--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Deprem kader mi?

İdris Günaydın
İdris Günaydın
17

 

Müslümanların çoğu maalesef “kader”i  bilmiyor. Kaderi bilmeyen “kaza”yı zaten bilmez. “Tevekkül’ü de eksik bilir..

Daha önce de bu sayfalarda üst üste üç makale yazdım bu hususta. Fakat icap etti ki; yine yazmak gerekiyor.

Bu arada bazı hocalar “Deprem kader mi?” sorusuna cevaplar veriyorlar. Cevapları yarı kadar doğru. Yarısı yanlış.

Yine şunlara şahit oluyoruz: “İki bin hatim okuyalım, şehrimizi güvene alalım. Yüz bin hatim okuyalım, ülkemizi güvene alalım…” gibi İslam’ın tevekkül anlayışıyla uyuşmayan kampanyalar düzenleniyor.

Önce kaderden başlayalım:

Kader: Allah’ın olacakları önceden bilmesidir. 

Kader Allah’ın olacaklar hakkında önceden niyetle birine bir şey tayin etmesi değildir. Olacakları önceden bilmesi ve o bildiklerini bir yerde (Levhi Mahfuzda) yazmasıdır. Bunun adı “kader”dir.

Benim bu makaleyi yazmam kaderdir. Sizin okumanız kaderdir. Okuyanlarınızın kiminin kasketini doğrultması, kiminizin sigarasını tüttürmesi, kiminizin çayını/kahvesini yudumlaması kaderdir. Bunların böyle olacağının hepsi önceden Allah tarafından görüldü, bilindi ve bir yere yazıldı.

Zamanı gelince olması, gerçekleşmesi ise kazadır. Kaderi Allah tasarlamaz, onun kanunlarını yazar. Yani başka bir deyişle onun senaryosunu yazar lakin roller bellidir, rol alacaklar belli değildir. Kim nerede, nasıl rol alacağına kendi karar verir.

Bir daha yazayım: Allah kaderi tasarlamaz ama kazayı kendi yaratır.

Allah dünyadaki işler için “şöyle niyet edeyim de şöyle olsun” demez. Bunu destekleyen ayet yoktur. Var diyen yazsın. Allah’ın olacak veya olmuş olaylarla ilgili beyanları, sadece, bilgisi olduğunu teyit etmektedir. Yoksa niyet edip: “Şu sene Türkiye’nin şu bölgesini yıkayım. Oh olsun… Görsünler. Bu sene Şili’nin şurasını kavurayım. Günlerini görsünler” anlamına gelecek bir niyetlenme yoktur.

Allah’ın olayları önceden bilmesi insanın bir filmi önceden izlemesi gibidir. Aynı kişi ikinci defa aynı filmi izlediğinde olacakları bilmesi onun oradaki olayları tayin etmesi, istemesi anlamına gelmez.

Bir gök bilimci 1970’li yıllarda bir bilimsel makale yayınladı. Makalesinde şöyle yazdı; daha sonra bilim adamının adı verilen ve adı Kohutek olan yıldızla ilgili: “Şu anda dünyaya bir yıldız yaklaşıyor. Bu daha önce keşfedilen bir yıldız değildir. Şu şu tarihlerde dünyadan izlenebilecek. Şu kadar gün izlenebilecek. Sonra dünyanın şu tarafından kaybolacak.” 

Aynen Kohutek’in dediği gibi oluyor. Yıldız, denilen zamanda dünyadan izlenmeye başlanıyor. Denilen süre izleniyor ve kayboluyor. 

Şimdi soralım: Yıldız, Kohutek yazdığı için mi dünyaya yaklaştı?

Hayır.

Kohutek yazdığı için mi anılan süre kadar dünyadan izlendi sonra kayboldu?

Hayır.

Kohutek bilmese yazmasa idi yıldız gelmeyecek miydi? Elbet gelecekti. Ne var ki Kohutek bunun üzerinde aylarca gözlem yaptı ve yıldızın varlığını keşfetti. Yoksa Kohutek öyle söylediği için gelmedi.

Kader de aynen böyledir. Allah kaderi yazmasaydı da olanlar olacaktı. Allah sadece ezeli ilmiyle bunları biliyor. Ama olaylara müdahale etmiyor.

DEPREME BİR BAŞKA MİSAL

Deprem kaderdir. Açıklaması: yerin merkezinde yanan magma ateşinin biriken gazlarının yer kabuğunun yumuşak yerlerinden boşalmasıdır.

Depreme bir başka misal verelim: tencereye suyu doldurduk ve ateşe koyduk. Ağzına da kapağını kapattık. Bir süre sonra kapak “tın tın” ses çıkarmaya başlar. İşte bu artçılardır.

Kapakla tencerenin birleştiği yuvarlak çizgi de fay hattıdır. İçeride buhar sıkıştıkça kapağın tıngırtısı çoğalır. Yani deprem gelmektedir.

Düşünün ki fay hattına, yani kapağın kenarına ev kondurduk, şehir kondurduk. Bir süre sonra basınca dayanamayan kapak fırlayacak ve ev de şehir de yerle bir olacaktır.

Tencerenin altı yanarken, kapağı biraz açıp içeride yoğunlaşan buharı dışarıya salmadan evin adamı toplansa da dua etse ne olur?

El cevap: Hiç olur.

Mucize hariç… Mucizeyi Allah bizzat kendisi istiyor ve yaratıyor. Çünkü orada inkarcıları aciz bırakıp peygamberini desteklemek var. Eğer öyle olmasaydı her âsâ denizi veya Kızıldeniz’i yarar, hiçbir bıçak çocukları kesmezdi! 

Vesselam.

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle