Dünya Müslümanları
Hacca giden bir Müslüman’ın anlattığı ikinci önemli konu da orada karşılaştığı dünya Müslümanları profilidir. İlk kez o kadar Müslümanla yan yana, saf safa olmuş, namaza durmuş ve mutlaka gönülden aralarında bir temas geçmiştir.
Aynı hedefe beraber fakat kendi adına yürüyen milyonlarca Müslüman…
Dünya Müslümanlarında ilk göze çarpan hususiyet çok gönülden ve samimi olmaları yanında çok da cahil olmalarıdır.
Cahil olmak onların kusuru değildir. Ülkelerindeki gelir dağılımı düşüklüğü, iç karışıklıklar, sosyal doku nedense kendilerini cahil bırakmıştır ki; mesela; Afganistan, Pakistan, Hindistan, Nepal ve Afrika’dan gelenler bu şekildedirler.
Buna karşılık Malezya, Endonezya, Kosova, Arnavutluk, Sırbistan gibi ülkeler yanında kısmen Mısırlı hacılar böyle değildir.
MÜSLÜMANLARIN
ÇEVRE TEMİZLİĞİ İLE İMTİHANI
Müslümanlardaki en temel problem, çevre temizliği ve kısacası temizliktir.
Günde beş kez abdest alan Müslümanlar, maalesef, çevre temizliği konusunda aynı hassasiyetleri göstermiyorlar.
Bu Türkiye’de de böyle, başka ülkelerde de böyle.
Mesela yayla mevsiminde yaylalardaki mesire alanlarımız çöpten geçilmiyor.
Peki, suç insanımızda mı? Hayır.
Daha önce de valilik makamına hitaben yazdım. Valilik ve kaymakamlıklar bu konuda tutarlı değiller. Mesire alanlarımızda çöp kovaları yok. Haftanın Cumartesi ve Pazar günleri yoğunluğun yaşandığı mesire yerlerimize görevliler siyah çöp torbası dağıtsalar bu mesele minimize olur.
Olur, ama maalesef yapılmıyor.
Halk çaresiz ya yakmaya kalkıyor ki o da tehlikeli; ya da bırakıp gidiyor.
Aynı şey Arabistan’da da böyle. Herhangi bir Müslüman poşetle pilav yemeği almış.
Eliyle yiyor ki; yesin. Dünya nüfusunun yüzde kırkı öyle yiyor zaten.
Çöpü olduğu gibi bulunduğu kaldırımın kenarına bırakıyor.
Niye?
Müslüman, sende hiç temizlik şuuru yok mu?
Anan seni çöpe mi doğurdu?
Hayır, suç onun değil. O civarda çöp kovası yok.
Olsa atar mıydı? İyi niyetimin kurbanı olmak istiyorum.
Müslümanlardaki ikinci cehalet de akidevi cehalet.
Mesela Türkiye’de bir adam evini derenin kenarına, yani büküne yapıyor. Sel olduğunda evini alıp sürüklüyor. İçindekiler ölüyor.
Suç kimin?
Derenin şırıltısını duyacağım, akışını seyredeceğim arzusunun.
Aynı şey Kâbe’de yaşanıyor. Say yapıyoruz. Aşırı kalabalık. Özellikle Safa’dan Merve’ye, Merve’den Safa’ya dönüşlerde büyük izdiham oluyor. Tökezleyip düştün mü kimseden yardım bekleme.
Öğlen ezanı okundu. Namaza durduk. Araplar sadece farzı kıldıkları için namazı bitirdik. Say başladı yine. Yumruk kadar kadın, erkek… Kimi sünnet kılıyor kimi dua ediyor kalabalığın arasında.
Nerede? O yoğun selin önünde…
Orada sünnet kılınır mı daha? Orada oturarak dua edilir mi?
Bakıyorsun ayaklar altında kalmışlar ve yaralı vaziyette kenara atılmışlar.
Ölselerdi kimdi suçlu? Suçlu yok.
Gaye, Kâbe’ye dönüp namaz kılmak. Kâbe’ye yakın namaz kılmak..
Derenin şırıltısını dinlemek gibi.
Müslümanların zihinleri ya meşreplerinin ya cemaatlerinin veya tarikatlarının işgali altında. Muhakeme yok.
Yok maalesef.
Bir tarikata yaklaşın bakın; onlarca menkıbe dinlersiniz de bir ayetin mealini duyamazsınız.
İbrahim Ethem onlarca geçer de İbrahim Suresi bir kez geçmez.
Menkıbelerle, efsanelerle kitleleri efsunlamak daha kolay oluyor.
Hâlbuki bir menkıbenin içinde bir doğru varsa beş de yanlış var.
Onun için deriz ki; şeriata aykırı tarikat olmaz. Olamaz. Tarikatlar öyle bir dini hayat sunuyor ki; Hz. Peygamber bile o hayatı yaşamamıştır. Onun bile fevkinde bir dini hayat…
Peygamberin bile ulaşamadığı boyuta sen/ben asla ulaşamayacağıma göre, ulaşan bir insan var!
Kim? Şeyh, Gavs… Daima onun emrinde olacaksın ki; o Allah ile arandaki pürüzleri düzeltsin!
Müslüman âleminin böyle bir mesaili var maalesef. Ve bu sorgulanamıyor. Sorgulamaya kalkanlar da bir başka aşırı ucu temsil ediyorlar ve niyetleri kasıtlı görülüyor. Müslümanlara tefekkür, tezekkür, teakkul lazım. Tesbih değil. Tesbih olmadan da Allah zikredilebiliyor. Vesselam.







