Kızlarından uzakta duran anneler!
“Bunlar benim kızım” dedi.
“İkisi de mi?” diye sordum?
“Evet” dedi.
“Gerçekten çok acı, dedim; üzüldüm doğrusu.”
“Pardon, anlayamadım beyefendi! Niçin üzüldünüz?”
Avukatmış. Mesture bir bayan. Kızının biri de avukat olmuş. Diğeri eczacılık okuyormuş.
Kızlarının ikisi de başı açık. Başı açık olduğu gibi dizinden dört parmak yukarıda eteği. Yakası da öyle böyle…
Kadın partimizin kadın kollarında. Gülerek söyledi son soruya kadar her şeyi. Son soruyu sorarken biraz yüzüne gölge düştü.
Fakat manalı manalı bakmaya devam ediyor. Yani benden sorduğu sorunun cevabını bekliyor.
“İkinizden biri yalan söylüyor,” dedim. “Hanginiz bilmiyorum.”
“Ne demek bu?” diye sordu. “Söylediklerinizden hiçbir şey anlamadım!”
“Eh, söylemek vacip oldu. Söyleyeyim bari” dedim.
Kadın da kızlar da dikkatle bana bakıyorlar. Aslında beni hiç muhatap almayacaklar, hiç dinlemeyecekler ya; sorular ve sözler çarptı anneyi.
Dedim ki; (anneye bakarak):Size niçin örtülüsünüz diye sorsam “Allah emrettiği için” diyeceksiniz muhtemelen.
Kızlarınıza sorsam niçin böylesiniz? Onlar da “Allah’ın emri” diyecekler.
“Allah anneye başka kızına başka mı emir veriyor? Bu olamaz. Öyleyse ikinizden biri yalan söylüyor!”
Kadın: “Kızlarım durumları için (Allah’ın emri,) demezler…”
Bunu söylerken gülümseyerek ama acı acı gülümseyerek kızlarına baktı.
“Öyleyse onlar (şeytan emrettiği için) diyecekler, dedim. Böyle derler mi?”
“Bilmem” dedi, anne.
Dedim ki; “bir anne ile kızı arasındaki mesafe bu kadar uzak mı? Kendi kızını şeytanın zorbalığından, istilasından, emperyal işgalinden, sömürüsünden kurtaramayan; yer altı ve yer üstü (örtü altı ve örtü üstü) mahremiyetlerini alem füruş olmaktan kurtaramayan bir anne, siyaseten neyin mücadelesini yapıyor ki; elinin altındaki kızını şeytanın işgalinden ve istilasından kurtaramayan ülkeyi hangi kıstaslarla işgalden, istiladan, kültür erozyonundan kurtaracak?
“Haklısınız beyefendi dedi. Gençlik işte. Söz dinletemedik!”
Evet, dinletemediniz. İlkokul öğretmeni zihinlerine şeytanın oklarını saplarken, öğretmen değiştirmek başarısına gölge düşürür deyip başka öğretmen aramadınız!
İmam Hatip Okulu da neymiş deyip, sanki oradakilerin başları örtülü mü diyerek oraya vermediniz.
Yaz Kur’an Kurslarına, “çocuğum çok akıllı. Yorucu bir eğitim yılından sonra dinlensin” dediniz. Öğrenirler besbelli sureleri, duaları… diyerek tatile gittiniz.
Ortaokulda ve lisede arkadaşı kızınızı kendine benzetirken arkadaşından ayrılmasın, dediniz. Çocuk bunalıma girer.
Üniversite bitirme merasiminde başındaki zangoç kepine ve bir karış dizden yukarıda eteğine karşı çıkmadınız. Bugün de böyle geçsin, “dünyanın sonu değil ya” dediniz.
Kızınız denize gitti öyle, baloya gitti böyle; “gençtir, gelir geçer” dediniz.
Peki hanfendi! Şeytan ağırdan ağırdan çocuğunuzu işgal ederken, küfür inceden inceden kendine benzetirken siz hangi kitapla, hangi peygamberle, hangi din ile teselli ettiniz kendinizi?
Siz üniversitede merhume Şule Yüksel Şenler gibi giyinme mücadelesi verdiniz madem de sonunda kızlarınızı sizi üniversitede ikna odalarına atan ve aklınızla alay eden Nur Serter’e hangi gerekçeyle benzettiniz?
Neyin mücadelesini verdiniz?
Yoksa o zaman yanlış mı yapmıştınız? Arkadaş hatırından mı başınızı açamıyorsunuz?
Hiç itiraz etmeden dinledi. Elindeki gazete mi dergi mi bilmem; sopa gibi dürüp büktükten sonra sol avucunun içine vurdu birkaç kez…Sonra da sağ çizmesinin üzerine…
Kızlar uzaklaştı ama o gidemedi. Kalkar gibi yaptı sonra tekrar oturdu.
Biliyorum, sözlerim ağırına gitti. Belki ağlayabilirdi bile. Çünkü, sözlerime hak vermek ile olanlardan bizar olmak arasında bir duyguda idi.
Daha üstelemedim.
Belki üzdüm seni, dedim. Ama biliyorum ki sen de benim kadar üzgünsün.
Şimdi kendi kendime konuşuyorum: Bu kadar, evi içinde başarısız ve beceriksiz olan, çocuğuyla bir dil oluşturup iletişim kuramayan siyasete niçin giriyor ki?
Onlar ki laf ile verirler dünyaya nizamat,
Binlerce teseyyüp bulunur hanelerinde…
Ne?
Avukatım, doktorum, mühendisim… Bürokratım, müdürüm, müteahhitim…
Çok güzel meziyetler bunlar lakin meziyet eziyet mi doğuruyor, marifet mi? Bunun önemi yok mu?
Yok mu ey ehli irfan? Vesselam.







