İnsanlığın kırılma noktaları
İnsanlık tarihinde çeşitli kırılma noktaları vardır. Bunlar ya savaş ya tufan ya da af olarak insanlığın kırılma noktalarını teşkil eder.
Bunlardan bizi ilgilendiren “af kırılma” noktalarına değinmek istiyorum.
Yusuf Peygamber, daha çocuk iken kardeşleri tarafından yerildi. Kıskanıldı. Kuyuya atıldı. Sonra da kuyudan çıkarılıp Mısır’a gitmekte olan bir kervana satıldı.
Küçük yaşta yaşadığı bu travmaları elbette bir çocuk, öfkesini biriktire biriktire, sıkıştıra sıkıştıra, bileye bileye büyütür.
Gün olur, eline fırsat geçerse misliyle intikamını alır. İntikam alınanlar bile “hak etmiştik” derler.
Ama o Yusuf gün geldi kardeşlerini af etti. “Haydin gidin. Bugün size bir intikam yoktur, kınama yoktur.”
Hz. Peygamber Mekke’den uzaklaştırıldı. Yetim bir çocuk iken ve hamisi olan dedesi ile amcası ölmüşken kovuldu. Medine’ye yerleşti. Medine yıllarının daha ikinci yılında Mekkelilerle savaşmak zorunda kaldı. 300 kişi toplayabildi. Karşısında 1000 kişilik bir ordu vardı. Hz. Peygamber azatlı köleleri, fakirleri, garibanları toplayabilmişti. Fakirler en çok evlerini, çocuklarını düşünür. Mekkeliler ise kendi ifadeleriyle ekabirleri, soyluları, savaşçıları toplamışlardı. Lakin, Müslümanlar dinlerini, Müşrikler mallarını ve soylarını yüceltme uğruna savaşıyorlardı.
Netice;300 kişi 1000 kişiyi darma-duman etmiş, birçok kişiyi de esir almıştı.
Şimdi tam kündeye getirme anıydı. “Tüm esirleri kılıçtan geçirin. Anlasınlar Müslümanların ne demek olduklarını. Namımız Kızıldeniz’den Altaylara kadar duyulsun.”
Öyle olmadı.
Hz. Peygamber: “Okuma yazma bilenler onar çocuğa okuma yazma öğretsin de serbest kalsın.
İmkânı olanlar fidye versin de serbest kalsın.
İmkânı da olmayanlar tarafımızdan af ediyoruz. Serbesttir.” dedi.
Bu insanlığın bir başka kırılma noktasıydı.
Mekke fethedildi. Hz. Peygamberi yurdundan kovup türlü eza cefa yapanlar, amcasını öldürenler, Mekkeli diğer Müslümanları Medine’ye göçe zorlayanlar hesap vermeliydi. Tarihin akışında böyle şeyler sayısız defa olmuştu ve normal hale gelmişti.
Aksini düşünmek gülünç bile sayılabilirdi.
Hz. Peygamber “Ben de bugün sizlere kardeşim Yusuf’un dediği gibi diyorum. Af edildiniz” diyerek insanlığın katran vicdanını, inatlaşan egosunu ve doymaz arzusunu bir defa daha kırdı.
Dünyanın ahvaline şöyle bir bakalım: Dünya, nüfusu on iken de on bin iken de, bir milyar iken de, sekiz milyar iken de insanlara dar geliyor. Hâlbuki; dünya dar gelmiyor. Nüfus seksen milyar olsa da dünya bunu besler lakin iki şey dünyaya sığmıyor: İnsanın hayalleri ve emelleri…
Emeller ve hayaller dünyadan büyük. Emel, yani arzu…
Bu, dünyaya sığmayan arzudur Adem Peygamberin oğullarını birbirine düşüren. O arzudur bugüne kadar kan akmasına sebep olan.
İnsanlık medenileştiğini sandıkça vahşileşmektedir aslında.
Tarih boyunca savaşlar şehirlerden uzakta boş meydanlarda olurdu. Çocuk, kadın, yaşlı, ekin, hayvan telef edilmezdi. Şayet galip gelen ordu şehirleri, köyleri basar ve masumları öldürürse “barbar” sıfatıyla anılarak tarihe geçerdi.
Genelde galip ile mağlup meydanda üleşir ve dağılırdı.
İnsanlık modern silahlara sahip olurken modernlik denilen bir kavramın içine sarmalandı. Modern hayat da böyle ortaya çıktı. Ama hepsi birden vahşiliği ve barbarlığı doğurdu. Birinci ve İkinci Dünya Savaşında yüz elli milyon insan bu sebeple öldürüldü. Bunların bir kısmı askerdi. Kalan masum sivillerdi.
İnsanlığın emelleri dünyadan daha yukarılara uzamıştı.
Bugün de dünya bir başka kırılma noktasını yaşıyor Gazze’de. Hamaslı Mücahitler, sayıca çok azınlıkta olmalarına, silahça çok ilkele, stratejik olarak çok namüsait bir alana ve şartlara sahip olmalarına rağmen, esir takasındaki tutumlarıyla insanlığın kör gözlerindeki, demir vicdanlarındaki habaseti (mikrobu) kırdı.
İslam’ın, hakkaniyetin, adaletin ne kadar asil olduğunu gösterdi. Tüm dünyaya adeta o imkansızlıklar içinden, o vahşi hakaretler arasından, siyah bomba bulutları altından, pırıl pırıl parlayan dişleri ve gülüşleriyle bir gülümseyen kare gösterdi.
İnsanlığın ruh ve gönül dünyasında bir “rişe-i ümit: umut güneşi” doğdu.
Bu kırılma noktası katranlaşmış sineleri kıracak; göreceksiniz.
Taşlaşmış vicdanları yaracak; göreceksiniz.
Bir gülüş bin meyve verecek; göreceksiniz.
Daha şimdiden şahit olmuyor muyuz ayyuka çıkan iniltilere doğudan ve batıdan?
Binlerce Kur’an siparişleri veriliyor ülkelerden, bölgelerden…
Allah’u a’lem; insanlık bu defa yerin altından fetholmasın?! Vesselam.







