Kader konusunda hocaların sözlerinden örnekler
Bazı hoca olduklarını söyleyen veya hoca olduğu, şeyh (şıh) olduğu iddia edilen zatların videolarını dinliyorum.
Bir hoca efendi konuşuyor: “Bismillahirrahmanirrahim: İnna külle şey’in halagnahü bi gader: Şüphesiz biz her şeyi bir kadere göre yarattık. (Kamer Suresi/49.) diyor.
Buradaki “kader” kelimesinin ‘Kadere iman’ konusundaki kader ile ilgisi; Kader “ölçü” anlamındadır. Çünkü kadere iman konusundaki kader Allah’ın olacakları önceden bilmesi ve bu bilgiyi bir yere Levhi Mahfuz’a yazması orada muhafaza etmesidir.. Ölçü yani kader, orada yazılı olanların hiç şaşmadan, sekteye uğramadan, dengesizliğe düşmeden, unutulmadan zamanı gelince gerçekleşmesidir.
“Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık. Yani her şeyin bir ölçüde olması için bir yere yazdık ve hiçbir sekteye uğramadan, tam bir düzene, ölçüye göre o gerçekleşiyor” demektir.
Hoca efendi bunu böyle izah etmiyor da sadece ayeti okuyup bakın burada kadere iman var diyor ki eksiktir.
Bir başka ayeti okuyup: “Veleneblüvenneküm bi şey’in minel havfi vel cûi, ve negsın minel emvali, ve’l enfüsi vessemerat. Ve beşşirissabirin: Sizi biraz korku, açlık, mallarınızı, canlarınızı, ürünlerinizi eksiltmekle sınarız. Sabredenlere müjdele.” (Bakara Suresi 155) bu ayeti okuduktan sonra hoca efendi ayette kastedilen korkutma, aç bırakma, malların bir kısmını yok etme yani kısmi iflas, öldürme gibi olayların Allah tarafından kulunu imtihan için başına getirildiğini söylüyor. Getirenin de Allah olduğunu. Yani Allah’ın böyle istediğini…
Eğer böyle olsa kul Allah’a: “Ya Rab! Senin adaletin ve merhametin, çalışanın karşılığını vereceğine dair va’din nerede kaldı? Beni aç bıraktın? Ne umdun beni aç bırakmaktan? Ben namazımı kılar, ibadetimi yapar olduğum halde… Şu dinsiz imansız veya isyankâr günahkâr veya ibadetsiz abdestsiz sürekli zenginleştiği halde; sürekli huzuru ve rahatı arttığı halde?”
Böyle sorsa; bu kişiye cevaben: “Öyle ama bekle… O zengin de yarın beter bir cezaya uğrar veya öbür dünyada bunun cezasını fazlasıyla öder” demek, soruyu soranı tatmin eder mi? İkna eder mi? Döktüğü alın terini, çocuğunun acısını telafi eder mi?
Hayır.
Öyleyse bu ayetin izahı böyle olamaz. Yani kader bağlamında böyle olamaz. Peki, nedir cevabı:
“İnsan kendi elleriyle ve kendi kusuruyla, ihmaliyle veya birinin ona musallat olmasıyla açlık, korku, ölüm veya ürünlerinin eksilmesi gibi musibetlerle karşılaşmıştır. Bu durumlar ya o musibetlere uğrayanın kendi hür ve cüz’i iradesiyle yaptığı hataların sonucudur ya da kendi aklına çok güvenerek yaptığı hataların sonucu. Veya bir de karşısında ona bu zararları kasten veren kişinin düşmanlığı sonucu…
Kendisine düşmanlık yapanın yaptıkları sonucu ise ma’dur adam mahkemeye giderek hakkını alır.
Kendi iradesi ve kendi tercihi yüzünden zarara ve acıya uğramışsa bunun da ceremesini zaten ödemiştir.
Her hâlükarda bu insanın başına kendisinden veya kötü komşusundan kaynaklanan bu belalar gelmiştir. Allah bu durumu önceden bilmektedir. Levhi Mahfuz’a yazmaktadır. Kendisinin: “Hele dur! Seni biraz korkutayım da… bir sevdiğini öldüreyim de… mallarının yarısını alıp sele vereyim de… Seni böyle bir imtihana tabi tutayım da deneyeyim. Ama sen bunlar karşısında çok acı çekersin. Sabret hele sabret. Kazançlı çıkacaksın” demez. Aksine: “Kulum! Başına kendi tercihlerinden kaynaklı veya kötü niyetli komşularından kaynaklı bazı müessif olaylar geldi. Bu olayları isteyen sizsiniz. Yaratan benim. Çünkü benden başka kimsenin yaratmaya gücü yetmez. Sen yanlış tercihte bulundun diye seni kulluğumdan kovacak değilim. Bunu bir dayanıklılık testi, bir imtihan sayalım. Sabredersen müjde veriyorum sana, sen kazanacaksın” şeklinde anlamak gerekir.
Kader ve deprem konusunda bir de hoca olduğu söylenen biri: Depremi önledim. Manisa’ya gelecekken falan yere gönderdim, gibi yüzüne tükürülecek açıklamalarda bulunuyor ve haşa Allah’ı, ne yapacağı konusunda tereddüt eden ve kendisinden destek alan durumuna düşürüyor.
Bre lüzumsuz! Manisa’dan kaldırmaya gücün yetiyorsa okyanusa göndersen ya; öbür vilayetteki insan değil mi?
Sen Allah mısın haşa?
Bir de bir başka mecnun: “Deprem üç kez geldi ve senin emrindeyim dedi. Allah bize depremi gönderdi ve bana danışmasını söyledi. Bize zuhuratta böyle gösterildi…” gibi abuk sabuk şeyler söylüyor. Halbuki siz zuhuratta bi şey görmediniz. Ya halüsinasyondu gördüğünüz ya da fücurattı!
DEPREMLERİN BİR DAHA OLMAMASI
İNSANLIĞIN HAYRINA MI?
Depremlerin bir daha olmaması insanlığın ve dünyanın hayrına değildir. Bütün tabii olaylar insanlığın ve tabiatın hayrınadır. Yani Allah’ın yarattığı her olayda varlıklar için hayır vardır.
İnsanlığın kendi yaptıkları hatalarda ise insanlık için şer vardır.
Mesela atom bombasının atıldığı yerler, ister test için ister savaş maksadıyla olsun, o bölgeyi felç eder.
Depremlerin hiç olmayacak olması son saatin yani kıyametin yaklaşması demektir. Çünkü biriken gazı boşalmayan dünya, sonunda biriken gazlarla öyle patlar ki; bu elli şiddetinde veya daha büyük bir yıkıma ve dünyanın parçalanmasına sebep olur.
Allah kulunun hatırı için Adetullahını değiştirmez. Değişmesi gereken kulun yanlış alışkanlık ve adetleridir.
Vesselam.







