Evet, Necip Fazıl Kısakürek bir bohemdi
Necip Fazıl Kısakürek’e biz “Üstat” deriz.
Şiirde, fikirde üstat!.. Kendisi nev-i şahsına mahsus bir zat. Farklı adımlar atan fakat hakkı haykıran bir edip, şair, romancı, hikayeci, tiyatro yazarı Müslüman.
Alın size bir anım: Trabzon’a gelecekmiş. Yıl 1976… Giresun’dan Trabzon’a dinlemeye gittik. Salon hınca hınç dolu. Konuşmasının bir yerinde “Gelincik Sigarası” çıkardı ve yaktı.
Salonda bir gülüşme. “Ne var, dedi? Bana bir sigarayı çok mu gördünüz?”
Sigaranın dudak yakınından tutup kaldırdı! “Benim için yanan tek bu var!”
Bir gülüşme ve alkış…
Necip Fazıl, kendisinin de bahsettiği gibi “bohem” hayatı yaşamış, aslında bir Osmanlı hukukçusunun (Mecelle hukukçusu) konağında büyümüş, o zamanki adıyla “Mekteb-i Fünûn-u Bahriye-i Şahane” de okumuş, Paris Sorbon Üniversitesi Felsefe bölümünde okumuş, Türkiye’de üniversitelerde felsefe ve edebiyat dersi vermiş, 1934 yılına kadar kadın, aşk, şarap üzerine şiirler yazmış ve devrinin ünlü şairlerince, “şiirde bir mısraı Türkün şerefini kurtarır” dedikleri kadar meziyet sahibi olmuş biridir.
Abdülhakim Arvasi merhum ile tanıştıktan sonra hayat yolunu değiştirmiş ve o bohem hayatından, sırçalı odalardan topraklı yollara inmiştir.
“Çile” adını verdiği şiir kitabındaki çile, hem yokluktan çektiği, hem fikir suçu nedeniyle çektiği, hem devrin devrimbaz kodamanlarından çektiği, hem de fikri devinimleriyle çektiği sancıların adıdır.
Barakadan çıkıp bir başka barakaya girmek, viraneden viraneye göçmek kişiye zor değildir. Saraydan viraneye göçmek ne denli bir sefalettir; düşünmek gerekir.
Kadın, kumar ve şarap… Dünya hayatının en göz alıcı nimetleri… Şeytanın sunduğu bala bulanmış kezzap! Bunları elinin tersiyle itip yokluk, itilmişlik ve hapisle takas ediyorsun…
Kaç kişide vardır böyle merdane yürek? Mutmain bir iman?
Okuyucularımdan bazılarınca Necip Fazıl sıradan biriymiş gibi eleştiriliyor.
Efendim Menderes’ten dergi için para almış! Alacak tabii. İyi ki de almış. Ahmet Emin Yalman’ın, Yunus Nadi’nin v.s gazeteleri kimden nemalanıp semirir sonra da mukaddeslere saldırırdı?
Devletin.
Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu”su niçin semiremiyordu? Çünkü o bir fikir dergisiydi. Sık sık toplatılıyordu. Üstat sürekli mahkemelerdeydi. Dergisine basın ilan kurumu tarafından reklam verilmiyordu. Gerçeklerin de mutlaka söylenmesi gerekiyordu. İslam düşmanı solcu, Kemalist laikperestler tüm köşe başlarını tutmuşlardı. Ne yapmalıydı?
Efendim hanımı tesettürlü değilmiş… Ne yapsın? Arvasi ile tanıştıktan sonra fakat fikir sancısı çektiği, yeni bir hayat için imanının tam ak süt gibi berraklaşmadığı, ihtida etmezden önce evlenmiş. Boşasın mı tesettüre girmiyor diye çocuklarının annesini. Siz boşayabilir misiniz?
Namaz kılmıyormuş! Nereden biliyorsunuz? Cep astarı mıydınız? Siz kılıyorsunuz da ne oluyor? Namazınızla kaç gencin imanını kurtarabildiniz? Kaç gence idol oldunuz? Kaç gence Peygamberimizi sevdirdiniz? “Çöle İnen Nur” gibi kaç kitap, “Sakarya Türküsü” gibi kaç şiir yazabildiniz?
Kimler size ait olan “…Sen kıvrıl ben gideyim, son peygamber kılavuz. Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya” benzeri söz veya mısralarınızla milyonlarca bedeni ayağa, ruhu ayyuka kaldırabildi?
Hz. Ömer(R.A) Müslüman olmazdan önce bizzat kendi kızını elleriyle diri diri toprağa gömdüğünü söylüyor. Ömer’i yerin dibine batırabilir misiniz? Onun yerine siz geçebilir misiniz? Boşluğunu doldurabilir misiniz?
Ziya Osman Saba anlatıyor. “Necip Fazıl ile “Ağaç” dergisini çıkarıyoruz. Para yok. Havalar soğuk, odun yok, kömür yok. Soğuktan donuyoruz. Ne yapalım edelim derken Necip derginin kalıplarını sobaya attı ve tutuşturdu. “Donmaktansa!” dedi. Yanarken de bana: “Ziya bak, ne güzel tutuştular diye acı bir espri yaptı.”
Fikri yayınlar bir yerlerden desteklenmeyince nasıl yaşasın?
Biz Müslümanız. Müslümanlıkta insanın hidayeti öncesi ahvaline bakılmaz. Sizin o dudaklarınızı büzerek güya alaya almak istediğiniz Necip Fazıl, rahmetli olduğunda, o sekseni aşmış yaşına rağmen, hakkında açılmış davalarda istenilen cezaların toplamı sekiz yüz seneyi buluyordu. Hem de devir ANAP iktidarı olmasına rağmen.
Oturduğunuzda yumuşak koltuklar, kalktığınızda rugan iskarpinlerle başkasını değerlendirmek böyle kolay oluyor demek?
Şu anda bir anatomi profesörü arkadaşım var. “Solcuydum, diyor. Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü şiirini bir kez dinledim, hidayet buldum” … İşte bunun gibi binlerce gencimizin, insanımızın hidayetine sebep olan üstadı rahmet ve minnetle anıyorum.
Onun “Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat,
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat,
Yalnız seccademin yününde şefkat…
Beni kimsecikler okşamaz madem,
Öp beni alnımdan sen öp seccadem…” şiirindeki ikrarını kendisiyle alay eden ve daha iyi Müslüman olduğunu iddia edenlere ithaf ediyorum.
Evet. Necip Fazıl bir “bohem” idi. Ta ki Abdülhakim Arvasi ile tanışıncaya kadar. Sonra “Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum, Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” diyerek ikrarda bulundu. Hidayet buldu.
Sizler ne zaman uçurtmalarınızı indireceksiniz?
Vesselam.







