ağanın çiftliğinden ayrıldım diyorsun. Ağayı görmüyor musun daha?

-Hayır.

Eşinle beraber olmuyor musun daha?

-Hayır…

Ya peki; en can alıcı soruyu soralım: Namazı kim için kılıyordun?

-Allah için…

-Bıraktığına göre Allah ile irtibatı kestin demek.

-Kim için örtünüyordun?

-Ee…Allah için.

-Örtüyü bıraktığına göre Allah ile irtibatı kestin demek!

HAYIR KARDEŞİM!

Güçsüz güçlüyü bırakamaz. Güçlü güçsüzü bırakır. Bıraktım diyorsunuz ya; Allah sizi bıraktı.

Allah sizi kendinden uzaklaştırdı.

Çünkü başka sebeplerden ötürü örtünüyordunuz.

Çünkü başka sebeplerden ötürü namaz kılıyordunuz.

Allah size mühlet verdi: İyi düşün, içini aydınlık kıl, ayineni pak eyle. Özünü sağlam tut, niyetini tam yap ve yeniden gel…

Ama bu sefer adam gibi gel…

Bu sefer teslim ol da gel…

Kalemi masaya usturuplu bırakırsın, porseleni rafa usulüyle bırakırsın, elindeki poşeti suhuletle bırakırsın, çocuğun elini parkta yumuşakça bırakırsın; bir şey olmaz.

Arabayı uçurumdan bırakırsın, kendini boşluğa bırakırsın; param parça olursun…

Param parça olmamak için Allah’ın elini yani ipini tut. Tut ve bırakma…

Sen tutabilirsen tut ve kim ne derse desin arkana da bakma.

Allah sana mühlet vermiş, seni bekliyor…

Ama sırtında iki yükün var; biri hayat biri ölüm!

İkisi de senin yükün vesselam!

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle