--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İki Giresun Valisi.. Birincisi

İdris Günaydın
İdris Günaydın
9

 

Tarihi tahmin edin! Yazının bu kısmının bir senaryo mu yoksa gerçek mi olabileceğine de siz karar verin!

İl Müftülüğü o yıl hafız olmuş beş hafızın icazet merasimini yapacaktı. Müftü Bey yardımcısını, şefi, murakıbı topladı.

Ne zaman yapalım?

Nerede yapalım?

Nasıl yapalım?

Tarih belirlendi. Bir pazar günü yapılacaktı. Halk, pazar günleri daha rahat oluyordu. Esnafın iş yeri kapalı, memur ve bürokrasi hafta sonu tatilinde…

Güzel.

Cami icazet merasimi için en uygun yerdi. En büyük cami bu işe uygundu. En büyük cami?! 

En büyüğü, küçüğü, hepsi; Sultan Abdülhamit zamanında onarılan ve yüz seneye yakın ömrü olan camilerdi. En uygunu Hacı Mikdat (Doğrusu Mithat) Camiinde icazet yapılacaktı.

Kadınlara üst kat tahsis edilecek, alt katta ve dış avluda erkekler…

Nasıl yapılacaktı? 

Kur’an’la başlanacak, hafızlar davet edilecek, hafızlar normal kıyafetleriyle halka halinde oturacaklar, konuşmalar yapılacak… Hafızlar adına bir hafız ‘aşır’ okuyacak ve beş hafıza da sarık giydirme töreni yapılacaktı.

Müftü yardımcısına ikramların bedelini ayni veya nakdi olarak halktan toplama görevi verildi.

Şef, gelen misafirleri ağırlama, uğurlama…

Murakıp organizasyonu takip ve halka duyurma.

Bir sıkıntı vardı. O da Vali? Valinin çağırılması gerekiyordu. İl de yapılan her faaliyetten haberdar olmalıydı. Zaten izin de alınması gerekiyordu. Valiyi kim çağıracaktı?

Nasıl çağıracaktı?

Giresun’un ileri gelen bürokratları ve işadamlarına verilmek üzere özel davetiye bastırıldı. O davetiyeleri dağıtma işi murakıbındı lakin valiyi müftünün davet etmesi gerekiyordu.

Müftü, merasimin olacağı haftanın çarşamba günü davetiyeyi aldı. Valiye çıktı. İcazet Merasimine davet ediyorum sayın valim diyerek davetiyeyi masaya bıraktı.

Vali, daha eline almadan sormaya başladı:

-İcazet ne demek?

-Diploma sayın valim?

-Niçin diploma demiyorsunuz? Burada bir art niyet var… Osmanlıca kelimeleri hatırda tutarak diriltmeye çalışıyorsunuz!

-Estağfirullah! Öyle gelenek olmuş sayın valim!

-Tamam. Çıkabilirsiniz. Düşüneceğim.

Vali her gün düşündü. Gitmeli miydi? Camiye girmeli miydi? Hafızların ellerine elini değdirmeli miydi?

Cuma günü özel kalemini çağırdı. Sordu: -Sen hiç camiye girdin mi?

-Evet sayın valim.

-Camiye girerken çorap da çıkarılıyor mu?

-Hayır valim.

-Çorap mı koklayacağız camide? Bu nasıl iş?!

Merasim günü vali makam aracıyla geldi. Çorabını çıkarmadan, abdestsiz şekilde camiye girdi. Mihrabın yanında kendisi için tahsis edilmiş olan sandalyeye oturdu. Biraz merasimi izledi. Konuşmalar faslında kendisi kürsüye çağırıldığı halde çıkmadı. Yere de oturmadı. Mikrofonu eline aldı ve ayakta:

“Giresunlular! Hafızlığın ne amaçla ve ne gereksinmeyle yapıldığını bilmiyorum doğrusu! Nasıl yapıldığını da bilmiyorum doğrusu! Benim bildiğim meşhur hafızlar Sadettin Kaynak, Hafız Burhan… Bunlar da Atatürk’ün emrinden çıkmazlardı. Ülkemiz gericilerden çok çekti. Gericilikten de çok çekti. Menemen de sarhoş Mehmet, Şeriatı getireceğim diye aydınlığın temsilcisi Öğretmen Kubilay’ı şehit etti. Ülkemizde gericiliğe, dini siyasete alet etmeye geçit verilmeyecektir…

Böyle hafızlık diploma törenleri yılda bir kez ancak yapılabilecektir. Her ay her bayramda hafızlık töreni yapmaya, milleti meşgul etmeye gerek yok. 

Sonra bu hafızlar okula gidip okumalıdırlar. Sadece Kuran ezberlemekle bu iş olmaz. Özellikle Devrim Tarihini ve irticanın nasıl fırsat kolladığını bilmelidirler.

Bu vesile ile ben diploma töreninizi daha fazla bölmeyeyim. Müftümüze ve sizlere hoşça kalın diyorum.”

Hafızlar ok gibi yerlerinden fırladılar, valinin elini öpmek istediler. Vali, silindir şapkasını eline alıp elini öptürmeden camiden çıktı. Halbuki halk onunla tokalaşmak için iki taraflı sıra olmuşlardı. Ceketine bile dokunamadılar.

İkinci Valiye bir sonraki yazıda devam edeceğim.

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle