--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Merhum Lütfi Doğan ve Ak Parti

İdris Günaydın
İdris Günaydın
15

 

“Alimin ölümü alemin ölümü gibidir” hadisi Şerifinden hareketle yazıyorum ki; ülkemiz bir alimini kaybetti.

Gerçek alim ilmiyle amil olandır. Bir amilini kaybetti.

“Edep bir taç imiş Nûr-u Hüdâdan, Onu giyen emin olur tüm beladan.” Ülkemiz bir edep şaheserini kaybetti.

Kendisiyle Ankara’da tanıştım. Daha önce siyaseten tanıyordum lakin vicahen Ankara’da tanışmak nasip oldu.

Merhum, Ankara Balgat’taki Refah Partisi Genel Merkezinin yanında kurulan İSİLAY (İslami İlimleri araştırma ve yayma Vakfı)’na gelir, Refah Partisi Genel Merkezi ile İSİLAY arasında vakit geçirirdi.

Boş durmazdı tabi. İSİLAY’da Ai Küçüker hoca ile Milli Gazete’nin abonelerine hediye olarak dağıttığı “Cihad” adlı kitabın çalışmalarını yaparlardı. İlgili ayet ve hadisleri onlar bulur, konu başlıklarına göre tanzim ederler, bana da fasiküller vererek Türkçe yazım uygunluğunu gözden geçirmemi isterlerdi.

Lütfi Doğan Hoca birini eleştirirken bile yüzü kızaran bir edebe sahipti.

Bazen Ali Küçüker hocayla medrese usulü okudukları Arapça metin ve paragrafları karşılıklı hatırlarlardı. Sarf-Nahiv dediğimiz o Arapça metinleri ezbere dakikalarca birbirlerine müzakere ederlerdi..

Davaya sadakati son derece sağlam, merhum Erbakan Hocamıza bağlılığı ise mükemmeldi.

Bir gün yine kitaptaki konular üzerinde müzakere ediyorduk ki; partiden Erbakan Hocanın toplantıya çağırdığı haberi verildi. Lütfi Doğan Hocanın ok gibi yerinden fırladığına şahidim.

Ben Ankara Balgat Ortaokulunda öğretmenliğim yanında İSİLAY, Refah Partisi Genel Merkezi arasında da vakit geçirir, bana bir iş düşerse yapmaya çalışırdım.

Ankara’dan 1990 yılında tayinimi Giresun’a aldırmak istediğimi duyunca rahmetli ısrar etti. Ankara’dan ayrılmamı istemedi. Aynı zamanda ODTÜ Camiinde Cuma Vaazları veriyordum. “Bırakma kürsüyü” dedi. Ama ben gelmek zorundaydım. Şartlar beni zorluyordu.

Giresun’a tayinim çıktıktan sonra da bana haber gönderdi. Ankara’ya dönmemi istedi. Ama istemedim.

Doğru mu yanlış mı yaptım; bilmiyorum.

Bundan bir ay kadar önce Ankara’da kızının telini bulabildim. Aradım, hasta olduğunu, telefonlara zor bakabildiğini söyledi. Mümkünse görüştürün dedim ama dönmedi. Belki de dönemedi.

2004’te bir vesile ile Ankara’ya gitmiştim. Ziyaret ettim. Biraz hasret giderdikten sonra yeni hükümeti ve Tayyip Erdoğan’ı sordum. Az çok tahmin ediyordum tavrını. Çünkü hayırlı olan her faaliyete olumlu bakıyordu. Şöyle dedi: “İnşallah bu kardeşlerimiz çok hayırlı hizmetler yapacaklar.” Bunu söylerken sağ elini iki kez kaldırdı indirdi.

O Lütfi Doğan ki; Necmettin Erbakan’ın yanından ayrılmıyordu. Hocanın da neler düşündüğünü elbette özel toplantılarında konuşuyorlardı.

O Erbakan ki; 1994’te bana Hasan Mezarcı için; “Hasan Mezarcı yanlış bir şey söylemiyor ki! ‘Cumhuriyet devrinin bir bölümünde alimler haksız yere asılmışlar, ceza almışlar. Bu araştırılsın. Haksızlık yapılanların itibarı iade edilsin’ diyor”, dedi.

Bunu daha önce de yazdım. Fakat Saadet Partili kardeşler illa ki Erbakan Hocamızı, Tayyip Erdoğan düşmanı yapmaya çalışıyorlar.

Bu yazdıklarımı asla kabul etmezler.

Lütfi Doğan Hoca daima güler yüzlü bir insandı. İlim olarak yeri doldurulabilir fakat tevazu, edep, ahlak cihetiyle zor doldurulabilir bir insandı.

Bir keresinde partinin bir iftar yemeğinde davetlilerin bir kısmı önceden gelmişlerdi. Bunlar içinde Hocanın tanıdığı alimler yanında Milli Selamet Partisi eski vekil ve senatörleri de vardı. Ben de naçizane müsait olduğu için onların masasına yakın bir yere oturmuştum.

Masaya oturduğumda hazirûndan biri masanın diğer misafirlerine Roger Garaudy’nin “İslam’ın Vadettikleri” adlı kitabından bahsediyor, oradaki tespitleri söylüyordu. Masanın diğer misafirlerinin hiçbiri Garaudy’yi okumamışlardı. Hâlbuki o kitap yayınlanalı çok olmuştu.

Hepsi de hayretler içindeydi Garaudy’nin tespitleri karşısında.

Aradan birkaç gün geçmişti ki; İSİLAY’da Lütfi Doğan Hocaya o kitaptan ve Garaudy’nin o günlerde yeni okuduğum “Entegrizm” kitabından bahsettim. Hayretler içinde kalarak o kitabı yani “İslam’ın Vadettikleri”ni okuyacağını söyledi.

Okumuş. Çok etkilenmiş. Bazı sorular sordum. Mesela “Garaudy bizim Ehl-i Sünnet inancımızla çelişen fikir ve inançlara sahip. Kitapta da yer yer bunlar var. Bu durum karşısında nasıl duruş sergilemeliyiz?” soruma “ O kadar… Hemen her şeyi bekleyemeyiz ki. Belki zamanla!” dedi.

Yani o kadar olur demek istedi.

Onlar, Milli Görüş hareketinin çilesini çeken, mücahidi insanlardı. Müslümanların siyasi hayatı ve tecrübesi onlar sayesinde oldu. Yeni gelenler muhasebe yapmak istediklerinde geçmişi yani 1969’dan beri süregelmekte olan siyasi hareketi incelediler. Arkaya yığınağı Milli Görüş hareketiyle yaptılar. Mevziyi Lütfi Doğan ve arkadaşlarıyla güçlendirdiler. Yani onların müktesebatıyla…

Onlar, Milli Görüşün Türkiye tarihinin “sâbikun”ları idi.

Eğer bu hareket olmasaydı dindarların varlığı sandık başındaki oylardan ibaret olacaktı.  

Rabbim rahmeti ve merhametiyle serefraz eylesin. Milletimizi onlara layık eylesin. Vesselam. 

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle