Bu depremi biraz daha yakından tanıyalım
Yunanistan büyüklüğünde bir kara parçasında, yüzeye yakınlığı yedi km olması hasebiyle tesiri on bir şiddetinde, yirmi dört saat içinde birbirine yakın fakat birbirinden bağımsız iki büyük depremin olması sebebiyle, geceleyin milletin uykuda yakalanıp kaçma imkanı çok az olması gerçeği de düşünülürse, on şehirden beşi büyük şehir olup nüfusun kümülatif olarak çok yoğun olması da bir yana, çocukların da evde olması gerçeği de ortada iken…
Bu deprem için yüz yılın depremi demek mütevazılıktır.
Bundan önce daha büyük depremler olmuştur ama ya şiddeti bakımından büyüktür, ya etkisi bakımından büyüktür, ya ölüm bakımından…
Bu depremde ise bunların hepsi de mevcuttur.
Daha ilçelerden ve köylerden bilançolar gelmiş değil.
Ulaşım felç, çünkü yollar yarılmış, bozulmuş…
Devlet hastaneleri belki sağlam, sağlıklı ama özel hastanelerin çoğu yıkılmış vaziyettedir.
Okulların bir kısmı, özellikle yaşlı olanlar yıkılmıştır.
Öğrencilerden çok sayıda ölen vardır.
Gerek üniversite gerekse diğer okul öğretmenlerinden çok sayıda ölen olmuştur.
Devlet dairelerinden çok sayıda yıkılan vardır.
İnsanlar; ailesinden fire vermeyenler o bölgeyi terk ediyorlar. Ailesinden fire verenler ise oradan ayrılamaz ancak evi sağlamsa da giremez.
Çoğu mezarlar bile altüst olmuştur.
Araçların çoğu hurdaya dönmüştür.
Fabrikaların sağlam durduğunu söyledi Bakan ama, çalışanların çoğu ya o bölgeyi terk ederek ya da vefat ederek iş yerlerini çalışamaz hale getirir.
Bir süre sonra cesetler kokmaya başlasa bile, enkaz kaldırır gibi kaldırıp kamyona yükleyemezsin. Mutlaka ölü veya diri her insanı titizlikle çıkarmak gerekir.
İnsanlar uykuda, yatakta yakalandıkları için çıkarılması konusunda daha hassasiyet gerekir ki; Müslümanlığın gereğidir.
Deprem Bölgesinin boşalması ve harabiyet; ufak/büyük tüm iş yerlerini etkiler.
Bankalar ve finans kurumları, kurumlar ve kuruluşlar… Kasalarında mutlaka para bulunur ki; kepçeyle kaldırıp çöpe dökemezsin.
Kuyumcuların yıkılan iş yerleri keza öyledir.
DEVLETİMDEN İSTEĞİM!
Hırsızlık, yağmacılık, soygun gibi şen’i fiillere teşebbüs eden olursa en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
Deprem Bölgesinin çoğunlukla terk edileceğini sanıyorum. Ekilecek alanlar ekilemeyecektir. Bu da bir hayli ürün kaybına sebep olacaktır.
Onlarca yıkılan market veya iş yeri sigorta şirketlerine başvuracak, belki sigorta şirketleri ödemeyi kabul etmeyecektir.
O yıkılan binalar yeniden yapılsa bile ki; yakın bir zamanda yapılacağını sanmıyorum; yapılsa bile o yöre halkı bir daha oralara gelip yerleşmeyi istemeyecektir.
Yerleşmek isteyecekleri yerlerde de bu sefer aynı sıkıntılar kendini gösterecektir.
Yerli mülteci durumuna düşecektir insanlar…
DEVLETİME TEKLİFİMDİR
Birinci ve ikinci derecede deprem kuşağı olan bölgelerde briket ve tuğla ocakları kapatılmalı, buralar beton blok döken ocaklar haline getirilmelidir.
Yani yapılacak binaların duvarları da demiri bağlanmış ve betonu dökülmüş duvarlar olmalıdır.
Hiçbir TOKİ evinin yıkılmadığı haberlerini alıyoruz.
Ey devletimin yöneticileri!
Ey Müslüman Türk Milleti!
Ölenlerimiz hariç kalan yarayı sarmak bizim boynumuzun borcudur. Bu gibi durumlar da bir fırsattır. Bizim iyilikte yarışmamız için bir fırsattır.
Bizim Allah’a yakınlaşmamız için bir fırsattır.
Bizim Cennete yakınlaşmamız için bir fırsattır.
Rabbimiz sevdiği kullarını yanına aldı. Ölenlere ne mutlu. Hem şehit oldular hem de binlerce Yasin, hatim onlar için okunuyor.
Ölümlerinden bir diriliş çıkarabiliriz…
Yeni bir millet olabiliriz.
Yeni ve hakiki millet olabiliriz.
Yeniden “Ba’sü ba’del mevt” diyoruz.
2023 bizi çelik imanımızla, engin gönlümüzle, cömert elimizle karşılıyor.
Hayra karşı da felakete karşı da bağışıklık kazanıyoruz.
Haydin!
İyiliğe koşma vaktidir.
Haydin!
Atlarımızı zorlukların ve umutsuzlukların üzerine sürme vaktidir.
Haydin!
İçimizdeki maskaraların maskaralıklarını, aşağıların aşağılıklarını, hırsızları, çapulcuları, yağmacıları, fırsatçıları görme vaktidir.
Haydin!,
Milletin malına, imkanına, hayrına devletimizin gayretine, fedakarlığına uzanan elleri kesme vaktidir.
Haydin!
Mine Kıvırtankanat gibileri, Yeni Ça gibi gazete müsveddelerini, Sövücü gibi Leanilerin ve Safevilerin sesi olan kese kağıtlarını, Çamuriyet gibi Cumhuriyet Dönemi Türkiyesinin Ebu Cehili olan mevkuteyi ve onların arkasındaki çirkin çehreleri görme vaktidir.
Sıklaştıralım safları…
Sıklaştıralım gönül seferberliği katarlarını.
Açalım yolları hayır ve iyilik meleklerine…
Haydin ey millet!
Haydin ey büyük millet!
En az bin yıl sürecek büyük dirilişimiz ve yükselişimiz, geriden aldığımız bu hızla başlayacak.
Kükreyin! Vesselam.







