Batan gemiyi terk edenler
Ak Parti’ye Giresun’da vekil olmak için 52 kişi başvurmuş.
Gümüşhane gibi küçük bir yerde bile sosyal medyadan öğrendiğime göre 22 kişi başvurmuş.
Tüm Türkiye’de durum: Ak Parti 6025.
Bu insanlar mezarlarından mı kalkıp geldiler?
Eğer muhalefetin iddia ettiği gibi Türkiye batıyorsa, insanlar açlıktan ölüyorsa, özgürlükler tamamen askıdaysa, terörden sokaklar yürünmez halde ise, okullarda sınıflar 70/80 kişi ise, öğrenciler kitapsızlıktan, deftersizlikten perişan ise, hastaneler ilaç, doktor, yatak, tıbbi cihaz açısından sefaletin rezaletini yaşıyorlarsa, Anadolu’dan gelen araçlar araba vapurlarına binmek için üç gün bekliyorlarsa, petrol istasyonları kapısında insanlar sıra için kavgaya giriyor ve günlerdir mazot alamıyorlarsa, bir Cumhurbaşkanı seçebilmek için TBMM de 114 tur yapılmış fakat seçilememişse, memleket cadde cadde, sokak sokak parsellenmişse, maaşlar zamanında ödenemiyorsa, memurların harcırahları, il dışı hastalık masrafları ödenemiyorsa…
2002 öncesine gidin ve o günkü yaşananları tek tek düşünün.
Tüm bu olumsuzluklar aynen devam ediyorsa ve buna rağmen bu kadar aday adayı Ak Parti’ye müracaatta bulunmuşsa;
1-Aday adaylarının hiç biri Türkiye’deki açlık(!)tan, yoksulluk(!)tan, fukaralık(!)tan, adaletsizlik(!)ten, hukuksuzluk(!)tan, hapishanelerde yatan özgürlükçüler(!)den, memleket ekonomisinin IMF’nin gözetiminde ve boyunduruğunda olduğundan(!) haberleri yok demektir.
2- Muhalefetin yukarıda zikrettiğim olumsuzluk(!)ları düzeltecek mükemmel projelerinden de haberleri yok olmalı ki Ak Parti’ye vekil olmak için müracaat etmişler.
Belki, iktidardaki parti diye Ak Parti’ye müracaat etmişler fakat olaylardan ve olanlardan bîhaber iseler.
Bilememişler de müracaat etmişler deriz.
Paralarını vermişler deriz.
Bilseler böyle mi yaparlardı?
Asla deriz.
Ak Parti batmakta olan gemi!.
Batmakta olan gemiyi önce fareler sonra kaptanlar terk eder lakin 6025 kişi bu gemiye kaptan olmak için koşmuşlar…
Bu işte bir terslik var!
İŞİN DOĞRUSU
Bal neredeyse arılar o tarafa uçarlar.
Ak Parti, Türk Siyasi hayatına girer girmez kendini iktidarda yani icraatta buldu. Dolayısıyla muhalefet gibi yalan uydurmayı, kumpas kurmayı öğrenemedi. İşten, fiilden, yatırımdan başını kaldıramadı.
Eğer bu alanlarda CHP ve muhalefet gibi başarılı olsaydı aslında kazandığı İstanbul İBB seçimlerini kaybetmezdi.
İnsaf sahiplerine soruyorum; Vicdan sahiplerine soruyorum; İz’an sahiplerine soruyorum:
2002’den önceki, bir kitap fırlatma gerilimiyle türme türap olan Türk siyasi hayatı ve devlet yönetimi, Ak Parti olmasaydı, öyle devam etseydi!
Bir koalisyon, iki koalisyon, üç azınlık hükümeti, beş belirsizlik hükümeti…devam etseydi, 2023 yine gelirdi ama nasıl gelirdi?
PKK terörü ne kadar güçlü olurdu ve nerelere ulaşırdı? Her gün veya hafta bombalarla kaç kişi kaybederdik?
Fetö yandaşları üremeye, çoğalmaya ve memuriyette, bürokraside kendi adamlarını yerleştirmek için kendilerinden olmayanları eksiltmeye devam ederdi ama boyutu nereye ulaşırdı?
Ak Parti iktidarı yok diye Corona memlekete girmemezlik eder miydi?
Suriye’de savaş çıkmamazlık eder miydi?
Rusya Ukrayna savaşı başlamamazlık eder miydi?
Akdeniz’de Rum ve Yunan egemenliği borusunu öttürmekten vaz geçer miydi?
Karabağ’da Azerbeycan ile Ermenistan kapışmaktan vaz geçer miydi?
Ne olurdu Türkiye’nin hali?
Türkiye nerede dururdu?
•
İnsan yaratılışı gereği böyle bir varlık. Unutkan. Çoğu insan müzakere yapmaktan aciz. Yığınla nankör insan var.
Bakıyorsunuz kahvede, düğünde, çarşıda, pazarda bazı insanlar, durup dururken belasını arıyor. Gerçekten arıyor. Rahatlık canını sıkıyor.
•
Çocukluğumda bir düğünde kabadayı tipli palabıyık biri, canı kavga istiyor ya; belinden tabancasını çekti ve düğünde bulunanlara: “Ayağınızın baldırına sıkayım. Kaç paraya sıktırırsınız?” diye hiç alakasız bir soru sordu.
İnsanların bir kısmı orayı terk etti.
Ben çocuğum.
Kimse teklifine olumlu cevap vermedi. Ama o ısrarla soruyor. Parasını vereceğini söylüyor. Tabancasının namlusunu ayağının baldırına yaklaştırıyor. “Ne olacak ki?” diyor falan.
Çekiniyorlar mı nedir bilmiyorum. Kimse de uyarmıyor.
Derken!
Derken “ne var yahu? Alt tarafı ayağının baldırı; kaba et…” diye tekrar tabancanın namlusuyla baldırı gösterirken eli tetiğe dokundu: “Bam!”
Herkes kaçtı. Ben de. Uzaktan seyrediyoruz. Harmanda kıvranıp bağrıyor.
O yıllarda Sağlık Ocağı yok. Ambulans yok. Araba yolu yok…
Millet: “Çeksin köpek; bırakın. Tabancayla oynamak neymiş görsün. Akacak kan başta durmaz. Belasını arıyordu, Allah kendinden verdi…” diye söylenmeye başladı.
Siyasi hayat da böyledir. Allah belasını isteyenin belasını verir ama bu bela milyonlarca masuma dokunur.
Günahsıza dokunur.
İnşaallah, bela bulutuyla gezenleri iktidar yaparak değil, Cumhur İttifakını iktidarla taçlandırıp, onları da kendilerine zarar verdirmeyerek belasını değil ama cezasını verir. O ceza onlara yeter. İstemedikleri bir iktidarın yaptığı güzel hizmetlerden tiksinerek faydalanmak. Bundan büyük ceza olur mu?
Adam Cehennem diye yırtınıyor sen onu Cennete atıyorsun!
Kimsenin bela bulmasını istemeyiz.
Ceza karşılık demektir vesselam.







