Kendimle hasbihal
Yolu, okulu, suyu, elektriği olmayan bir orman köyünde doğdum. İlkokulu kah komşu köyde kah bilahare köyümde onun bunun metruk odasında geçici olarak açılan okullarda bitirdim. İlkokulu yedi öğretmende okudum.
Daha sonra İmam Hatip Okuluna gittim. Okul inşaat halindeydi. Biz inşaat asansörünün gürültüsü ile kum, çakıl, kireç kaymağı ve inşaat takozlarının arasında okuduk.
Üniversiteye başladığımda Samsun’da resmen okul var lakin bina yoktu. Samsun’a yapılmakta olan Kız İmam Hatip Lisesi binasında geçici olarak okuyorduk. Yağmur yağdığında bina dışarıdan su alıyor, sınıflar doluyordu. Kalorifer tesisi yapılmamıştı. Yeni sarılıyordu borular. Kantin katının bir yanı İzocam yığınlarıyla doluydu.
Sınıflarımız soğuktu. Soba tertibatı yoktu.
Müdürümüz bile kendi odasındaki elektrikli sobayı yakmıyordu; buna defaatle şahidiz; öğrencilerim soğukta ben sıcakta olamam diye.
Tüm öğretmenlerimiz kalın giyer okula öyle gelirlerdi.
İlk öğretmen tayinim Ankara Balgat Ortaokuluna oldu. 63.000 TL maaş alıyordum, 30.000 TL ev kirası veriyordum. Yıl 1986…
Lakin bakkala, manava, kasaba kuruş borcumuz olmadan yaşardık. Çünkü lüzumsuz masrafımız yoktu.
Hep Allah’a hamd ettik, şükrettik. Hiç devletimize asi gelmedik. Biz Milli Görüşü tercih edenlerdik lakin iktidarda hep başkaları oldu. Eleştirdiysek yöneticiyi eleştirdik ama devletimizi hiç eleştirmedik.
Bir kez olsun askerle, polisle karşı karşıya gelecek şekilde sesimizi yükseltmedik.
Şimdi emekli öğretmenim. Allah’a hamd olsun. O dağ yollarından, keçi yollarından, boyumla kar yığınlarının arasından, bir elimde bir dal odun, öbüründe kitaplarım; elde eldiven yok, ayakta çurçil lastiğinden başka ayakkabı yok; gidip geldiğim bu yollardan beni öğretmenlik makamına çıkaran Rabbime hamd olsun. Devletime sonsuz saygım olsun.
Şimdi yazı yazıyorum sosyal medyada ve Yeni Akit gazetesinde. Yorumcular yazıyorlar; öyle laf söyleyen var ki; sanırsın Medine Fukarası.
Dün akşam alışveriş için markete gittim. Biri Türkiye’nin her yanında yaygın, neredeyse her iki binadan birinin altında şubesi olan, diğeri de Giresunlu bir işadamı kardeşimizin açtığı, ürünleri birinciye göre daha pahalı olan markete girdim.
Ucuz olan da kasanın yanında üç kişi vardı. Ben dördüncü.
Pahalı olanda üç kasa da kuyruk, kuyruk…
Şükür eksik, hamd eksik…
Evet, durumu benden aşağıda olan da var, yukarıda olan da…
Ben öğretmenlikten emekliyim. Bir emekli mühendis daha çok alıyor, alacak. Ben de çok okusaydım da mühendis, hukukçu, tıp’çı olsaydım! Bu hükümetlerin suçu mu?
Benden daha az alan Bağ-Kur veya SGK emeklisidir.
Olabilir. Bağ-Kur’luysa, SGK’lıysa ticaretten köşeyi dönmüştür. Dönmediyse kazandığını orada burada yemiştir. Özgürlük var. Kimseye bir şey diyemeyiz.
Ama finodan doğup ben niye at olamadım, attan doğup ben niye zürafa olamadım demenin anlamı yok.
Herkes kendi miktarınca…
Yazar olmak insanlardan ayrıcalıklı olmak değildir lakin yazabilmek için sürekli okumak, araştırmak ve düşünmek gerekir.
Şurada yazı yazmaya başlayalı birkaç ay oldu. Ama sürekli zihni faaliyette bulunmak zorundayım.
Bulunuyorum.
Tabii ki bir dünya görüşüm ve hayat tarzım var. Siyasi görüşüm de. İkide bir durup yazdığımla, kalemimle alay edenlere söylüyorum. Şeyh Galip ne güzel söylemiş:
“Zannetme ki şöyle böyle bir söz,
Haydi sen de söyle böyle bir söz.”
Siz de yazın. Bir makale bütünlüğü içinde yazın. Okuyalım. Her düşünce bir fikre dönüşürse sonunda daha iyiyi bulmamıza yardımcı olur.
Yazar olmak yazım kurallarına uygun yazmak demek değildir sadece. Yazınızda farklı bir pencere açmak demektir. O da düşünmeyi farz kılar.
Rabbimiz onun için: “Akıl etmez misiniz? (Saffat 138)” diyerek elde mevcut bilgi, fikir, inşa, icat, yaratılmış olan her şeyi akıl terazisinden geçirmez misiniz diye sorar.
“Efela tezekkerun: Hiç kıyaslamaz mısınız? (Nahl 17)” diyerek müzakere etmiyor musunuz, karşılaştırmıyor musunuz diye sorar.
Akıl etmek ile kıyaslamak fiilinden tefekkür oluşur. Bu da tüm Müslümanım diyenin yapması gereken bir fiildir.
Başkasının yazdıklarını, düşündüklerini, ürettiklerini ceffel kalem silmek yerine düşünce inşaatına bir tuğla da sen koysan iyi edersin aziz okuyucu. Vesselam.







