Eski İmam Hatipler özlenir olmuş
Bizim okuduğumuz yılların İmam Hatipleri ile bizden önceki yılların İmam Hatipleri özlenir olmuş. Velisinde de o özlem, mezununda da o özlem…
Şimdilerde bıyıksız, sakalsız genç İmam Hatipler…
Canı sıkılıyor insanın…
Sakal bırakan bir Müslüman sakalını neden sinek kaydı tıraş eder? Yani keser?
Bıyığını bir İmam Hatip neden keser?
Böyle bir görevliden kaçasım geliyor vallahi!
Amacın ne? Nereye ulaşmaya çalışıyorsun? Kimlerin gözüne girmeye çalışıyorsun?
Yıl 1974… Lise birinci sınıftayım. Fizik Kimya dersimize Gülsen Erenel adlı bir Kimya Mühendisi girdi o yıl… Genç mi genç bir bayan. Tüm İmam Hatip Lisesinin dersini vermişler…
Gayet dersine hâkim, disiplinli, ciddi bir kadın. Okulumuz ise bir erkek okulu. Okulumuzda ne başka bayan hoca var ne de kız öğrenci!
Ne demek istediğimi anladınız?
Biz o sene bu Hoca Hanımdan fizik/kimya dersini aldık. Üstelik bizim şubenin de sınıf hocası.
Sene sonu. Son ders. O gün derste şunları söyledi bu hocamız. Bizimle yaşantı, dünya görüşü vs. ile hiçbir benzerliği olmayan hocamız şunları söyledi: “Çocuklar! Bugün son dersimiz. Bundan sonra daha görüşemeyeceğiz. Merak ediyorum. Ailelerinizi merak ediyorum. Sizi nasıl yetiştirmişler? Nasıl böyle yetiştiniz? İçinizde yaşı benden büyük olanlar var.
Size bağırdım, kızdım, ceza da verdiklerim oldu; siz yine de saygıda kusur etmediniz?..
Hele bir son sınıf var! (O yıl Giresun İHL ilk mezunlarını vermişti. Son sınıflar bir şubeden oluşuyorlardı. Şubenin neredeyse tamamı hocamızdan yaşça büyüktü. Çoğu da evliydi ve çocukları vardı.) Onlar nasıl yetişmiş öyle? Bu kadar temiz, terbiyeli öğrenci olur mu? İnanamıyorum doğrusu?!”
•
Sene 1977. İmam Hatip Lisesi son sınıftayım. Milli Güvenlik Dersimize Yarbay Tahsin Berberoğlu geliyor. Öldü ise Allah rahmet eylesin. Bir gün dedi ki; “Çocuklar, liseye derse gidiyordum, bıraktım. Kız Öğretmen Okuluna gidiyordum bıraktım. Sizi bırakmadım, bırakmayacağım.”
Niçin diye sorduk. Şöyle cevap verdi: Lisede iki tane öğrenci, gözümüzün önünde Atatürk büstünün dibine işediler. Okul idaresi bir işlem yapamadı.
Kız Öğretmen Okulunda da kızların elinde dantel, oya; derste bunlarla uğraşıyorlar. Kızıyor uyarıyorum; ağlıyorlar. Görmezden geliyorum ders dinlemiyorlar!..
•
Sene 1990. Askerim ve Çorlu’dayım. Yeni dağıtım olmuş fakat henüz birliklerine taksimatları yapılmamış otuz sekiz kısa dönem çavuş adayıyız. Askerliğimizi çavuş olarak sekiz ay yapacağız.
61. Tümenin Muhabere Taburunda iki gün misafir kaldık. Sabahları spora çıkıyoruz. Oradan kahvaltıya.
İlk sabah eğitim yaparken Tabur Komutanı Binbaşı yanımıza geldi. Selam verdik ve dizildik. Bizleri haşladıktan sonra sırayla hangi fakülteyi bitirdiğimizi sormaya başladı.
Herkes bitirdiği fakülteyi söylüyordu lakin onların garibine giden bir durum var: Otuz sekiz adaydan on iki tanemiz İlahiyat Mezunu…
Kimi benim gibi otuz yaşında gelmiş, kimi yeni mezun… Binbaşı bu durumdan işkillendi. Hemen iki adım gerisinde bulunan yüzbaşıya:
-Bu ne yüzbaşı, diye sordu. Bunlar maksatlı mı gönderilmiş buraya? Bunların valizlerini falan aradınız mı? Arayın. Yasak yayın falan vardır belki!
İşte buyur dedik içimizden… Daha ilk günden damgalandık.
Sonra sıranın en başındaki yeni mezun genç arkadaşı sorgulamaya başladı: Şeriatten, tarikatten, Şeyh Sait’ten, Menemen’den, devrimden, hilafetten…
Genç arkadaş kimine cevap vermiyor, kimine kısa kısa cevaplar veriyor…
İkinci arkadaşa geçti. O da öyle derken sıranın o başına yakın bulunduğum için bana geldi.
Çok şükür dedim, içimden. Ben tecrübeliyim hiç değilse.
Bir başladık; tam bir buçuk saat… Otuz sekizin diğerleri kahvaltıya gitti. Güneş yükseldi. Biz devam ediyoruz: O bana soruyor ben cevap veriyorum.
Yüz yıldır bitmeyen tartışmanın konuları…
Bir sorusu şöyle idi: İmam Hatiplerde sizlerin beyinlerinizin yıkandığı söyleniyor, doğru mu?
Cevap: Yıkamak veya yıkanmak iki anlam ifade eder: Biri temizlemek anlamındadır diğeri bilginin giderilmesi anlamındadır. Birinci manasıyla doğru, bizim beyinlerimiz İmam Hatip Okullarında temizleniyor.
Siz İmam Hatiplere Milli Güvenlik dersine gittiniz mi diye sordum.
Gitmedim, dedi. Gitseydiniz bu soruyu bana sormazdınız dedim.
İki adım geride duran yüzbaşı söze karıştı:
-Komutanım! Çavuş doğru söylüyor. Ben İmam Hatip Okullarına Milli Güvenlik Dersine gittim. Başka okullara da gittim. İmam Hatipler kadar demokratik tartışan, medeni cesareti olan, bilgili ve kültürlü başka okul görmedim!
Allah yardım edecek ya; Binbaşı sol omuzunun üzerinden yüzbaşıya öyle acı ve nefret dolu bir bakış fırlattı ki; anlatamam.
Son anlatacağım olayı yeni öğrendim: O yıllarda Giresun İH Ortaokulu ve Lisesinin sol görüşlü iken sonradan hidayete eren hocalarından Türkçe/Edebiyat Hocamız Aydın Numan ile ilgili 10 Kasım günü bir yazı yazdım. Bu yazıya yorum yazan Piraziz’de İmam Hatip Zafer İlyas arkadaşımız, yorum bölümünde yazdığına göre; Aydın Numan Hocamız sabah namazını Bulancak’ta camide kılar, sonra da Piraziz’e doğru sahil boyu sabah yürüyüşü yaparmış. Zafer Hocamız da camisinden çıkar Bulancak tarafına doğru yürüyüş yaparken karşılaşırlar, hoca öğrenci bir kafede sohbet ederlermiş.
O, İmam Hatip yıllarının en notu kıt, öğrenciyle diyaloğu en cimri, ruhen İmam Hatibi hiç sevmeyen hocası; hocamız, hidayetinden sonradır ki; şu i’tirafta bulunmuş: “İmam Hatipte iken ruhen okulu hiç sevmez, illa bir liseye geçip orada çalışmak isterdim. Yıllar sonra buna muvaffak oldum, lakin bir de gördüm ki; heyhat!! İmam Hatipteki saygı, sevgi, dikkat, dersi ta’kip atmosferi… bu okulda yok. Bu sefer de kendimi İmam Hatibe tekrar aldırmaya çalıştım. Nihayet ona da muvaffak oldum ama?!
Köprünün altından akan sular eski İmam Hatibi ve öğrencilerini aratır hale gelmiş… Üzüldüm, üzüldüm, üzüldüm…
Ne o saygı kalmış ne de diğergamlık…
Evet, hepimiz o İmam Hatipleri arıyoruz. Diyojen’in feneriyle! Vesselam.







