Bir alim göçtü gitti dünyadan; alemin gidişatı nasıl? Prof. Kemal Sandıkçı’ya
Kendisiyle mektepli tabiriyle “hoca-talebe” ilişkimiz olmadı. Çünkü ben Samsun Yüksek İslam Enstitüsünün (bilahare İlahiyat Fak.) Kelam ve İslam Felsefesi bölümünde okuyordum. O ise Hadis Hocasıydı. Hadis Bölümüne derse gidiyordu.
Öyle olmasına rağmen derse girdiği sınıfların cidarlarından, öğrettiklerinin, şahsiyetinin, duruşunun işaretleri benim okuduğum sınıfa da bir şekilde ulaşıyordu.
Kemal Sandıkçı belli ki; sandığı ilimle dolu kendisi de kemal mertebesinde bir hoca idi.
Ben hocayı kemal halinin de ötesinde, aynı kökten gelen “kamil” derecesine terfi ettiğinde tanıdım.
Samsun Yüksel İslam Enstitüsü mezunları adına iki gayretkeş arkadaşımız Recep Koçak ve Murat Paşa Ok’un oluşturduğu Telagram grubunda, her on beş günde bir yapılan ders programında tanıdım.
Bir süre Kemal Sandıkçı hocamızın “Hadis Sohbetleri” idi bu derslerden önemli bir kısmı…
Ve, fark fark ediliyordu azizim!
İnsan, “ne olsaydı da daha çok dinleyebilseydik, ne olsaydı da talebesi olabilseydik” diyor ister istemez.
Ne çare ki; benim yaşım ömrümün belki son sahanlığında, hocamızın ömrü de “Refiku’l Ala” kapısının önündeki iki basamakta iken karşılaşabildik.
Sonra?
Sonra o “Refiku’l Ala” kapısını açtı ve ebedi aleme adım attı. Biz de henüz tırmanmaya devam ediyoruz.
Rabbim ona ikramı cennet bize de iltifatı hizmet nasip eylesin.
Hocamızın adına Ensar Vakfı tarafından bastırılan bir kitap var önümde. Oğlu Burhanettin Sandıkçı lütfetmiş, göndermişler. Teşekkür ediyorum kendisine.
“İlmi ile amil bir alim Kemal Sandıkçıya vefa” adını taşıyor kitap. Hocamızla ilgili anekdotlar, hatıralar, arkadaşlarının, evlatlarının, talebelerinin görüşleri var.
Ne güzel bir sonuç. Geride gül bahçesi bırakıyorsunuz. Hangi güle yaklaşsanız sizden bir esinti sunuyor. Gül kokulu.
Hocamız Rize’nin bir köyünde doğmuş. 1943’te. Köyler olmasa, köylüler olmasa, köylerdeki o arifane iman olmasa Türkiye havlama sesinden geçilmezdi! İnananlar azınlık olurdu.
Bu millete merhamet eden Allah’u zülcelal Cumhuriyet Döneminin inkârcı çakallarından iki kesimle bu dini bu inancı kurtardı: Esnaf ve köylüler…
Bugün memlekette Ezanı Muhammedinin avâzesi, her karış toprağımıza siniyorsa esnafımız ve köylülerimiz sayesindedir.
Bir köylü çocuğu, binlerce köylü çocuğu olarak bizler şehirlere indik. Çoban olmaktan, sürü gütmekten kurtulduk da ilim, irfan adına belli yerlere geldik. Şehirleştiysek de o ruhu ve manayı unutmadık. Mayayı unutmadık.
Ama çocuklarımız şehirleştiler… Onlar aynı atmosferde büyümediler. Korkarım ki onlar bu geleneği zayıflatacaklar.
Kitapta hocamız bir şeyden bahsediyor: “Benim doğum tarihim nüfusta 1944 ama aslında, köydeki doğduğum evimde bir ahşap direk vardı. O direkte doğumum 1943 olarak yazılıydı” diyor.
Doğru… O direk veya tahta duvar her evde vardı. Gubiye kalemle (Bizim yöre tabiriyle inşaat yapanların tahta çizerken kullandığı bir kurşun kalem vardı ve onun çizgisi silinmezdi. Buna “gubiye kalem” denirdi.) her evde doğum, ölüm tarihleri bir köşeye yazılırdı. Defter yok. Çünkü okula henüz giden yok.
O direkler, o tahta duvarlar bizim için Orhun Kitabeleri gibiydi.
Birçok evde, duvarın bir yerinde, mısır unu ve yumurta akıyla karılarak yapılmış yapıştırıcı (çiriş) ile duvara yapıştırılmış “Başvekil Adnan Menderesin idamı gerçekleştirildi” haberi olurdu ki; her okudukça içimizde bir nefret fırtınası oluşur, ağzımızdan acı bir zakkum gibi çıkardı.
Nereye gider de yapışırdı dersiniz?!
Kemal Sandıkçı Hocamız uzun yıllar Yeni Şafak Gazetesinde “Sadık Kemal” ismiyle yazı yazmış. Bunu öğrenince çok daha memnun kaldım.
Çünkü grupta yaptığımız bir sohbette bana hitaben: “İdris Günaydın! Sosyal Medyada yazılarını okuyorum. Sen mutlaka bir ulusal gazetede yazmalısın” dediğinde çok mutlu olmuştum. Çok umutlanmıştım.
Onu tanıyanlar şöyle demişler: Özetle; “İlmiyle amil, kemâlâtıyla kamil biriydi.”
Sevgili Hocam! Dünya yine bildiğin dünya… Sizin gibi iyi insanlar iyi atlara binip gidiyorlar. Kötüler ise topal eşeğin semerinde kah düşe kah kalka azaba doğru yol alıyor.
Hak Batıl mücadelesi her yerde durmadan devam ediyor.
Herkes kendisi için ekiyor. Biçim işini ise Azrail yapıyor…
Müsterih olunuz; sizin gibi alim ve arif insanlar ölmez. Sadece ardınızdan gençler gelsin diye yer açarlar.
Bu dava Allah’ın davasıdır. Ne üflemekle söner ne de kuvvei bazu ile döner.
Sevgili Hocama rahmetli olduğu gün şu şiiri karalamışım:
KEMAL SANDIKÇININ ARDINDAN
Ey mevsimi harif! Bakırdan renge dönmüşsün.
Cemalin gitmiş!
Dağlar sessizce toplamışlar gölgelerini
Zılalin gitmiş
Bir râhı makber görünür ermekçün vuslâta
Ahâlin gitmiş
Bir atiyye durur sandık içre musallada
Kemal’in gitmiş...
07.11.2021
Rabbim bizi ona yakışan talebelerden eylesin. Vesselam.







