--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Arafat’a, Müzdelife’ye, Mina’ya dair

İdris Günaydın
İdris Günaydın
6

Hac, her biri çok anlamlı semboller üzerinde yürüyen, manalaşan bir ibadettir.

Hz. Adem ile Hz. Havva’nın buluştuğu bölge, Cebeli Rahme Tepesi...

Senaryolaştıralım: üç yüz yıl Adem Havva’yı, Havva Adem’i aramış ve orada karşılaşmışlar.

Adem: Neredeydin bunca yıl Havva? 

-Seni arıyordum! Sen nerede idin?

-Ben de seni arıyordum...

İşte hayat bu iki arayışın birleşmesinden neşet eder.

Evlenen her çift kaderinde Adem ile Havva’nın buluşmasından daha önce yazılan o gerçeğe doğru arayış içindedir. 

Arar, bulur; onunla sükuna erer.

Arafat, aynı zamanda son peygamber, son bilge, son önder Hz. Muhammed (S.A.V)’in ilk İnsan Hakları Beyannamesini neşrettiği yerdir. Yüz yirmi bin sahabeye... Aralara tekrar ediciler koyarak!

“Size iki emanet bırakıyorum! Biri Allah’ın kitabı Kur’an, diğeri benim Sünnetim! Bu ikisine sarıldığınız sürece sapıtmazsınız!”

Demek ki ey Müslüman! 

İslam efsaneler, hurafeler, uyduruklar, gavs, şıh hikayeleri dini değilmiş.

Kur’an’a vur, aklına vur.

Sünnete vur gönlüne vur lakin asla arzularına, nefsine, tarikatına, cemaatine, gavsına vurma.

MÜZDELİFE’DEYİZ

Peygamberimizin doğumundan elli üç gün önce gerçekleşen Fil Olayının mekanı.

O günün Ebrehesi kendi basit, ındî, süflî, nefsî planının ve arzusunun motivasyonuyla, fillerden kurulu güçlü ordusunu alarak Yemen’den kalkıp Kâbe’yi yıkmaya gelir.

Hesap dört dörtlüktür: Kâbe dediğin ne ki? Mancınıkla taşlamaya bile değmez. Yüz asker dayansa devrilir.

Kâbe’ye sahip çıkabilecek kim var? Çevresinde bir devlet yok.

Bir ordu yok.

Leblebi çerez yer gibi bu iş biter gider!

Yine de diplomasi denen bir gelenek vardır. Ebreh’e dürüst davranır, Mekke’nin ulu’suyla görüşmek ister; karşı koymayın, direnmeyin, kan dökülmesin..

Bizim sizinle bir derdimiz yok.

Bizimki ufak iş.

Oldu da bitti maşşallah, kabilinden!

Ama o ne?

Karşısındaki o dev diplomat, dev inanmış ihtiyardaki cesaret ne öyle?

Ey cihan titre şöyle bir!

Ey alem cevap gör: “Ben Haşim oğlu Abdülmuttalibim. Develerin sahibiyim. Adamların develerimi sürmüş. Onları almaya geldim.

Kâbe’ye gelince! Onun sahibi var. Evini korur!”

Allahım şu yüreğe bak. Tek başına azgın bir orduya direnen bir adamın cesaret, mehabet, cesametine bak.

Ertesi gün! Tüm silahların çarkları yürümez, mekanizmaları çalışmaz olmuş.

Eyvah!! Ebrehe’nin gemisi su almaya başladı.

Kâbe’nin Rabbi, bu şımarık, ordu kuruntusu adama haddini bildirecek İHA, SİHA, BAYRAKTARlar (Ebabil) füze (siccil)lerle hedefe on ikiden vuruş, tepeden dalış yaparak; Ebrehe’yi eblehe, ordusunu ekin tarlasına çevirdi.

Allah dedi ki kısaca! Boşu boşuna bana dua edip, dağları devirmemi istemeyin. Siz elinizden geleni yapın. Düşmandan daha üstün silah yapın. Sonra isteyin. Gerisi benim işim.

Zafer benim takdirimde...

Siz Abdulmuttalip’in yalnızlığında değilsiniz. O bir devlet değildi. Siz devletsiniz.

İşte, Müzdelife’de, manen o Ebabillerin gözetiminde, toprak üstünde sabahladık.

MİNA, MİNA...

Arabistan Devleti muhteşem yatırımlar yapmış yeni bir tünel faciası yaşanmasın diye...

Hz. İbrahim oğlu İsmail’i kurban edecek... Kesmeyecek, kurban edecek...

Allah’a yakınlaşmak için.

Allah’ın emrini yerine getirmek için...

Şeytan, pandoranın deliğinden başını uzatıyor, babalık duygusunu sömürüyor, güya İsmail’i çok seviyor, çok düşünüyor...

“Sabi”dir, körpedir.

Ama ne yazık ki onu tanıyan bir İbrahim var: yedi taş yiyor...

Oğlu İsmail’i ayartmaya çalışıyor: “Baban Allah’ın emrini yanlış anladı. Geride gözü yaşlı annen var. Onu üzme. Emre itaat etme... İsmail (A.S) şeytanı yanından kovuyor. Üstelik yedi de taş fırlatıyor.

Şeytan bu; görevini yapmaktan vaz geçer mi? Bir daha İbrahim (A.S)’a görünüyor. Üçüncü kez de taşı yiyince yere yığılıp kalıyor.

Demek duruş İbrahimce, vuruş İsmailce, teslimiyet Hacerce olunca; ne İbrahim’e ne İsmail’e, ne Hacer’e bir şey olmuyor.

Çünkü koç, çünkü hayvan kendini insana feda ediyor.

Çünkü Rabbülalemin her şeyi en güzel şekliyle düzenliyor.

Bizler de o şeytanı, aynı şeytanı, İblisin torunlarını milyonlarca taş ile taşladık.

O inadından vaz geçmedi biz inancımızdan...

Alacağımız ders ise şudur: İbrahimce dur, İsmailce teslim ol, Hacerce sabret; mutlaka Allah bir kapı açacaktır, vesselam. 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle