Eee, ııııı, ooooo, ehem, şey!
İnsan şu deprem felaketini görünce, şu dünyanın gelmiş geçmiş en büyük depremini görünce, şu on saatte iki çok büyük depremle 6 Şubatta, üç dakika ile iki büyüğe yakın depremle sarsılınca 20 Şubatta… CHP’nin iktidarını özlüyor!
O meşhur iktidarını…
Şu, körlerin sağırların birbirlerini ağırladığı tek parti CHP diktatörlüğünü…
Devletimiz o zaman o kadar güçlüydü ki; bilmem kaç yüz fabrika yapılmış harıl harıl çalışıyordu!
Uçak fabrikaları kuruluyor, hatta bu kadar fabrika ne olacak, uçakları koyacak yer yok denilerek fabrikalar kapatılıyordu!
Buğday fazla denilerek denize dökülüyordu.
Yol olmadığı halde araçtan (eşek olsa gerek) geçilmiyor, bağlamaya yer olmadığı için camiler eşek garajı yapılıyordu.
İnsanımız o kadar mutluydu ki; ezanı Türkçe dinliyor, meyhane yapılan camilerde boy abdestini alıyordu.
Şu zenginliğe bak: 1 Şubat 1939 tarihli AKŞAM POSTASI gazetesi.
Haber: “Depremde afete uğrayan köylülere hane başına sekizer çivi tevzi edilmiştir.” Haberin devamını şöyle yazmış gazete: “Fakat sekiz çivi ile bir ev inşa etmenin sırrı köylülere öğretilmemiş.”
Şu zengin devlete bak! Şu kalkınmış devlete bak! İki Mustafa’nın kalkındırmadaki maharetine bak!
Sekiz tane çivi… Bugünkü fukaralığı görünce insanın o yılların Türkiye’sine ışınlanası geliyor!
1999 depremi… Başbakan Bülent Ecevit. Günler sonra depremin olduğu bölgeye gelmiş. Şöyle diyor: “İlgili devlet kuruluşlarına sesleniyorum: Şurada, bulunduğum yerden telefonla Ankara’ya gerekli direktifleri verme olanağım yok. Onun için bütün devlet kuruluşlarını bunlara çözüm bulmaya çağırıyorum.”
Demirel, deprem bölgesinde: “Devlet, devlet diyorsunuz; işte benim devlet. Devlet ayağınıza gelmiş. Buraya Bayındırlık Bakanı ikinci defa geliyor. 85 saat içinde ikinci defa geliyor. (Koray Aydın) Ve devletin bütün organları hareket hâlindedir.”
İnsanın o yıllara ışınlanası geliyor. Devlet telefon bile edemiyor lakin ayağa geliyor. Ne günlerdi beh!
Telefon edemeyen devlet, kurumları harekete geçirecek ve tüm kurumlar kıyama duracak!!
Dönemin Sağlık Bakanı Osman Durmuş:
“Bizim buradaki ameliyathanelerimiz faal değil. Sabah beri ameliyatlar devam ediyor ancak bazı sıkıntılar var. Onlar için yeterli donanımımız yok. Çok katlı binalar çökmüş. Onları kaldıracak donanımımız yok, vinçlerimiz yok. Hele büyük bir sıkıntımız var; ben özellikle vatandaşlarımdan şunu rica ediyorum; yakınlarını kaybedenlerin 24 saat sadece TV’lerinin başında durmalarını rica ediyorum. Ben Adapazarı’ndan Kocaeli’ne beş saatte gelebildim. Onun on km’sini yürüyerek geldim. Sezaryen ameliyatı dahi sokakta yapılabilmiştir. Kızılay’ımızın öncülüğünde Adapazarı’nda iki seyyar aşevi kuruluyor. Bu imkânın İzmit’e de gelmesini istiyorum. Ankara Belediyesinden İstanbul kurumlarından buraya ekmek yardımı yapılmasını istiyorum. Elektriklerimiz kesik olduğu için röntgen çekemiyoruz. Hastane imkânlarının bir kısmını kullanamıyoruz. Bahçede ameliyatlar yapılıyor, bahçede girişimler yapılıyor.”
Ne güzel günlerdi o günler. İnsanın muhalif olası ve o günlere dönesi geliyor. Çünkü muhalif olmadan kimse aklını yitiremez. Aklını yitirmeyen kimse de bu günkü başarıları görüp, bugüne bühtan edip o günlere dönmeyi isteyemez…
CHP li Ayhan Zeytinoğlu… (Yalnız bu Zeytinoğlu, Mustafa Kemal’in 1939’da çıkardığı zeytin kanunundan sonra!) Diyor ki; “Hatay’ın demografik yapısı bozulmasın. Onun için her milletten insanı çalıştırabilirsiniz. /Eşşek gibi çalıştırın. Eşeğin yapacağı işi eşeğe, insanın yapacağı işi bunlara yaptırın lakin asla buraya yerleşmelerine müsaade etmeyin. Çünkü onlar sûreten insan sireten başka bir şey…/ Buralara yerleştirmeyin!!
Aslında korkuları şu: Suriyeliler yerleşirse bilahare vatandaşlık alırlar ve biz daha seçim meçim göremeyiz!
İşçi partisi Başkanı “Kentsel dönüşüm için hükümetin rant alanları açması projesi” olduğunu söyleyerek karşı çıkıyor.
Kafa aynı kafa!
Bir CHP’li belediye başkan adayı, kentsel dönüşüme izin vermeyeceğiz diye propaganda yapıyor.
Bu, CHP’nin depremin olmasını, insanların ölmesini, şehirlerin yıkılmasını ve ardından da milleti enkazlar arasında yok etme arzusunun birkaç örneği…
Ölüme çare bulunsa, “Bulan biz değiliz, öyleyse kalsın…” diyecekler.
Bir İmam Hatip bulsa, “Bunda mutlaka büyü vardır. İstemezük” diyecek kadar inkara kilitlenmiş bir muhalefetten, kaba bir hesapla 150 katrilyon bir yükün altına gireceğini, Yunanistan kadar bir toprağı bir yılda yeni şehirler haline getireceğini, hem de tamamen yeni alanlara yeni alt yapı ve şehir kuracağını, tüm birimleriyle tarihin gördüğü en büyük felaketin daha ertesi gününde bölgede çalışmaya başlayan bir hükümeti başarısızlıkla suçlamak ha!
Tayyip Erdoğan ikinci kez geldi, geziyor. Türkü, Kürdü, Arabı başının üstünde gezdiriyor. Siz de tiyatroyla da olsa yel gibi kaçıyor, duramıyorsunuz.
Siz olsaydınız iktidarda, Allah göstermesin; bırakın diğerlerini, her haneye sekiz çivi bulabilir miydiniz?
Eee, ııııı, ooooo, ehem, şey’le olsaydı bizim rahmetli Deli Yunus, Bektaş Yaylasına muhtar olurdu! Vesselam.







