--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hac ve Müslümanlar

İdris Günaydın
İdris Günaydın
5

 

Dünyadaki tüm hizmet içi eğitim kursları daha çok yaşamak, daha iyi yaşamak, daha rahat yaşamak içindir. 

Hac da Müslümanların en büyük hizmet içi eğitim kursudur. Sertifikası da “Hacı”dır. Bu sertifika yazılı değil tamamen gönüldendir. Hacca giden Hacı lakabıyla anılır. 

Bu topraklar, eğlence amaçlı turistik değeri olmayan iki şehirden ibarettir. Dünyanın başka turizm bölgelerine insanlar para harcayarak eğlenmeye, eğlenmek için para harcamaya giderler de Mekke/Medine yolcusu, umre ve hac yolcusu hatırı sayılır bir para ödeyerek meşakkate, çileye, ızdıraba talip olurlar.

Buradaki hizmet içi eğitim kursu daha iyi ölebilmek içindir.

Daha iyi nasıl ölünür?

Öldükten sonra daha iyi nasıl olunur?

Bu anlayış sadece Müslümanlığa has bir keyfiyettir. 

Bu iki şehir, Mekke-i Mükerreme (cömert şehir) hac mevsiminde ziyaret edip gereklerini yapanlara “günahsızlığı, cenneti” ikram etmektedir. Cömertliği bundandır.

Medine-i Münevvere (Nurlandıran şehir) ise insan ruhundaki ham pütürleri, nefsi artıkları, şeytani eğilimleri resetleyerek insanı “kamil” bir rütbeye ulaştırır.

HACI ADAYI BU İKİ ŞEHİRLE ASLINDA 

NEREYİ ZİYARET EDER?

Dünyada en çok ziyaret edilen bir mekanı ziyaret eder.

Dünyada en çok ziyaret etmek için sırada beklenilen bir mekânı ziyaret eder.

Dünyada en çok, daha ulaşmadan gözyaşı dökülen bir mekânı ziyaret eder.

Dünyada en çok, ziyaret esnasında gözyaşı dökülen bir mekânı ziyaret eder.

Dünyada en belirgin olarak, fakirin fakirlikte eşitlendiği, zenginin de yine fakirlikte eşitlendiği bir mekânı ziyaret eder.

(Abartarak yazayım) Normal zamanlarda elinden tuttuğun bir Kamerunlunun, bir Faslının teninin siyahı elime bulaştı mı diye göz kenarıyla elini yokladığın bir ahvalde, bu sefer o siyahi kardeşinin çıplak ayağıyla bastığı yere alnını koyduğun, o siyahi kardeşinle omuz omuza tavaf ettiğin bir mekânı ziyaret eder.

Sıcaklığın zirve yaptığı, yorgunluğun tavan yaptığı o ziyaret mekânlarında kavgasız, kızmasız, küfürsüz, ağır sözsüz, hoş görmenin kitabesinin yazıldığı bir mekânı ziyaret eder.

Bir kelimesini duyamadığı, bir bardak çayını içemediği babadan yetim, anadan öksüz Muhammed Mustafa’nın mezarını ziyaret için yeryüzünün bütün renklerinin aktığı o mahşeri vicdanı ziyaret eder.

Şair Molla Caminin: “Ya Resulallah, çibaşet; men seki Ashabı Kehf

Dahili cennet şevem der zümre-i ashabı tú

O revet der cennete men der cehennem keyrevem,

O seki Ashabı Kehfü, men seki Ashabı Tû.

Ya Rasulallah! Ashab-ı Kehf’in köpeği Kıtmir, duydum ki; cennete girecekmiş. O cennete girer de ben cehennemlik olursam halim nice olur? O Ashab-ı Kehf’in köpeği ise ben de senin ashabının köpeğiyim” denilerek makamının hürmetine o yüce peygamberin mekânını ziyaret eder.

BURADA EN SAMİMİ DURUŞ VE 

GÜLÜŞ PAKİSTANLILARINDIR

Hangi ülkenin Müslümanı olursa olsun; Müslüman Türk’e ayrı bir sempati gösterilmektedir ama Pakistan hacıları bir başka. Türk deyince duruşları değişiyor. Çok samimi ve içten yaklaşıyorlar.

Sonra Endonezya, Malezya hacıları geliyor.

Bu ilgi bir kurumu faaliyete geçirme zamanına işaret ediyor aslında.

Halifelik... 

Belli başlı beş ülkenin dönüşümlü olarak başkanlık yapacağı, yardımcılarının da başka ülkelerden olacağı bir sistem...

Ne demişti merhum Kadir Mısıroğlu: “Ayasofya’yı aç. Belki petrol bulursun?”

Doğru çıktı mı? Evet.

Hilafeti ihya et belki her yerden petrol ve doğalgaz fışkırır. 

Neticeyi en iyi bilen Allah’tır.

Vesselam.

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle