Bir hebennaga hikâyesi ve cömertlerimiz
Olay İslam’dan önce Arap Yarımadasında geçer. Hebennaga çok cömert biridir. Cömertlikteki ünü Arap kabileleri arasında yayılmıştır. Öyle cömerttir ki; bugünkü misafirine dünkü etten ikram etmez de yeni keçi veya koyun keser.
Evine uğramayan, sofrasına oturmayan yoktur.
Nihayet bir gün vade dolar ve ölür.
Öldükten sonra da mezarını ziyaret edip onun cömertliğini anlatan çoktur.
Bir grup Arap, Hebennaga’nın mezarını ziyarete giderler. Gece de orada kalırlar. Gece grubun reisi bir rüya görür. Rüyasında Hebennaga ile karşılaşır. Hebennaga grup liderinin devesine vurulur ve ona, deveye karşılık atını teklif eder. Grup lideri devesini Hebennaga’nın atıyla takas etmeyi kabul eder.
Hebennaga bıçağını çeker çekmez devenin boğazına saplamaya başlar. Grup lideri dehşetle uyanır ve yanı başındaki devesine bakar. Aaa!! O ne? Devenin boğazından kan akıyor! Hemen yattığı yerden kalkarak kesme işlemini tamamlar.
Arkadaşlarını kaldırır. Dehşet ve hayret içinde rüyasını anlatır.
Deve boğazı kesilmiş vaziyette yerde yatmaktadır.
Ne yapmak gerekir diye birbirlerine sorarlar. Sonra devenin etini pişirip yiyebildikleri kadar yerler. Ertesi günü de bineklerine atlayıp köylerine dönerler.
Yolda giderlerken bir ses duyarlar. Bakarlar ki bir genç… Bir atın üzerinde… Yedekte bir at daha var?! Grup liderinin rüyada devesiyle takas ettiği at.
Genç bağırır: Aranızda şu isimde biri var mı?
Benim, der grup lideri.
Genç: Ben Hebennaga’nın oğluyum! Bana rüyamda dedi ki; eğer benim oğlum isen yarın bu atı falan vadide şu isimdeki kişiye vereceksin. Ben ona sattım.
Atı alan grup lideri ve yanındakiler, yaşadıkları şokların ardından şöyle yorum yaparlar: Hebennaga o kadar cömert ki gerçekten; sağlığında misafirlerine ikramda bulunduğu gibi öldükten sonra da misafirlerine ikram etmeye devam ediyor!
Peygamberimiz buyurur ki; “Cennet cömertlerin yurdudur.”
Cömert insan bal arısına benzer. Çalışkandır lakin yaptığı balı insanlara ikram eder. Onun için daima başlar üzerinde tutulur ve başlar üzerinde uçar.
Cimri insan karıncaya benzer. Çok çalışkandır, kazancı iyidir lakin kimseye zırnık koklatmaz… Onun için daima ayaklar altında gezer.
HAYIRLI BİR EĞİTİM PROJESİ ETRAFINDA
HALE OLAN CÖMERTLERİMİZ
Başta, örgün eğitimde eğitimine devam eden hafız öğrencilerimiz olmak üzere İmam Hatip Okullarından okul idaresince seçilen öğrencilerden birer grup, ayrıca üniversiteye giden öğrencilerden de bir grup olmak üzere 223 öğrenciye burs vermekteyiz. Bu hizmete dört ay önce başladık ve Elhamdülillah, çok güzel bir noktaya geldik.
Giresun gibi küçük bir şehirde büyük bir başarı…
Elhamdülillah…
Tabii ki; cömert hayırseverlerimiz sayesinde…
Bu babayiğitleri okuyucularımızın da tanımasını isterim:
Başta Almanya Duisburg’dan İsa Al, İsmail Erdemir, Krefeld’den Muharrem Yazıcı, Bilefeld’den Turan Bekaroğlu, ABD’den Prof. Necati Engeç, Dr. Fatih Günaydın olmak üzere Türkiye’den Hüseyin Maraş, İbrahim Telli, Bahattin Albayrak, Taceddin Talha Günaydın, Halil İbrahim Genç, Zeynep Menekşe…
Bu kardeşlerimizin ve bundan sonra destek verecek kardeşlerimizin simalarına vuran cömertlik nişanları ve ellerine komut veren İslam imanıyla bezenmiş vicdanları sayesinde bu sayıyı daha yukarılara çıkaracak ve dünyanın birçok ülkesinden daha kalabalık öğrenci nüfusumuz içinden eli tutulası civanmertleri, iffet abidesi kızlarımızı tahsil hayatlarında desteklemeye devam edeceğiz.
Elimizden gelen, proje üretmek ve o proje üzerinde gayret göstermektir.
Çünkü susarsak karşı taraf susmuyor. Dursak İslam düşmanları durmuyor. Baltaları gömelim güzel ama karşı taraf gömmüyor!
Ağızları açılsa tarihimize, dinimize, örfümüze saldırıyorlar.
Dikkat edin; İslam sonrası tarihimize saldırıyorlar!
Dince kutsal mukaddeslere saldırıyorlar.
Direkt dine küfretmeseler bile dinin mukaddeslerine saldırıyorlar. Yani ağıza küfretmek isteyip cesaret bulamayınca bu sefer sakala küfrediyorlar.
Dikkat edin; örfümüze, geleneğimize saldırmıyorlar! Ya? İslam’dan kaynaklanıp örf haline gelmiş, gelenek haline gelmiş mukaddeslerimize saldırıyorlar!
Azgınlıkları o kadar ileri seviyede ki; eğer yirmi yıldır iktidarda olmanın psikolojik üstünlüğü olmasın hepten bizi Lut Havzasına sürmek niyetindeler.
Ne yapsalar halktan geniş çaplı destek bulamıyorlar! Ciheti askeriye imdatlarına yetişmiyor. Yargı darbesi yapamıyorlar. STK’ları çamura batmış eski cemse görüntüsü veriyor.
Dünya kendi derdine düşmüş, başkalarına ayar vermek yerine bozulan ayarlarını düzeltmenin peşinde…
Seçim de kendilerine umut vermiyor. Kazansalar bile yedi ayaklı kazık nasıl nereye batacak?
Biz boş duramayız. Hz. Adem’den bu yana devam eden Hak-Batıl mücadelesi veya Hak-Şeytan mücadelesi devam etmek zorunda.
Kur’an’da Rabbimizin buyurduğu; “Hak geldi batıl zail oldu. Şüphesiz batıl zail olmaya mahkûmdur.” (İsra Suresi/81) ayetini şöyle de düşünelim. Hatadan Allah’a sığınırım:
Zail kelimesinin bir anlamı da “sürekli olmayan” demektir. Güneş zevale erdi dediğimizde güneş yok olmaz. Bir geceden sonra tekrar doğar. Batıl da öyledir. Tümüyle yok olmuyor. Bir kuşak veya nesilde veya bir devrede zail olsa bile başka bir devrede çıkıyor yine. Bize düşen her kuşakta, nesilde batılı zevale erdirmek için gayret göstermektir. Çünkü batıl “zehug”tur yani zevale erdirilebilecek zayıflıklarla muallel(illetli)dir.
Vesselam.







